"Bütün renkler
hızla kirleniyordu
Birinciliği beyaza verdiler."
Yukarıdaki dizeler, Türkçe şiirin büyük ustası Özdemir Asaf’a ait. Bu dizelerdeki "beyaz" imgesi bana hep vicdanı hatırlatmıştır. Bir insanın en hızlı kirlenen hasleti, vicdanıdır. Vicdan, insanın moral sisteminde kirini ve yarasını en kolay belli eden yandır. Vicdanı bir bütünen kire bulamadan insanın yaşam tasavvurunda kötülüğü egemen kılması mümkün değildir. Vicdan, insanın duygu ve düşüncesinin, hamasete, merhametsizliğe, eşitsizliğe, hasılı kelam her türlü kötülüğe teslim olmasını engelleyen subaptır.
Beyazıt Öztürk, uzun yıllardır süren ve hayli sayıda izleyicisi olan "Beyaz Show" adlı tv programının sunucusu. Namı diğer Beyaz. Beyazıt’tan kısaltma. Bu şov programıyla tanınsa da türkü kaseti çıkarmışlığı, dizi film ve sinema oyunculuğu yapmışlığı da var. Türkiye vasatında "sanatçı" diye tanımlanacak ve bu sıfatıyla yaptıkları ve söyleyecekleriyle toplum üzerinde etki sahibi biri. Naif bir insan. Kibar. Egemen sistemin kırmızı çizgilerine değmemek kaydıyla, muhalif, sözünü esirgemeyen, toplumun vicdanı olmaya çalışan bir sanatçı. Herhangi bir anormalinin alay ve dışlanma konusu olduğu bir ülkede "r" sesini çıkaramıyor olmayı, kendine dair bir sempatiye dönüştürebilecek kadar da akıllı.
Canlı yayımlanan sunuculuğunu yaptığı programa bağlanan bir kadın, öğretmen olduğunu söyleyerek, doğuda çocukların öldüğünü söylüyor. "Bunu görün, duyun" diyor. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın" diyor. Bunu söylemek için Beyaz’ın programını seçiyor. Belli ki bu programı bilen, tanıyan, izleyen biri. Beyaz’ın vicdanına sesleniyor, vicdanlı biri olduğunu biliyor. Bu tahmininde yanılmıyor. Beyaz’ın vicdanı, çocuk ölümleri karşısında harekete geçiyor. Duygulanıyor. Çocukların öldüğü söylendiği sırada bir eğlence programı yapıyor olmaktan mahcubiyet duyuyor. Arayan kadın öğretmeni, bu duyarlılığından dolayı tebrik ediyor. Stüdyodaki konuklarına, kadının duyarlılığını alkışlatıyor.
Ortalama insanda faşizminin ulaştığı boyutu, havuz medyasının attığı kara propaganda manşetleri değil, çocuklar ölmesin diyen bir kadından etkilendiği, vicdanı harekete geçtiği ve bunu canlı yayında söylediği için bir linçe tabi tutulan ve bu linç karşısında çocukları öldürenlerden bu gerçeği dile getirdiği için özür dileyen ortalama vicdan sahibi bir insanın bu trajedisidir bize gösteren. Bu faşizmin zaferidir. Türkiye toplumunun faşizm karşısındaki ağır yenilgisidir. Bunun sonuçları çok ağır olacaktır. Çocuklarının ölümüne üzüldüğünüz için özür dilemek zorunda kaldığınız bir sistemde, bu çocukları öldürenler kadar suçlusunuz. Vicdanı elinden alınmış bir halkın hiçbir geleceği yoktur. Beyazıt Öztürk Türkiye halkının ortalamasıdır, henüz tümden kire bulanmamış ortalama vicdanıdır. Baskılar karşısında "çocuklar ölüyor" demenin PKK propagandasına girdiğini kabul edip özür dilemek, "devletin yanındayım" demek, Türkiye ortalamasının, vicdan sızısından iktidar şehvetine hicret ettiğinin hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmasıdır.
Kürdistan halkı direniyor. Öyle anlaşılıyor ki çok ağır bedeller ödeyecek, büyük acılar çekecek. Fakat en kötü ihtimalle insan kalarak, onur ve vicdan sahibi kalarak kazanacak. Oysa sanatçısının, öldürülen çocuklardan değil, çocukları öldürenlerden özür dilediği ve kahır çoğunluğun buna sessiz kaldığı bir ülkede herkes, herkesin katil olduğu gerçeğiyle yaşamak zorunda kalacak.