Türkiye bilerek, isteyerek dolu dizgin bir savaşa sokuldu. Bu savaşın durması ve Türk-Kürt ilişkilerinde silahın tümden devreden çıkması için Başkan Apo olağanüstü bir çaba sergiledi. Erdoğan, İmralı görüşmelerini kabul ederek toplumda ciddi bir umut ve beklenti de yarattı. Çünkü yalnız Kürtler değil, Türkiye toplumunun tüm kesimleri bu barış ve çözüm arayışlarına destek verdi, tepkiler oldukça pozitif oldu.

Ortadoğu kaynıyordu, Suriye bir ateş topuna dönmüştü. A. Davutoğlu Türkiye'de sağlanan ateşkesi büyük bir başarı olarak niteliyordu. Her taraf ateş içinde, bizde sükunetin olması bir "başarı öyküsüdür" diyordu. Uluslararası alanda da ateşkes ve çözüm girişimleri olumlu karşılandı, destek açıklamaları geldi. İç ve dış koşullar çözüm ve barış için bu kadar olgunlaşmışken Türkiye hızla savaşa sürüklendi. Bu açık ki, büyük bir yıkım ve ağır bir faturayı ortaya çıkaracaktır.

Pskilojik savaş yöntemleriyle, ruhunu kaybetmiş yandaş medyalarla bu tarihi gerçekler örtbas edilemez. Türkiye'de hükümetler ve basın tarafından uzun yıllar boyu söylenmedik yalan, yapılmadık çarpıtma kalmadı. Bunların hiçbiri tarisel gerçekliği ortadan kaldırmadı. Kürt sorununu bastırmaya ve ortadan kaldırmaya yetmedi. Sorun daha ağırlaşarak yeniden yeniden önlerine geldi. Bugün olanlar bu iğrenç yalanların tekrarı ve dağın taşın bombalanmasından başka birsey değildir.

AKP ve Erdoğan bu savaşın sorumluluğunu kimseye yıkamaz. 13 yıldır iktidardadırlar. Tüm devleti ele geçirdiler. Yetki ve güç getirme gibi sorunları yok. Kürt tarafı çözüm projelerini sundu. Sorun, buna resmiyet kazandırma ve demokratik düzenlemeler yapmaya kaldı. AKP hükümeti zihinsel bir değişime gitmediği için soruna hep taktiksel yaklaştı ve bir türlü demokratik dönüşümü sağlayacak yasal düzenlemelere gitmedi. Resmi ve bağlayıcılığı olan adımlar atmadı. Sorunun esası burasıdır.

Toplumda açık bir barış talebi ve arayışı var. Ancak bu sadece ateşkes yapılsın, silahlar sussun talepleriyle gerçekleşmiyor. Ateşkesler çok yapıldı. Bir daha yapılsa da köklü sonuç vermez. Bu talepleri gerçek bir demokratikleşme talebiyle birleştirmek gerekir. Türkiye demokratikleşmeden, zihniyet değişmeden Kürt sorununda kalıcı bir çözüm olmaz. AKP gibi her şeyi iktidara ve devleti elinde tutmaya indirgeyen bir partinin zihniyetiyle bu işte fazla yol alınamaz. Onun için halkın, demokrasi güçlerinin örgütlenip güçlerini birleştirmeleri ve sürece müdahil olmaları gerekir.

Şimdiye kadar PKK'ye yönelik saldırılarda ve Kürtleri ezme, kazanımlarını ortadan kaldırmaya dönük girişimlerde Türk hükümetleri içten ve dıştan daha fazla destek alıyorlardı. AKP yine bunu varsayarak topyekün bir saldırı başlattı. 7 Haziran seçimlerini Erdoğan yok sayarak, tamamen bir darbe planlamasıyla savaş ve kaos ortamında yeniden seçimleri yaptırarak yine AKP'yi iktidarda tutmak için bu çılgınca girişimde bulundu. Ancak hem içeride hem de dışarda umduğu desteği bulamadı. Şu anda AKP içeride tek kalmış durumda. Irkçı MHP dışında savaşta yanında kimse kalmamıştır.

Türkiye halkının geniş kesimleri ateşkes ortamında bir rahatlamayı yaşamıştır. Çatışmalar durmuş ve cenazeler gelmez olmuştur. Bu ortamın devami için halk destek vermiş ve görüşmeler yıllarca sürdüğü için artık bir sonuç çıkacağı beklentisi içine girmiştir. "Çözülecekse, buyrun görüş" denilmiştir. Görüşmelerde bir sonuca doğru giderken, Dolmabahçe protokolu kabul edilip kamuoyuna ilan edilirken, Erdoğan birden bire müdahele etmiş ve süreci dinamitlemiştir. Bu kamuoyunun gözleri önünde cereyan etti. Bu açıdan AKP medyası ve devletin yanında saf tutmaya zorlanmış diğer basın organlarının çabalarına rağmen halk gerçek sorumluların kimler olduğunu iyi biliyor ve tepkiler de ona göre ortaya çıkıyor.

Halkın tepkilerinin en etkili ve belirgin olduğu alan asker ve polis cenazeleridir. Eskiden klişeleşmiş biçimde "Vatan, millet sağolsun" söylemleri tekrarlanırdı. Şimdi "Çocuklarımız ölecek, tabutluklarda bize teslim edilecekse, böyle vatan da, böyle başbakan da böyle cumhurbaşkanı da kahrolsun" denilmesi ciddi bir bilinç sıçramasıdır. Halkın savaşa ve ölümlere insani ve demokratik tepki göstermesidir. 

"Savaşı PKK, Kürt tarafı yeniden başlattı" propagandasını AKP ve yandaşları ne kadar yaparsa yapsın halkın aklı ve yüreği bu defa teslim alınamayacak ve saptırılamayacaktır. Kürtler neden savaş istesin? Savaşta en fazla yıkıma ve zarara uğrayan onlar. Onlarca uçak kaldırılıp her taraf bombalanıyor. Coğrafyası bile tahrip ediliyor. Binlerce köyü yakıldı. Binlerce insanın evi basılarak zindanlara dolduruluyor. Binlerce insan yargısız infazlara kurban gitti. Ayrıca yasaları değiştirme ve anayasayı yapma olanakları Kürtlerin elinde değil. AKP demokratik reformlar yaptı da Kürtler mi engelledi? Güvenlik yasalarını herkes karşı olduğu halde mecliste nasıl zorla geçirdiklerini herkes TV'lerden izledi. Neden kararlılıkla demokratik yasaları öyle meclise getirmediler. Bütün olup bitenleri Türkiye halkları izledi. Onun için gösterdikleri tepkiler de daha doğru ve sağlıklı olmaya başladı.

Bundan sonra bu tepkileri daha bilinçli ve örgütlü geliştirmek gerekiyor. Tüm topluma mal etmek çok önemlidir. Bakanların, üst kademedekilerin çocuklari cepheye hatta askere bile gitmiyor. Gidenler, ölenler yoksul ve emekçi kesimlerden. Halklar birbirlerine karşı kışkırtmaya çalışılıyor. Buna karşı kardeşliği ve birliği öne çıkararak, savaşı tercih edenleri hedeflemek gerekir. Bunun için dönemin ruhunu yansıtan sloganlar ve söylemleri bulmak, kullanmak, yaymak daha etkili olur. Cenazelerdeki tepkileri örneğin "Bilal askere" diye ortaklaştırmak ve sembolik olarak öne çıkarmak daha etkili olacaktır.