Bielefeld, Almanya’nın kuzeybatısında, Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde nüfusu yaklaşık dörtyüzbine ulaşan, bölgenin ekonomik, kültürel ve  üniversite şehridir. Kentin bugün çok uluslu ve çok kültürlü nüfus yapısında Kürtler önemli bir kesimini oluşturuyor. Kürtler Bielefeld’de kendi kurumlarını yaratarak, renklerini zenginlik olarak taşıyorlar. Bielefeld’de bulunan Kürtler, Demokratik Kürt Toplum Merkezi bünyesinde çalışmalarını sürdürüyorlar. Bielefeld kentinde bulunan Demokratik Kürt Toplum Merkezi Kültür-Sanat Komisyonu sözcülüğünü yürüten ve aynı zamanda tiyatro oyuncusu olan Zeki Güneş kültür çalışmalarının asimilasyona karşı verilen mücadelede bir mevzi niteliği taşıdığını belirterek, gençlerin bu mevziyi boş bırakmaması gerektiğini ve çalışmalarına katılma çağrısı yaptı.
Bielefeld Demokratik Kürt Toplum Merkezi bünyesinde kültür- sanat çalışması yürüten komisyon sözcüsü Zeki Güneş ve Kürdistan’lı gençler ile çalışmaları hakkında konuştuk.

Tiyatro ve müzik alanında çalışmalar

Bielfled’de yürütülen çalışmaların istedikleri düzeyde olmadığını dile getiren Zeki Güneş çalışmaları hakkında şu bilgileri bizimle paylaştı: “Şu an komisyonumuz bünyesinde tiyatro ve müzik alanında çalışmalarımız var. Başlarken ki hedeflerimizden biri, bu bölgede var olan Kürdistan’lı sanatçılar birliğini oluşturmaktı. 12 sanatçı arkadaşa ulaştık. Hatta burada çalışma yapmaya da başladılar. Yine çalışmaların yapılacağı yer sorunu yaşandı. Zamanla sayıları azaldı. Şu an 3-4 sanatçı arkadaşla bu çalışmalar yürütülüyor. Tiyatro ve müzik çalışmalarının dışında çok istememize rağmen bir türlü folklor çalışmalarını başlatamamayı eksiklik olarak değerlendiriyoruz. Yıllar önce burada müzik, tiyatro, çocuk korosu, folklor çalışmaları vardı. Şimdi bu alanlara ilgi pek fazla yok. “
Yıllar önce Koma Ahmedê Xanê Tiyatro Grubu’nda tiyatroya başladığını söyleyen Zeki Güneş 93’ ten beri tiyatro ile uğraştığını belirterek ‘Koma Bêkes’ adını verdikleri tiyatro grubu çalışmaları hakkında şunları söyledi: “Uzun bir süre verilen aradan sonra 2 yıl önce Devran arkadaşımızla yaptığımız skeçten sonra karar alarak Bielefeld’de tekrardan tiyatro çalışmalarını başlattık. Her pazar 2 saat Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nde çalışmalarımızı yürütüyoruz. 4 arkadaşla başladık. Şu an 2 kadın arkadaşın katılımı ile 6 arkadaşla çalışmalarımız sürüyor. Şimdilik daha çok skeç çalışmalarımız var. Skeçleri kendimiz yazıyoruz. Önceki tecrübelerimizi yeni arkadaşlara aktarıyoruz. Gecelere skeçlerimizle katılıyoruz. Dernekte yapılan etkinliklere de skeçlerimizle katılıyoruz.”

Sıkıntılarımız çok

Hedeflerine ilşkin bilgi verirken sıkıntıları ve yaşadıkları sorunları da bizlerle paylaşan Güneş, “Biz kültür- sanat Komisyonu olarak çalışmalara başlarken Bielefeld’i bir kültür merkezi haline getirmek istedik. Hedefimiz buydu. Fakat yer sorunundan dolayı bu amacımızı gerçekleştiremiyoruz. Sadece Pazar günleri çalışma yapıyoruz. Pazar günleri dernek çalışmaları, toplantılar ve benzeri etkinlikler olduğundan hepsi birbiriyle zaman zaman çakıştığından çalışmalarımız verimli geçmiyor. Başka yerlerde gidip çalışma yürütmek de bize ters geliyor. Gitmek istemiyoruz” dedi.

Savaşın ortasında sanat gelişiyor

Kürdistan’da bakıldığında savaş ve sanatın iç içe yürütüldüğüne dikkat çeken Güneş, “Kürdistan’da acımasız savaş ortamında bile sanatı geliştirmeyi ve yaşatmayı bilen bir ruh ve gençlik var. Biz Avrupa’da olması gereken devrimci sanat ruhunu nasıl yakalayabiliriz noktasında çok çalışma yapmalıyız. Çalışmalarımızda Rojava’daki sıcaklığı yakalamak gerekiyor. Bu noktada gençlerimize sizin aracılığınızla bir çağrıda bulunmak istiyorum. Gençler derneklerine, kültür- sanat kurumlarına sahip çıkmalıdırlar. Kültürünü öğrenemeyen, kültürü ile yaşayamayan ve onu yaşayarak bir sonraki nesillere aktaramayan bir toplum ölü bir toplum olur. Bizi ölüme mahkum eden ve ruhumuza kadar bizleri asimile eden sistemlere karşı direnmenin başka bir mevzisi de kültür ve sanat mevzisidir. Bu mevziyi boş bırakmayalım” dedi.
Çalışmalarda yer alan çalışanlar ise şunları söylediler:

Fatma Sulu:
Aslında ilk başlarda kendime güvenim yoktu. Kürtçem iyi olmadığından oynayamam, diyordum. Ben tiyatro dersi almış değilim. Amatör bile değilim. İhtiyaçtan dolayı gelip bu işin içine girdim. Şimdi bırakmak istemiyorum. Her şeyimizi kendi imkanlarımızla yapıyoruz. Mesela kostüm bulmakta çok zorlanıyoruz. Mikrofon sorunu başka bir sorun. Bu sorunlara rağmen yine de halk tarafından beğeni alıyoruz. Ben tiyatro oynarken köyde yaşadığımız o yaşamı burada sahnede oynamayı hep düşünüyorum. O yaşanan gerçek sahneleri oynamayı hep istemişimdir. Bu işi severek yapıyorum. Tiyatro’nun bilincine varıldığına inanmıyorum. Eğer bu bilinç olsaydı Kürt tiyatrosu bu halde olmazdı. Bu yaşıma rağmen hiç çekinmeden oynuyorum. Gençlerimizin ilgi göstermesi beni daha da mutlu edecek. Ben de bir anayım. Gençlerimiz kendi kültüründen uzaklaşıyor. Bu geleceğimiz için büyük tehlikedir.

Devranê Bıro:
Ben 1988’den beri tiyatro oynuyorum. Zaman zaman aktif zaman zaman pasif olarak içinde yer aldım. Halende tam bir rota tutturduğumuzu söyleyemem. Eksiklerimiz var. Oyuncu eksiğimiz oluyor. Hoca eksiğimiz var. Bize oyunculuğu, rol yapmayı, oyun yazmayı öğretecek bir hocamız olmadı. Yıllar önce Bielefeld’de çok iyi tiyatrocularımız vardı. Med Tv döneminde burada oyunlar yapılırdı. O oyuncular hep dağıldı. Bana göre ekonomik sorunlardan dolayı bu dağılmalar yaşandı. Şimdi o eski oyuncularda oynama isteği yok. Çevremizde yaşıyorlar görüyoruz. Şimdi 2 yıldır tekrardan çalışmaya başladık. Çalışmalarımız zayıf gidiyor. Bana göre zayıf yürümesinin sebeplerinden birisi hocamızın olmamasıdır. Bu işin uzmanı yok aramızda. Biz sadece oynuyoruz. Sadece skeçlerle sınırlı kalıyoruz. Daha çok günlük olaylara paralele oyunlar oynuyoruz. Mesela şimdi gündemde DAİŞ saldırıları var. Bizde buna uygun oyun sahneliyoruz. Yani kalıcı halka mal olacak oyunlar çıkaramıyoruz. Diğer bir sorunda eğitim olmamasıdır. Tiyatro eğitimi almıyoruz yada bu konuda çalışma yapmıyoruz. Aslında gençlerimiz var. Fakat biz onlara tiyatroyu sevdirecek çalışmalar eğitimler vermiyoruz. Şu an aramızda iki genç kadın arkadaşımız var. Eğitim olursa bence gençlerde, yaşlılarda gelecektir. Ben son olarak grubumuzun adının neden Koma Bêkes oldugunu açıklamak istiyorum. Bir çok basın- yayın, kültür- sanat çalışmalarının bir dönemler merkezi Bielefeld kentiydi. Şu an bu kent, bu zenginlik içinde yokluk yaşıyor. Bu nedenle Bêkes, yani sahipsiz olduğumuzu ima etmek için bu adı koyduk.

Kıymet Paksoy:
Ben 22 yaşındayım. Şu an hemşirelik mesleği yapıyorum. Okulda 3 yıl Tiyatro eğitimi aldım. Tiyatroyu severek oynuyorum. Hele hele kendi dilimde kendi kültürümü geliştirmek için oynamak benim için daha ayrı bir sevinç veriyor. Dernekte böyle bir çalışmanın yapıldığını duyar duymaz katıldım. Katıldığım gibi kardeşimi de getirdim. Birlikte oynuyoruz. Tiyatroyu çok seviyorum. Sürekli oynamak ve geliştirmek istiyorum. Aslında oyun da yazmak istiyorum. Yazabilirim de. Fakat Kürtçem çok güçlü değil. Almanca yazabilirim. Fakat yazmayı düşünüyorum. Geçenlerde Çıra Tv’nin gecesinde sahne aldık. Başarılı bir performans sergiledik, diyebilirim. Çünkü izleyiciler çok beğendi. Ben istiyorum ki Kürt kadınları gelip bu çalışmalara katılsınlar. Kendimizi dünyaya tiyatro aracılığı ile tanıtabiliriz. Gençlerimizde gelsinler birlikte tiyatromuzu sergileyelim, başarımızı yükseltelim.

Zilan Paksoy:
Ben şunları söylemek isterim. Bu sanatı geliştirelim. Kürt olduğumuzu söylemenin bir başka yöntemi de tiyatrodur bence. Derdimizi anlatmanın bir yolu da tiyatrodur. İlk kez ablamın teşviki ile oynadım. Gerçekten çok sevdim. Hoşuma gitti. Arkadaşlık ortamı güzel. Keyifli bir sanat. Ben Kürdistan için, Kobanê için, Şengal için oynuyorum. Gençler gelip bize katılabilir. Biz iki kız kardeş katılıyoruz. Ailemizde bizimle gurur duyuyor. Katılmamıza destek oluyorlar. Bize yardımci oluyorlar. Mesela Kürdistan’da ninemiz bizi televizyonda görünce çok sevinmiş bu bize ayrı bir mutluluk verdi.

İzzeddin Kar:
Ben çok eskiden bu yana tiyatro oynuyorum.
Kena Reş, Koma Musa Enter dönemlerinde oynadım. Tiyatroyu severek oynuyorum. Keyif alarak oynuyorum. Bielefeld’de tiyatroyu geliştirmek istiyoruz. Fakat biz sadece oyuncuyuz. Ekibimiz var,  oyuncularımız var, fakat bu işin akademik yönünü bize aktarabilecek bir eğitmenimiz olsa, inanıyorum ki daha başarılı olabiliriz. Daha da katılım olur. Bu nedenle, sadece skeçlerle kendimizi sınırlıyoruz. Aslında profesyonelleştirmek istiyoruz. Kürt tiyatrosuna güç vermek istiyoruz. Bu konuda akademik yardıma ihtiyacımız var. Bizi duyanlara sizin aracılığınızla seslenmek istiyorum, bu konuda bize yardım edin. En azından gelin bir iki gün, bize tiyatro eğitimi verin. Halkımızın bize de yani tiyatroya da ihtiyacı var.

Müzik çalışmaları
Bielefeld’de yürütülen kültür çalışmalarının bir diğeri de müzik. Biri Rojava, diğeri Serhad’tan iki Kürdistan’lı genç her Pazar günü bir araya gelerek özverili bir şekilde çalışmalarını yürütüyorlar. Avrupa’da yaşayan Kürt gençlerine Kürt müziğini sevdirmeyi amaçlayan ve sanata ilgi duymalarını amaçlayan Usifê Feto ile  Erkan Cemil çalışmaları hakkında gazetemize şöyle konuştular:

Usifê Feto (Dengbêj):
6 aydan fazla bir süredir müzik grubumuzu kurarak çalışmalarımıza başladık. Pazar günleri çalışma yapıyoruz. Biz müzik aracılığı ile Avrupa’da yaşayan halkımıza faydalı olmaya çalışıyoruz. Biz derdimizi, şarkılarımız, stranlarımız aracılığı ile haykırıyoruz. Şu an 2 kişiyiz. Tabi ki sıkıntılarımızda var. Mesela teknik açıdan sıkıntı yaşıyoruz. Bu sorunu kendi imkanlarımızla çözmeye çalışıyoruz. Ümit ediyoruz ki gençlerimiz artık kendi müziklerine ilgi duyar ve bizim başlattığımız çalışmalara katılırlar. Mesela ben klasik Kürt müziği yapıyorum. Babam kardeşim hepimiz klasik Kürt müziği söylüyoruz. Dengbêjlik sanatına gençlerimizin ilgisi yok, diyebilirim. Ben genç bir Kürt olarak bu sanatı yaşatmaya tüm gücümle gayret ediyorum. Gençleri klasik müziğe teşvik etmede  bize ve bizim basın kuruluşlarımıza iş düşüyor. Yani dengbêjlik üzerine televizyon programlarına biraz ağırlık verilebilir. Televizyonlarımızda dengbêjlere yer verilmelidir, diye düşünüyorum.

Erkan Cemil: Ben Rojava’lı bir sanatçı olarak öncelikle şu an Kürdistan’da özgürlük için mücadele veren arkadaşlarımızı takdir ediyorum. Biz sanatçılara düşen görevlerden biri de bu mücadeleye destek sunmaktır. Şahsi çıkarlarımızı bir kenara bırakarak ülke menfaatlerini ön plana çıkarmalıyız. Gelelim burada yaptığımız müzik çalışmalarına. Kalabalık bir grupla başladık ama şu an iki arkadaşla devam ediyoruz. Kapımız özellikle tüm gençlere açıktır. Gelip bizimle bu çalışmalara katılabilirler. Hedeflerimizin en büyüğü budur. Yani gençlerimizdir. Gençlerimizi kendi kültürleri ile buluşturmak ve onlara sevdirmek en büyük arzumuzdur. Diğer bir hedefimiz ise kurduğumuz müzik grubunu daha da büyüterek geliştirmektir. Kobanê’de yaşanan direniş ve orada ki halkımızın gösterdiği onurlu duruş bize büyük güç ve moral vermiştir. Bu nedenle biz grubumuzun adını Koma Kobanê koyduk.


MURAT MANG/BIELEFELD