1988 yılının ortalarıydı. İlçemizin bir köyünde çatışma çıkmış ve çatışmanın sonucunda 6 asker üç gerilla yaşamını yitirmişti.  Sanırım o dönem, gerillalar ile askerler arasında yaşanan ilk çatışmaydı bizim ilçede.
Çatışmanın ardından ilçeyi tam bir sessizlik almış, halk da devlet de ne yapacağını şaşırmıştı. Herkes bir ilki yaşıyordu belki de. Korku, kaygı ve belki de gizli umutlar iç içe geçmişti. Kimse yüksek sesle konuşmak, duygularını haykırmak istemiyordu.
Sessizliğe bürünen ilçeyi askerlerin postal sesi bozuyordu.  Her yerde asker ve polis vardı. Köşe başlarını panzerler tutmuştu. Güç gösterisi yapar gibi sarmalamışlardı her tarafı.
Çatışmanın ardından cenazeler sağlık ocağına getirilmişti. Üç gerillanın cenazesine sahip çıkacak hiç kimse yoktu. İçten içe ağlayan bir kaç kişinin dışında onlara hak verecek kimse de yoktu. İşgal edilmiş bir ülkenin özgürlüğü için yaşamını yitirenler bir bakıma sahipsiz kalmışlardı.
Çocuk yaşta olduğumuz için olup bitenleri anlamaya çalışıyorduk. Üç gerillanın nereye gömüldüğünü ve aileleri tarafından cenazelerinin alınıp alınmadığını hiç bir zaman öğrenemedim. Bu durum içimde hep bir hüzün olarak kaldı. Yıllar geçmesine rağmen, her anımsayışımda bir hüzün sarar bedenimi.
Gerillaların kahramanca direnişi herkes tarafından konuşuluyordu. Özellikle kadın bir gerillanın esir düşmemek için son mermisini kafasına sıkarak yaşamına son verdiği söyleniyordu. Aslında herkesin içinde gizlice bir hayranlık vardı onlara karşı. İsimsiz gerilla bayan hala konuşulur bölgede.
Onlar bir halk için kendilerini feda etmişlerdi, halk ise korku duvarını yıkamadığı için onları sahiplenememişti. Yürekleri açıyordu, gözyaşlarını yüreklerine bırakıyorlardı ama sesini haykırmaya cesaretleri henüz yoktu.
Yıllar geçti, savaş şiddetlendi, gerilla bıkmadan usanmadan halkla bütünleşmek için çaba sarf etti. Çok daha fazla bedel verdi ve halkı uyandırmayı başardı.
Kürdistan’ın her yanı savaş alanına dönüştü ama her şey değişti. Yangınlar arasında yeni bir yaşam oluştu.   
Önceki gün Beytüşşebap’taki halkın gerilla cenazelerine sahip çıktığını gördüğümde, o yıllara geri gittim. Halk artık korkunun duvarını yıkmış ve kendi çocuklarının cenazelerine bir ordu karşısında sahip çıkıyor. Askerlere cenazelerine saygı duymayı dayatıyor ve gerilla cenazelerinin içinde bulunduğu panzere bayrak asabiliyor. Yoldan geçen gerilla cenazelerini ve onlara sahip çıkan halkı gören askerler bayrağını indiriyor. Halkın gücü tüm sokakları rehin almıştı. Eli silahlı özel timler ne yapacağını şaşırmıştı. 
Gerillayı güçlendirecek bütün devletleri dize getirebilecek tek eylem biçimi belki de budur. Yani halkın gerilla ile omuz omuza yürümesi. Yaşamını yitiren gerillaların cenazeleri yıllardır yerde bırakılmamış ve halk zaten sahip çıkıyordu. Ama çatışmanın ortasında halkın gerillaların cenazelerini istemesi ve onlara sahip çıkması hiç bir gücün bu mücadeleyi sekteye uğramayacağını gösteriyor. Sanırım gerillanın halklaşması veya halkın gerillalaşması buna denir. Beytülşebap’ta yaşananlar şayet tüm Kürdistan’a yayılırsa Kürtlerin mücadelesinin önüne hiçbir güç duramaz.