Biden'ın esef verici politikası 

Forum Haberleri —

.

.

  • ABD'nin yaklaşımı iki açıdan iflas etmiş bir politikadır. Birincisi, yatıştırma işe yaramadı, tersine Erdoğan'ın ABD'ye kabadayılık yapmasına izin verdi. İkincisi, ABD daha iyi biliyor. SDG'nin İstanbul bombalamasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Teröre karşı savaşarak kanlarını döken müttefiklerinizin ayrım gözetmeksizin saldırıya uğramasına izin vermek ahlaken yanlıştır.

HENRİ J BARKEY
Çeviri: Ronî RIHA

Biden yönetiminin, müttefikleri olan Suriyeli Kürtlerin Türk güçleri tarafından havadan bombalandığı kuzey Suriye'de ne yaptığını anlamak zor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Amerika'nın oradaki ortaklarına karşı bir kara harekâtı düzenlemek niyetinde olduğunu ısrarla vurguluyor.

Türkiye bir süredir ABD müttefiki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) üyelerini bombalıyor ve öldürüyor olsa da, bu son saldırı farklı. Kürtlere ölümcül bir darbe vurmak üzere tasarlanmış bir saldırıdır. Anlaşılmaz olan, Türk saldırılarının ABD askerlerinin ve diğer yetkililerin Suriyeli Kürtlerle birlikte bulunduğu yerin birkaç yüz metre yakınında gerçekleşiyor olmasıdır.

Durumu anlamak için DAİŞ'in Suriye ve Irak'ın kuzeyinde Irak ordusu ve özerk Irak Kürt bölgesi de dahil olmak üzere çeşitli güçleri yenilgiye uğratarak ilerlediği 2014 yılına geri dönmemiz gerekiyor. Başkan Barack Obama, Erdoğan'dan DAİŞ tarafından istila edilme riski bulunan Suriyeli Kürt kasabası Kobanê'yi savunmak için yardım istedi. Erdoğan, DAİŞ'in zaferini Suriye'nin kuzeyinde gelişen Kürt varlığına tercih ederek bunu reddetti.
 
Obama da DAİŞ'le mücadele için SDG ve diğer Kürt federasyonlarına yöneldi. ABD birlikleri ve malzemeleri gönderilmiş ve ABD-Kürt ittifakı DAİŞ'i başarılı bir şekilde püskürtü. DAİŞ'e karşı mücadele on binlerce savaşçının ve ailelerinin yakalanmasıyla devam etti. Hâlâ Al Hol adlı büyük bir hapishanede tutuluyorlar. DAİŞ çok zayıflamış olsa da bir şekilde varlığını sürdürüyor ve tekrardan canlanmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD güçleri Kürtlerin bölgeyi kontrol altında tutmasına yardımcı olmak için bu güne kadar orada kaldı.

Bu sonuç, ABD'nin buradaki çabalarını baltalamak için elinden geleni yapan Erdoğan için kabul edilemezdi. Türkiye başından beri gelişmekte olan ABD-SDF ittifakını stratejik bir tehdit olarak gördü. İç savaş sonrası Suriye'de bunun Kürtlerin bir tür özerklik kazanmasıyla sonuçlanacağından korkuyor. Kürtler, federal Irak'ın özerk bir bileşeni olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi şeklinde özerklik ve uluslararası tanınma elde etmiş durumdalar. Bu durum, ABD'nin 1990'larda Irak'ın Kürt nüfusunu Saddam Hüseyin'in ölümcül saldırılarından koruma çabaları sayesinde ortaya çıktı. Türkler, Suriye'de benzer bir düzenlemenin kendi memnuniyetsiz Kürt azınlıklarını da aynı yönde kışkırtacağından endişe ediyor.

Erdoğan'ın Suriye saldırılarına gerekçe bulmak için, SDG'nin Türkiye ve ABD tarafından terör listesinde olan PKK'nın, Kürdistan İşçi Partisi'nin bir kolu olduğunu iddia ediyor. SDG ideolojik olarak PKK'ya yakın olmakla birlikte hiçbir zaman Türkiye'ye karşı terörist faaliyetlerde bulunmamış ve Suriye'nin kuzeyindeki konumunu korumaya odaklanmıştır hep. Erdoğan ayrıca yakın zamanda İstanbul'da gerçekleşen ve altı kişinin ölümüne neden olan bombalı saldırının SDG tarafından gerçekleştirildiğini de iddia etti.

Bu hiç mantıklı değil. SDG neden hiçbir şey elde edemeyeceği ve daha da kötüsü ABD ile ittifakını riske atacak böylesi özensiz bir eyleme girişsin? Olaydan sonraki bir saat içinde Türkiye SDG'yi suçlayan bir hikaye uydurmakla kalmadı, failleri bulduğunu da iddia etti. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu daha da ileri giderek ABD'yi bombalamanın arkasında olmakla suçladı.

Saldırıyı kimin gerçekleştirdiği belli olmasa da Erdoğan bunu kendi seçim hesapları için kullanıyor. Türkiye'nin Mayıs 2023'e kadar seçimlere gitmesi gerekiyor ve ekonominin kötü durumda olduğu, enflasyonun yüzde 85'e ulaştığı ve Erdoğan'ın 20 yıllık iktidarından genel bir bıkkınlık hissedildiği bir ortamda Suriye müdahalesi, zaten tutarsız olan muhalefeti savunmaya çekmenin ve içerideki söylemi değiştirmenin bir yolu.

ABD birkaç cılız açıklama dışında çoğunlukla sessiz kaldı. Beyaz Saray, Erdoğan'ı karşısına alarak bunu önleme gücüne sahipti. Nadir istisnalar dışında, ABD'nin Türkiye ve özellikle de Erdoğan'a yönelik politikası otoriter bir lidere karşı durmak yerine onu yatıştırmaya yönelik olmuştur. Bahane her zaman bir NATO üyesi olarak Türkiye'nin çok önemli olduğu ve ABD'nin burada çok fazla başka çıkarının bulunduğu olmuştur.

Sonunda, hava saldırılarının günlerce sürmesine izin verdikten sonra, yönetim Savunma Bakanı Lloyd Austin'in Türk mevkidaşını arayarak kara operasyonu yapmamaya ikna etmesini sağladı. Ardından Amerikan kuvvetleri bir mesaj vermek için SDG ile dikkat çekici ortak devriyeler gerçekleştirdi. Bu çok geç olabilir ve Erdoğan'ın gelecekte bir kara operasyonu düzenlemesini engellemez.

ABD'nin yaklaşımı iki açıdan iflas etmiş bir politikadır. Birincisi, yatıştırma işe yaramadı, tersine Erdoğan'ın ABD'ye kabadayılık yapmasına izin verdi. Türk hükümet kaynaklarından her gün gelen açıklamalar şiddetle Amerikan karşıtıdır. Washington, kamuoyu önünde sürekli maruz kaldığı hakaretlere sessiz kaldı. Geçen yıl Erdoğan, Biden'ın en kıdemli yardımcılarından birine kişisel olarak saldırarak Brett McGurk'ü terörizmi desteklemekle suçladı. 2020 yılında yapılan bir ankete katılanların yüzde 70'i Türkiye'ye yönelik en büyük tehdit olarak ABD'yi gösterdi. Washington bu konuda sadece kendini suçluyor çünkü hiçbir zaman kendi karşı söylemini geliştirmedi.

İkincisi, ABD daha iyi biliyor. SDG'nin İstanbul bombalamasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Teröre karşı savaşarak kanlarını döken müttefiklerinizin ayrım gözetmeksizin saldırıya uğramasına izin vermek ahlaken yanlıştır. SDG olmasaydı DAİŞ hala orada olabilirdi. Dahası, tıpkı Ukrayna'daki Ruslar gibi Türkler de, bir kısmı ABD vergi mükelleflerinin parasıyla inşa edilmiş olan Kuzey Doğu Suriye’de temel altyapıyı hedef alıyor.

Özellikle Afganistan fiyaskosundan sonra Washington, bölgedeki ve ötesindeki müttefiklerine ve düşmanlarına güvenilirliği konusunda ne tür bir mesaj verdiği konusunda dikkatli olmalıdır. Bu krizin çağrıştırdığı imaj, askeri ve sivil personeli müttefiki Türkiye'nin bombardımanından korunmak için saklanmak zorunda kalan bir süper güç imajıdır. 

Kaynak: The Arab weekly

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.