
Silahsız ve savunmasız 22 genç, yaşamlarının baharında katledildi. 28 gencin cenazeleri, askerler tarafından ayak bileklerinden katır ve atlara bağlandı ve dağdan sürüklenerek indirildi. 28 gencecik beden daha sonra kamyonlara konularak Adıyaman'a getirildi. Karakolun bahçesinde bekletilen cenazelerden 11'i aileleri tarafından teşhis edildi ve alındı. Kalan 17 cenaze ise askerler tarafından şimdi Karapınar Mezarlığı olarak bilinen alanda iş makineleriyle açılan çukura topluca gömüldü.
Gençlerin gömüldüğü toplu mezar, Adıyaman halkı için adeta bir anıt niteliğinde. Her bayram ve yıldönümlerinde kitlesel olarak ziyaret ediliyor. Ayrıca bölge halkı katliamın yıldönümlerinde Bêzar Dağı'nda kitlesel anma töreni gerçekleştiriyor.
İki kardeş birlikte katıldı
17 Mayıs 1994'te Bêzar Dağı'nda yaşanan katliam bugün hala hafızalarda diriliğini korurken, yaşananlardan en fazla etkilenen yine anneler oldu. Bu annelerden biri de 2 çocuğunu ve bir yeğenini PKK saflarında yitiren Ziné Tümen (63). 1990'lı yıllar öncesinde Adıyaman merkeze bağlı Kaşköy (Sermikan) köyünde eşi ve altı çocuğu ile çiftçilik yaparak geçinmeye çalıştıklarını belirten Tümen, daha sonra çocuklarının eğitimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlamaları için kent merkezine taşınmaya karar verdiklerini ifade etti. Kent merkezine geldikten sonra eşinin çocuklarının okula gidebilmeleri için inşaatlarda çalışmaya başladığını aktaran Tümen, çocukları İsmail ile Öner Tümen'in PKK'ye karşı sempati duymaya başladığını ve parti çalışmalarına katılmaya başladıklarını söyledi.
20'li yaşlardaydılar
"İsmail ile Öner bizim haberimiz olmadan parti çalışmalarına katılıyormuş. Zamanla hareketlerinde ve yaklaşımlarında bazı değişimler olduğunu gözlemleyebiliyorduk" diyen anne Tümen, oğlu İsmail'in henüz 17 yaşındayken Kürt sanatçı Xelil Xemgin'nin şarkılarını dinlediği ve kasetini bulundurduğu gerekçesi ile tutuklandığını söyledi. Ağır işkencelere maruz kalan oğlunun Adıyaman Cezaevi'nde 4 ay tutuklu kaldığını anlatan anne, yaşanılanların ardından çocuklarının PKK saflarına katılma kararı aldıklarını söyledi. Bu kararlarını kuzenleri Hanifi Tümen ile paylaştıklarını, böylece 3 gencin dağlara doğru yol aldığını belirten anne Tümen, "İsmail 21 yaşındaydı, Öner henüz 19 yaşındaydı. Hanifi ise İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümü son sınıf öğrencisiydi" dedi.
Mart 1990'da PKK saflarında yerlerini alan Öner, İsmail ve Hanifi Tümen'in farklı alanlarda mücadele yürütmeye başladıklarını kaydeden anne Tümen, o dönem yaşadıklarını ise şu şekilde ifade etti: "Çocuklarımız gittikten sonra devlet bize baskı uygulamaya başladı. Eşimi sürekli çağırıyor, çocukların nerede olduklarını soruyorlardı, işkence ediyor, yara bere içinde gönderiyorlardı. Akrabalarımız korktukları için evimize gelemiyordu."
Babanın kalbi dayanmadı
Daha sonra acı haberlerin ardı ardına gelmeye başladığını dile getiren Tümen, ilk olarak oğlu Öner'i 1991 yılında Antep'in Yavuzeli kırsalında çıkan bir çatışmada yitiriyor. 1994 yılında oğlu İsmail'in, PKK saflarına katılmak isteyen gençleri Bêzar Dağı'nda çembere alan askerle çatışarak yaşamını yitirdiğini öğreniyor. Yeğeni Hanifi Tümen de, 1996 yılında Adıyaman'ın Gerger ilçesi kırsalında çıkan bir çatışmada yaşamını yitiriyor. Yaşananların ardından eşi Ali Tümen'i geçirdiği kalp krizi nedeni ile kaybeden Zînê Tümen, "Öner'in bir mezarı yok. Nereye gömüldü bilmiyoruz. İsmail'in cesedini ise teşhis edemedik. Çünkü Bêzar Dağı'ndaki cenazeler parçalanmıştı" dedi.
'Teşhis etmek imkansızdı'
Öner, Bêzar Dağı'nda yaşanan vahşeti ise, şu şekilde anlatıyor: "Cenazeleri almak için askeriyeye gittik. Oğlumu teşhis edebilmek için, cenazelerin olduğu yere 3 defa girip çıktım. Tanımam imkansızdı. Cesetler paramparçaydı. Yerlerde sürüklendikleri için iç organları dışarı fırlamıştı. Elleri, kolları, kulak ve burunları kesilmişti. Hangisi İsmail idi? Nihayetinde İsmail'i teşhis edemedim. Onu da 17 arkadaşı ile birlikte toplu mezara gömdüler. Şimdi o zaman yaşadıklarımı anlatmaya gücüm yetmiyor."
'Ellerimizle topladık'
Oğlu İsmail Tümen'in cenazesini teşhis edemediğini aktaran anne Tümen, daha sonra Adıyaman'da halkın toplanarak askerlerce açılan toplu mezara gittiğini belirterek, yaşananları şu şekilde dile getirdi: "Askerlerin kazıp çocuklarımızı koydukları alana gittik. İsmail de o çocukların arasında ama hangisi İsmail'di bilmiyorum. Bu yüzden hepsi benim çocuğum gibiydi. Askerler çocuklarımızı çukura atıp üstünü örtmüşlerdi, etrafta halen ceset parçaları vardı. Yüreğimiz dağlanıyordu. Herkes ağlıyordu. Çığlıklar, ağıtlar birbirine karışmıştı. Toprağın üstünde kalan et parçalarını halk elleriyle topladı ve tekrar toprağın altına koydu."
'Babalar evlatlarını gömmemeli'
Yaşananları anlatırken gözyaşlarına boğulan anne Tümen, "İsmail ve Öner çok samimi iki dost gibiydiler. Aynı odada yatar, çok şeyi beraber paylaşırlardı. Birbirilerini çok severlerdi. Bu yüzden birlikte gittiler. Babaları, 'keşke onlar bizim cenazemizi görseydi. Babalar anneler evlatlarını gömmemeli' diyordu. Bu acı hiç dinmedi. Kimselerin bu acıları yaşamasını istemiyoruz artık. Her yeni ölümde bizim acılarımız tazeleniyor. Bunlar yaşamayı bilen ve seven çocuklardı. İsmail çok güzel bağlama çalar, türküler söylerdi. Yaşama anlam, değer verirdi" dedi.
Bêzar Dağı'nda katledilenler
Bêzar Dağı'nda kimyasal silahla katledilen 28 gençten 24'ünün isimleri şöyle: Ali Elçi, Kamber Yamaç, Kamber Yavuz, Doğan Öter, Fidel (Şükrü) Töre, Hüseyin İlhanlar, İsmail Tümen (Mehmet Emin), İrfan Çintay (Rüstem), Şeyho Çayır, Mustafa Sincer, Bahri Ekinci, Hüseyin Bozkuş, Kamber İlhan, Hüseyin Çintay, Ferhat Kanlıbaş, Yusuf Boztaş, Cemal Bağcı, Ferhat Buran, Hüseyin Sarıtaş, Ergün Bozkuş, Yusuf Turan, Seyit Ahmet Özdemir (Edip), Deniz Güner, Yusuf Pektaş.
ZEYNEP KURİŞ/DİHA/ADIYAMAN