İnsan hakları aktivisti Uli Bez, YPG/YPJ bayraklarını paylaşmaktan dolayı yargılandığı davadan beraat etti. Federal hükümetin, Kürtlere yönelik siyasetinden dolayı beraatine de sevinemediğini belirten Bez, Almanya’da böylesi uygulamalarla ifade özgürlüğünün içinin de boşaltıldığını söyledi.
DİLAN REŞWAN
Almanya’nın Bavyera Eyaleti’nde polis ve savcıların YPG/YPJ bayraklarını gerekçe yaparak açtıkları soruşturmalarından beraat eden Uli Bez, “Beraat ettim ancak hükümetin Kürtlere yaklaşımı ve Erdoğan ile işbirliği, sevincime gölge düşürüyor” dedi. “Kürtlere yapılan baskılar skandal bir durum. Onlara haksızlık ediliyor” diyen Bez’in hakkında dava açılanlara da tavsiyesi var: “Avukat tutun, davaya güçlü hazırlanın.”
2017’de Facebook hesabından YPG/YPJ bayrağı paylaşımı gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan film yapımcısı Uli Bez, 4 Nisan’da hakim karşısında çıktı. Mahkeme diğer yargılamalarda verilen para cezalarının aksine Bez, “YPJ bayrağını paylaşmanın yasaklı olan PKK ile bağlantısının ispatlanamadığı” belirtilerek, beraat etti.
İnsan hakları savunucusu ve film yapımcısı Uli Bez, kadın haklarıyla da yakından ilgileniyor. ‘Töchter des Aufbruchs’ filminde 1960’larda Almanya’ya göçen kadınların hikayesini ele aldı. Karar duruşmasının gerçekleştiği 4 Nisan’da filmin internet sitesi hacklendi. Bunun bir tesadüf olmadığını söyleyen Bez, kamu önünde iş yapmanın ne kadar zor olduğunu ancak kendini savunma mecburiyeti olanların bu şekilde güçlendiğini kaydetti. Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin bunun bir örneği olduğuna dikkat çeken Bez, “Beni yargılamak isteyen beni hapse atmalı” dedi. Bez ile dava sürecini ve Alman hükümetinin Kürtlere ve sol kesime olan yaklaşımını sorduk.
YPG/YPJ sembollerini paylaştığınızda size dava açılacağını bekliyor muydunuz?
Hayır. Bir paylaşımın davaya yol açacağını tahmin bile edemezdim. Celp kağıdını aldığımda çok şaşırmıştım. Dernekler Yasası’na aykırı davrandığım yazılmıştı; hiç anlayamadım. Hangi yasayı çiğnediğime dair hiç bir fikrim yoktu.
Almanya’da Kürt sembollerinin yasaklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Özellikle Polis Görev Yasası’nı (PAG) dikkate alırsak Almanya’da ifade özgürlüğünün içi boşaltılmış. Davamla alakalı olan; Mart 2017’de İçişleri Bakanlığı tarafından kamuya açık olmayan bir sembol yasağının sıkılaştırılmasını eleştiriyorum. İçişleri Bakanı sembol yasağını sıkılaştırıldığına dair ne bir basın açıklaması yaptı ne de bir söyleşide dile getirdi. “Aktif Kürtler ve onlara destek verenler nasılsa bir şekilde duyar” diye düşünmüş olmalılar. Duymamışlarsa en geç dava dilekçesi ellerine geçince duyacaklardı. Devletin vatandaşlarına bu yaklaşımı korkunç ve saygısızca.
Sizce Alman hükümetinin Kürtlere yaklaşımı nasıl?
Kürtlere yapılan baskılar skandal bir durum. Onlara haksızlık ediliyor.
Bavyera’da çok sayıda kişi hakkında aynı gerekçeden dava açıldı. Bir çoğu para cezası aldı. Bavyera eyaletinin solculara artan baskısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu durum ülkemizin demokrasisine uygun değil. Karar duruşmasında yaptığım son sözle, Rojava’da inşa edilen demokratik yapılarından söz ettim ve multi etnik birlikte yaşamın ne koşullarda örgütlendiğini hatırlattım. Alman hükümeti, ne Suriye’deki demokrasi ne de kadın haklarıyla ilgileniyor. Daha çok Erdoğan’ın isteklerini nasıl yerine getirireceklerini düşünüyor.
Siz hakkında dava açılan diğerlere göre şanslısınız. Beraat ettiniz...
Beraat ettim ancak hükümetin Kürtlere yaklaşımı ve Erdoğan ile işbirliği, sevincime gölge düşürüyor.
Bir demecinizde “davalar beni yıldıramaz” dediniz. Aynı davadan muzdarip kişilere mesajınız var mıdır?
Dava dilekçesi eline geçenlere tavsiyem, derhal bir avukat yardımı almalılar. Davaya güçlü hazırlanmalılar.
Avukat Waechtler: Hukuk devletine aykırı
Başta 1970’lerde Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun (RAF) kurucularından Ulrike Meinhof olmak üzere Almanya’da yargılanan 1968 hareketinin liderlerini savunan avukatlardan biri olan Hartmut Waechtler, Uli Bez’i mahkemede savundu.
YPG/YPJ’e yönelik bir yasak olmadan İçişleri Bakanlığı’nın genelgeyle bu örgütlerin bayraklarını yasaklamasını hukuka aykırı bulan Waechtler, Bez’in beraatine ilişkin görüşünü gazetemize değerlendirdi.
Hiçbir karar ve yasak olmadan bir bayrağın İçişleri Bakanlığı’nın bir iç yazışmasıyla karar verilip suç sayılmasının hukuk devletine yakışmadığını belirten Waechtler, PKK’ye yönelik yasak kararının 1993’te alındığını hatırlatarak şöyle devam etti: “O dönem bu yasak kararıyla hangi sembollerin yasaklanacağı tespit edilmişti. Ancak daha sonra bu sembollere garip şekilde Öcalan’ın fotoğrafları da eklendi. ‘Öcalan’a özgürlük’ dahi yazılsa, yasaklandı.”
Tek sevinen Erdoğan
Son dönemde sembol yasağının keyfi bir şekilde sınırı aştığına dikkat çeken Waechtler, İçişleri Bakanlığının Mart 2017’de yayınladığı genelge ile YPG/YPJ sembollerinin de yasaklandığını hatırlattı ve devam etti: “YPG/YPJ güçlerinin Êzîdîleri DAİŞ’in katliamlarından kurtardığını ve bu gerçeğin Alman medyasında sıkça yer almasına rağmen İçişleri Bakanlığı bu güçlerin sembollerini yasakladı. Üstelik yasak ardından insanların evleri basıldı, yargılandılar ve para cezası verdiler. Polis bununla da sınırlı kalmadı, Uli Bez’in olayında görüldüğü gibi bir ev baskının haberini Facebook hesabında paylaştığı için soruşturma açıldı ve yargılandı.”
Almanya’daki bu tür yargılamalara tepki gösteren avukat Waechtler, “Bu soruşturmalar ve verilen cezalar karşısında sevinen tek bir isim var, o da Suriye’de Kürtlere yönelik askeri saldırılar gerçekleştiren Erdoğan” dedi.