Bilim insanları toplum-iktidar ilişkisi ve kitlelerin iktidarın çıkarları doğrultusunda yönlendirilmesini sık sık şu örnekle açıklarlar: “Kafese beş maymun konulur. Bu kafesin ortasına bir merdiven ve tepesine de muz koyulur. Maymunlar merdivenden muza gitmeye çalışırlarken kafesin dışından üzerlerine soğuk su sıkılır. Her bir maymun aynı denemeye kalkışınca, üzerine buz gibi soğuk su sıkılır. Bütün maymunlar denemeler sonucunda ıslanmıştır. Bir süre sonra maymunlar pes ederler. Ancak muza uzanan maymunlar diğer maymunlar tarafından engellenmeye başlanır. Sonra deneye şöyle devam edilir:

Suyu kapatıp, maymunlardan birisi dışarıya alınır ve yerine yeni bir maymun konulur. Bu yeni maymunun yaptığı ilk iş muza tırmanmak olur, ancak diğer dört maymun tarafından izin verilmez ve dövülür. Daha sonra ıslatılmış maymunlardan biri daha yeni maymunla değiştirilir. Bu yeni ikinci maymunun da ilk yaptığı iş muza tırmanmak olur fakat bu maymunu en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymun olur. Bu işleme ıslatılmış son maymun kafesin dışına çıkartılıncaya kadar devam edilir bu arada sürecin hep aynı işlediği gözlemlenir. İçeriye beşinci yeni maymun alınır aynı girişimde bulununca aynı şekilde dayak yer. Fakat dayak atan maymunların neden dayak attıkları konusunda hiçbir fikirleri yoktur. Bundan sonra tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiçbir maymun merdivene yaklaşmamaktadır. Neden mi? Çünkü negatif öğrenme ile organizasyonel şartlanma başlamıştır!”
Tam da Türkiye toplumunun durumunu özetleyen çarpıcı bir deney. Yıllardır Kemalist rejimin yönlendirmesiyle, kendisi dışındaki her görüşe, kimliğe, dine, azınlığa düşman olan kitleler, şimdi de geçmişte yobaz, gerici, anti-laik diye boğmaya çalıştıkları iktidarın yönlendirmesiyle, hizmet ettikleri Kemalizme sırtlarını çevirdiler; onları gerici, darbeci, Ergenakoncu diye nefes aldırmıyorlar. Elbette her iki iktidar doktorinin Kürt düşmanlığını esas alması, kitleleri hem ayırmakta, hem de Kürt düşmanlığında birleştirmektedir.
Buradan son günlerde yine Kürtlere ve PKK’ye karşı devreye sokulan kirli savaş propagandalarını ele alacağız. Kirli savaş propagandası neden yeniden devreye sokuldu? İktidar bu kirli propagandalarla Kürt karşıtı savaş politikasında başarılı olacak mı? Türk basını bunun neresinde? Kirli savaş propagandaları AKP ve özellikle Edoğan’a neler kazandıracak? Özetle bu savaşta kaybeden kim, kazanan kim olacak? Kürt halkı ve Türk halkı bu politikalardan nasıl etkileniyor? Sonuçları neler olacak? sorularına yanıt vermeye çalışacağız.

Diktatörlere itaat nasıl sağlanır?

Tarihte totaliter, oligarşik ve faşist iktidarlar hep aynı yöntemi uygulaya gelmişlerdir. Esas amaç düşman bellediklerinin -yani Kürtlerin- siyasi, ekonomik, sosyal ve moral bakımından zayıflatılmasıdır. Bu politikanın bir devamı olarak uygulama koyulan devlet terörü ve tutuklamalarla da muhaliflerin direniş ve savaş azmini kırmak, morali bozarak manevi çöküntüye uğratmak ve korku duygusu uyandırarak cesaretlerini kırmak amaçlanır.
Psikolojik savaşın en temel taktikleri ise toplumda iktidara itaat ve hedef gösterdiği kesime nefret duygusunu geliştirmektir. Türkiye’de zaman zaman polis ve devlet desteğindeki linç girişimleri buna iyi bir örnektir. Bunu yaparken kamuoyuna boyun eğdirmek, eğmeyenleri sindirmek ve uluslararası kamuoyunu sistematik olarak yanıltmak esas alınır. Düşman bilinen (Kürtler ve PKK’nin) bu yöntemlerle yalnızlaştırılması, kitlelerle arasına nifak sokulması hedeflenir. Elbette bütün bunlar toplumda en temel kültür haline getirilir ve yaşamın her anına egemen kılınır. Bu başarıldığında artık kitleler köleleştirilmiştir. Hiç bir maymunun muza uzanmasına izin vermeyecekler, gerekirse öldüreceklerdir. Ve bunu kimin için, neden ve kendisine yararını asla düşünemeyeceklerdir.

Çinli generalden öğütler

2500 yıl önce yaşamış olan Çinli General Sun Tzu düşmanlarını salt askeri olarak yenmeyeceklerini, gerçek bir zafer için komutanlarına şu çağrıyı yapar: “Düşman halkın bütün başarılarını küçük düşürün, o halk içinde kendi değerlerini hor görmelerini sağlayın. (Kemal Burkay örneğinde olduğu gibi.) Düşman halkın arasına kin ve nifak sokun, hasmınızın geleneklerini gülünç hale sokun ve adi ve aşağılık kişilerin işbirliğinden yararlanınız.”
Evet günümüz diktatörleri de böyle hareket etmektedir. Şimdi konuyu Nevzat Tarhan’ın “Psikolojik Savaş” adlı kitabındaki belirlemelerle sürdürüp, Türkiye gerçeğine dönelim: “Psikolojik savaşta devreye konulan propaganda, eğitim, provokasyon vb araçlarla, insanları ikna etmek, insanların düşünme şeklini değiştirmek, paranoya ve korku dolu bir toplum yaratmak, insanların kendilerine olan güvenini kırmak veya tam aksine aşırı cesaretlendirmek, toplumsal kenetlenmeyi azaltmak veya tam tersine toplumu kendi amaçlarını engelleyen birimleri yıkmak için kenetlemek amaçlanır.

Kontrollü gerilim stratejisi

Psikolojik savaş yöntemlerinden bir tanesi kontrollü gerilim stratejisidir. Egemenlik duygusu evrensel bir duygudur. Güç odakları bu duygunun etkisi ile ellerindeki kontrolü kaybetmemek için gerilimi artırırlar ve gerilimden çıkar sağlarlar. Potansiyel tehlike olarak algıladıkları tehlikeyi kendi savaş kurallarına çekmeye çalışırlar. Kontrollü gerilim, güçlü tarafın egemenliğini elinde tutmak için geliştirdiği bir yöntemdir, kısa vadede sonuç verir. Kutuplaşma yaratmak, kontrollü gerilim stratejisinin temelidir.

Propaganda türleri

Beyaz: Açık ve şeffaftır, doğrudur. Doğruyu anlatarak ispatla kendini güçlendirme.
Siyah: Yanlış bilgi vererek karşıtını yıkmak. Kaynak gizlidir. Hile, entrika, fitne, sinsilik ve sahte delil serbesttir.
Gri propaganda: Kaynak belli değildir, yalan veya iftira olduğu da kanıtlanamaz. Ana malzeme ‘rivayetler’dir. Genellikle doğru bir olaya on tane yalan sokulup muhatabı küçük ve gülünç duruma düşürmek amaçlanır. İnsanların ‘merak’ duyguları kullanılır.

Fil yöntemi

Fil her gün aynı yoldan geçen bir canlıdır. Fil avcıları yola tuzak kurarak onu çukura düşürürler. Siyah elbise ile gelip iyice döverler. Bir iki gün sonra beyaz elbise ile gelip kurtarırlar. Fil artık onları kurtarıcı gibi görür.
Toplumu bunalıma sok, sonra kurtar ve kendine bağla.

Deney: Sosyal uyum

Birbirinden habersiz toplam 5 kişi bir lobaratuvar ortamına alınmış. Uzunlukları aynı olan iki çizgi gösterilmiş. Diğer dört kişi bir çizginin diğerinden uzun olduğunu iddia etmiş ve beşinci kişiye de sıra geldiğinde gördüğü çizgiler eşit olmasına rağmen birinin diğerinden uzun olduğunu ifade etmiş.

Dezenformasyon (Çarpıtma)

1991 Körfez Savaşı, bir karabatak… 1991’de çöl fırtınası operasyonu öncesi petrole bulanmış karabatak CNN’de sürekli yayınlandı. Dünya halklarını savaşa inandırdı. Sonradan bunun Fransa’da tanker kazası ile petrole bulanmış karabatak olduğu anlaşıldı.

Manipülasyon (Yönlendirme)

Yine Körfez Savaşı, Kuveytli 16 yaşında bir kız Nayırah… Iraklı askerlerin henüz küvezdeki bebekleri bile acımasızca öldürdüklerini ABD’nin özel kanallarında anlattı. Oysa Nayırah Kuveytli bir diplomatın kızıydı ve o tarihte Kuveyt’te değildi. (İran-Irak savaşında ABD iki ülkeye 120 milyar Dolarlık silah satmıştı. Irak, İran’a saldırırken ABD her türlü desteği Irak’a vermişti. Irak’ın Kuveyt’e girmesini teşvik etmiştir.)

Hitler gerçeği

Hitler Almanyası ve II. Dünya Savaşı’nın hemen tamamı propaganda tekniklerinin en yoğun kullanıldığı, propagandanın “savaşın ana tema”larından biri haline geldiğini işaret eden bir süreçtir. Hitler kişisel özelliklerini, Alman ulusunun kültürel kodlarında taşıdığı “benmerkezci” yapılanmasını kışkırtmak için kullanmıştır. Fransa ve İngiltere’ye göre geç uluslaşmış olmasına rağmen en az İngiltere kadar sanayileşebilmiş olan bir devlettir 19. Yüzyıl Almanyası…
Çok ileri düzeyde bir “düşüncel-felsefe” üretiminin yanında, gümrük duvarlarını inşa eden bir “ulusal ekonomi” kavramını da yaratmış ve ülkenin gelişim dinamiklerinde kullanagelmiştir. Ancak I. Dünya Savaşı’nda yenilince Almanların ‘kendilerini üstün gören’ egoları yıpranmış ve örselenmiştir. Koşulları ağır bir anlaşmayla, orduları ve silahlanmaları sınırlanıyor, savaş tazminatı ödemeye mahkum bırakılıyor ve sınırlarının daralmasıyla birlikte ekonomik dayatmalara mecbur kalıyorlardı. Bu koşullar çılgın bir diktatörü iş başına çağıracak ortamı hazırlamıştı.

Kürt sorununda beyaz propaganda

Türk eksi Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile Başbakan Erdoğan’ın gizli görüşmelerinden sonra Kürdistan’daki kirli savaşın baş sorumluları üst üste demeçler verdi. Ardından Kürt açılımı seslendirilmeye başlandı, Kürt sorunu denmeye başlandı. Amaç ortadaydı. “Devlet özeleştiri veriyor, eski devlet gitti, Ergenekon yargılanıyor. TRT 6 yayına başladı” denilerek, Kürt halkı PKK’den koparılmaya, kafalar bulandırılmaya ve Kürt halkı arasında bölünme yaratılmaya çalışıldı. Generallerin söyledikleri doğruydu, ama amaç bambaşkaydı. Sorunun kabulü değil, tesfiye amaçlandığı birçok örnekle açıklamak yeterlidir.

Generaller ne demişti?

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu terör örgütüne katılımlar noktasında başarılı değildir. Başarılı olsaydık bugünlere gelinmezdi.”

Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Aytaç Yalman: “Bu açıdan baktığımızda, o aşamada sorunun ‘kendini ifade’ olarak tarif edildiğini görüyoruz. Dilini konuşmak, şarkısını, türküsünü dinlemek istiyor, kültürünü yaşamak istiyor. Oysa, bizler o dönemde, ‘Kürt yoktur’ diye eğitilmişiz. Kürtleri, Türklerin kolu olarak görüyoruz. Ortalıkta işte dağlarda gezerken, karda yürürken kart-kurt sesleri çıktığı için Kürt denilmiştir, gibi tarifler dolaşıyor. O dönemde sosyal istekleri bile biz ‘yıkıcı faaliyetler’ kapsamında görüyoruz. Aslında Türkiye’nin sorunu henüz sosyal boyuttayken görmesi ve doğru okuması gerekirdi. Bu yapılabilseydi sorun belki sosyal aşamadayken çözülebilirdi. Ancak, maalesef bunun yapılamadığını görüyoruz.”(Milliyet)

12 Eylül darbesinin baş mimarı Kenan Evren: “Kürtçe konuşmayı yasakladık. Kürtçe yasağını koyduk. ‘Kürtçe tedrisat yapılamaz’ dedik. Ama, biraz ağır yasak koyduk. Sonra bu yasak kaldırıldı, ama hataydı. Hata olduğunu sonradan anladım.”
Ve bu demeçlerin ardından, iktidar, “PKK ile de Apo ile de görüşülür” diyerek, “çözüm yanlısı“ bir hava yaymaya başladı. Amaç Kürt halkıyla PKK’yi “bakın biz çözüm istiyoruz, PKK savaşta ısrar ediyor” diyerek karşı karşıya getirmekti. Oyunu Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bozdu. Söz konusu süreçte PKK’de oyunun içinde gözükerek, AKP’yi kendi silahıyla vurmayı tercih etti. Öcalan bu süreci ve AKP’yi net bir şekilde değerlendirmişti.
Hegemonik AKP iktidar döneminde Kürt varlığı ve özgürlüğünü tasfiye amaçlı özel savaş rejiminin daha da güçlendirilerek yürütüleceğini belirten Öcalan, “AKP’nin ordu şahsında rejimin eski iktidar sahipleriyle yaptığı uzlaşmanın temelinde Kürt varlığının ve özgürlüğünün tasfiyesi ve kültürel soykırımın sürdürülmesi yatmaktadır” demişti. “İktidar başka türlü AKP’ye teslim edilemezdi” diyen Öcalan devamla şunları söylüyor: “1925’teki siyonist milliyetçilik ve Türk ulusçuluğu arasındaki uzlaşmanın temelinde de Kürt varlığının inkarı ve isyancı güçlerin şiddetle tasfiye edilmesi yatmaktaydı. Bu uzlaşma AKP döneminde sadece olduğu gibi kabullenilmekle kalmamış, İslami argümanlarla daha da güçlendirilerek devam ettirilmiştir. Özcesi, her üç ana akım milliyetçiliklerin ortak paydası Kürtlerin kültürel soykırımıdır. Her üç milliyetçilik diğer tüm konularda birbirlerine karşı darbe yapıp kanlı mücadelelere girseler de, Kürt gerçekliği karşısında hep ortak tavır alırlar. Faşist rejimin ‘tunç yasası‘ denen olgu budur. Bu yasayı tanımayan hiçbir güce sistem içinde yaşama ve siyaset yapma hakkı tanınmaz.” DEVAM EDECEK

ALİ ÖZŞERİK