1 Kasım’da sona erecek olan ve  “TUZLU SU: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori” konusuyla İstanbul’da farklı mekanlarda sanatseverlerin karşısına çıkan Bienal, Carolyn Christov Bakargiev tarafından şekillendirildi. 

Afrika, Asya, Avustralya, Avrupa, Ortadoğu, Latin Amerika ve Kuzey Amerika’dan 80’in üzerinde katılımcının çalışmaları Boğaz’ın Avrupa ve Anadolu yakasında bulunan 30’dan fazla mekanda karşılaşılan Bienal, müzelerin yanı sıra tekneler, oteller, eski bankalar, otoparklar, bahçeler, okullar, dükkanlar ve özel konutlar gibi kara ve su üzerindeki geçici yerleşim alanlarında sergilenerek, kenti sanatla bütünleştirmede büyük bir başarı kazandı.  Bienal’de dikkat çekici sanatçılar ve eserleri şöyle: 


Sonia Balassania: Taşların Sessizliği 

1942 İran doğumlu Ermeni Sonia Balassania, ressam, heykeltraş, enstalasyon ve video sanatçısı olarak protest işlere imza atıyor.  Sanatçı, İstanbul’da Ani antik kenti yakınlarında, Türkiye’yle sınırın Ermenistan tarafında kurulu taşocaklarından çıkarılan sünger taşından yapılma ve gövdesinden kopuk, kabaca oyulmuş 12 büyük heykel başından oluşan Taşların Sessizliği’ni sergiliyor. Nisan 1915’te tutuklanan ve katledilen Ermeni entelektüellere gönderme yapılmakla birlikte, bu heykellerin soyut niteliği, enstalasyonu, günümüz dünyasında şiddetin, baş kesmenin külliyen kınanması mesajını taşıyor.


Nikita Kadan: Sığınak

 Kiev’li Nikita Kadan, kentsel mimari ve toplumsal koşullara göndermeler yoluyla toplumumuzu dokunaklı bir biçimde yorumlayan enstalasyonlar üretiyor. Nikita üst katta, yakın zamanlardaki savaşta harap olmuş Doğu Ukrayna’daki bir müzenin resminden ve tarihinden esinlenerek, çoğunlukla barikatlarda kurulan araba lastikleri ve doldurulmuş hayvanlarla müzeyi yeniden inşa eder. İki katlı çalışmasının alt katında yeraltı sığınaklarında kullanılanları hatırlatan içi toprakla doldurulmuş ranzaların içinde yetiştirilmiş kerevizler karşımıza çıkıyor. Mesaj: Aydınlanma’nın müzeler gibi kırılgan kurumları saldırıya uğradıklarında yıkılsalar da yaşam var olmaya ve büyümeye devam eder. 


Aslı Çavuşoğlu: Kırmızı/Kırmızı (Ermeni ve Türk kırmızısı)

Tek bir rengin (kırmızı) hikayesini yine kırmızı üzerinden anlattığı enstalasyonu sergileyen Aslı Çavuşoğlu, kültürel ve tarihsel olguların temsil edilme ve dönüştürülme biçimlerini keşfe çıkıyor. Sanatçı geleneksel olarak Ararat Kırmız böceğinden elde edilen özgül bir kırmızı pigmentini araştırdı. Bu böcek bugün Türkiye’de önemsiz olsa da bu rengi elde etme tekniğinin bir sır olarak kaldığı, Ermenistan’da kayıp ve geçmiş bir tarihi ifade eder.  Sanatçı, bu kayıp tarihi, bu koyu kırmızı pigmentten, başka bir kırmızı pigmentine, Türk bayrağındaki daha parlak kırmızıya geçişle resmeder. Bugün Türkiye’de yaygın olan kırmızı ile Ararat Kırmız böceğinden elde edilen karmen kırmızısı mürekkebi karşılaştırılır. Türkiye kırmızısı varlığını sürdürmektedir oysa Ararat kırmızısı yok olmaya mahkum edilmiştir… 


Zehra Doğan/ JINHA/İSTANBUL