ABD’de elitleri arasındaki çekişmede belirleyici önemde olan “Rusya soruşturması” dosyası geçen hafta Adalet Bakanlığı’na teslim edildi. ABD Adalet Bakanı Barr, raporun incelemesini sonrası hazırladığı 4 sayfalık bilgilendirme metninde, özel yetkili Savcı Mueller’ın soruşturma dosyasında Trump’a suçlama yönetilmediğini açıkladı. Trump biraz rahatladı.
Fakat olayın bununla kalmayacağı şimdiden söylenebilir. Trump’a Rusya değilse bile yolsuzluk, adaleti engelleme vb. konular çerçevesinde Kongre üzerinden soruşturma açılması söz konusu.
Ayrıca Adalet Bakanı Barr’ın da Kongre’ye ifade vermeye çağırılması bekleniyor. Muhtemelen bundan önce Mueller’ın hazırladığı raporun kamuoyuyla paylaşılması zorlanacak. Sonuçta “Rusya soruşturması” tartışmasında Putin yönetimi hariç kimse tatmin olmuş değil, elitler arası çekişmenin dış siyaseti de kapsayan bir biçimde tırmanması kaçınılmaz.
Trump yönetiminin Netanyahu ile oluşturduğu yapışık ikiz modeli siyaset bir yanıyla da bu çekişmenin devamı olarak okunabilir ve ürünlerini veriyor. Golan Tepeleri’nin işgalinin legalize edilmesi ve Pompeo’nun Hizbullah üzerine yoğunlaşan tehditle safları yeniden pekiştirme turu bu hikayenin bir parçası.
İsrail-Yunanistan-Mısır ve Kıbrıs yönetimlerinin Doğu Akdeniz’den AB’ye bir doğal gaz hattı (EastMed) çekme etrafında şekillenen yeni ittifakları (ABD-Fransa desteği de söz konusu) ve Girit’te bir radar üssü açılması tartışmaları da bu politikayla paralel. TC ve Rusya’nın farklı nedenlerle de olsa bu gelişmelerden rahatsız olması normal. Yunan hava sahası ihlalleri ve Tsipras’ın helikopterinin taciz edilmesi meselesi muhtemelen bu durum kapsamında gelişti.
Golan Tepeleri’nin İsrail’in toprağı olarak tanınması, İsrail için su-petrol gibi önemli hediyelerin yanı sıra Suriye savaşının da yakın vadede sonuçlanmayacağının göstergesi olarak okunabilir. Trump’ın kafasından geçenler bir yana en azından İsrail’in tercihlerinin bu yönde olduğu görülüyor. “Yüzyılın barış planı” diye sunulan gerçekte ise bir imha planı ve İsrail yayılmacılığını perdeleme işlevi görecek politikalara savaş atmosferi, uygun zemin sunuyor. Ayrıca İran’ın ve Hizbullah’ın etkisizleştirilmesi için halen Esad’ın gitmesi gerektiği düşüncesi de sabit.
Postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının zemininde geliştirilen bu politikalar aynı zamanda ABD-İsrail ikilisine BM gibi nispeten ortak diye nitelenebilecek kurumları terk edip/işlevsizleştirip “yeni” bir hukuk oluşturma olanağı veriyor. Bu politikanın gerçekte yeni bir tarafı yok, aslında Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası “güç”ün keyfilik, dayatma ve şantaj eşliğinde yürütülmesinin legalize edilmesi arayışı denilebilir.
Bu süreç yeni güç şekillenmelerine ve ittifaklara da gebe fakat daha da önemlisi bu “yeni” hukukun yıkma, yok etme ve boyun eğdirmenin ötesinde herhangi bir prensibi yok. İşte ahlak ve insanlığa dair idealden yoksun bu zihinler pekala bugün DAİŞ’e karşı insanlık için kendini feda etmiş on binlerce insanın kanı üzerinden, o kanın dökülmesine katkıda bulunmuş diktatörlüğe yeni krediler sunabiliyorlar. ABD’nin Suriye özel temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey’nin yaptığı/yapmaya çalıştığı budur.
Bu türden güce dayalı, herhangi bir idealden yoksun politikaların oluşturduğu atmosfer sayesinde beyin erozyonuna uğramış “insanlık”, elbette ve maalesef Mali’de 134 kişi katledilmiş, Afrika’nın güneyi büyük bir fırtınaya maruz kalmış (şu ana kadar ölenlerin sayısı en az 800), İran seller altındaymış umurunda olmadığı gibi bütün bu olumsuzluklarla boğuşan insanlara nasıl yardım ederim, dayanışırım diye sormak aklının ucundan bile geçmiyor. Beyin erezyonu
ABD’de elitleri arasındaki çekişmede belirleyici önemde olan “Rusya soruşturması” dosyası geçen hafta Adalet Bakanlığı’na teslim edildi. ABD Adalet Bakanı Barr, raporun incelemesini sonrası hazırladığı 4 sayfalık bilgilendirme metninde, özel yetkili Savcı Mueller’ın soruşturma dosyasında Trump’a suçlama yönetilmediğini açıkladı. Trump biraz rahatladı.
Fakat olayın bununla kalmayacağı şimdiden söylenebilir. Trump’a Rusya değilse bile yolsuzluk, adaleti engelleme vb. konular çerçevesinde Kongre üzerinden soruşturma açılması söz konusu.
Ayrıca Adalet Bakanı Barr’ın da Kongre’ye ifade vermeye çağırılması bekleniyor. Muhtemelen bundan önce Mueller’ın hazırladığı raporun kamuoyuyla paylaşılması zorlanacak. Sonuçta “Rusya soruşturması” tartışmasında Putin yönetimi hariç kimse tatmin olmuş değil, elitler arası çekişmenin dış siyaseti de kapsayan bir biçimde tırmanması kaçınılmaz.
Trump yönetiminin Netanyahu ile oluşturduğu yapışık ikiz modeli siyaset bir yanıyla da bu çekişmenin devamı olarak okunabilir ve ürünlerini veriyor. Golan Tepeleri’nin işgalinin legalize edilmesi ve Pompeo’nun Hizbullah üzerine yoğunlaşan tehditle safları yeniden pekiştirme turu bu hikayenin bir parçası.
İsrail-Yunanistan-Mısır ve Kıbrıs yönetimlerinin Doğu Akdeniz’den AB’ye bir doğal gaz hattı (EastMed) çekme etrafında şekillenen yeni ittifakları (ABD-Fransa desteği de söz konusu) ve Girit’te bir radar üssü açılması tartışmaları da bu politikayla paralel. TC ve Rusya’nın farklı nedenlerle de olsa bu gelişmelerden rahatsız olması normal. Yunan hava sahası ihlalleri ve Tsipras’ın helikopterinin taciz edilmesi meselesi muhtemelen bu durum kapsamında gelişti.
Golan Tepeleri’nin İsrail’in toprağı olarak tanınması, İsrail için su-petrol gibi önemli hediyelerin yanı sıra Suriye savaşının da yakın vadede sonuçlanmayacağının göstergesi olarak okunabilir. Trump’ın kafasından geçenler bir yana en azından İsrail’in tercihlerinin bu yönde olduğu görülüyor. “Yüzyılın barış planı” diye sunulan gerçekte ise bir imha planı ve İsrail yayılmacılığını perdeleme işlevi görecek politikalara savaş atmosferi, uygun zemin sunuyor. Ayrıca İran’ın ve Hizbullah’ın etkisizleştirilmesi için halen Esad’ın gitmesi gerektiği düşüncesi de sabit.
Postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının zemininde geliştirilen bu politikalar aynı zamanda ABD-İsrail ikilisine BM gibi nispeten ortak diye nitelenebilecek kurumları terk edip/işlevsizleştirip “yeni” bir hukuk oluşturma olanağı veriyor. Bu politikanın gerçekte yeni bir tarafı yok, aslında Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası “güç”ün keyfilik, dayatma ve şantaj eşliğinde yürütülmesinin legalize edilmesi arayışı denilebilir.
Bu süreç yeni güç şekillenmelerine ve ittifaklara da gebe fakat daha da önemlisi bu “yeni” hukukun yıkma, yok etme ve boyun eğdirmenin ötesinde herhangi bir prensibi yok. İşte ahlak ve insanlığa dair idealden yoksun bu zihinler pekala bugün DAİŞ’e karşı insanlık için kendini feda etmiş on binlerce insanın kanı üzerinden, o kanın dökülmesine katkıda bulunmuş diktatörlüğe yeni krediler sunabiliyorlar. ABD’nin Suriye özel temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey’nin yaptığı/yapmaya çalıştığı budur.
Bu türden güce dayalı, herhangi bir idealden yoksun politikaların oluşturduğu atmosfer sayesinde beyin erozyonuna uğramış “insanlık”, elbette ve maalesef Mali’de 134 kişi katledilmiş, Afrika’nın güneyi büyük bir fırtınaya maruz kalmış (şu ana kadar ölenlerin sayısı en az 800), İran seller altındaymış umurunda olmadığı gibi bütün bu olumsuzluklarla boğuşan insanlara nasıl yardım ederim, dayanışırım diye sormak aklının ucundan bile geçmiyor.