Siz “esip gürlediklerine” bakmayın. Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun ve Akdoğan’ın, can pahasına boşa çıkarılan Ağrı provokasyonundan sonra yaptıkları açıklamalar, “şeye” benziyor.
Neye benziyor?
Hemen yanıt veremem. Çünkü Abdülhamit devrine benzer bir devirde yaşamaktayız. Maazallah “sultana” hakaretten içeriyi boylamak, hazretin iki dudağı arasındaki “şikayet dilekçesine” bağlı. “Sulh ceza” mahkemeleri, insanı “sulhtan” ikrah ettirircesine “basın yoluyla hakaret suçu” işlediği söyleneni “delilleri karartacağı” gerekçesiyle anında tutuklayıveriyor. Yazılmış yazıyı “delil” sayan bu tür mahkemelerin, o “delillerin” nasıl “karartılacağını” açıklamasını beklersiniz değil mi? Çok beklersiniz. Açıklamıyor.
Her neyse… İşte ben de bu “devrin” netameli havasını hesaba katarak, “üç büyüklerin” son konuşmalarının “neye” benzediğini “matbuat yoluyla” açıklamadan önce, Bilal’in gemiciliğinden hareketle, kendimi “ilmi” bir “savunma” ile güvence altına almayı gerekli buldum.
İşte size “gemicilik” derslerinin okutulduğu bir okulun ders notlarından bir bölüm:
“Gemi halinde dalga sistemi çok karışıktır. Baş ve kıç bodoslama civarlarındaki pozitif alanlarının hareketleri sonucunda Kelvin basınç noktasının oluşturduğu dalgalara benzer şekilde, gemi baş ve kıç dalga sistemleri oluşur.”
Şimdi yazımıza başlayabiliriz:
Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın ve Başbakan yardımcısının konuşmaları neye benziyor? Anlatayım:
Ağrı provokasyonu başarıya ulaşsaydı, on beş “yem” olarak gerilla mevzilerine sızdırılmış asker orada can verseydi, “şehit cenazeleri” ülkenin on beş iline dağılsaydı, o takdirde, AKP gemisinin “baş dalgaları” son derecede “yıkıcı” bir etkiye sahip olur, kıyıdaki evlerin duvarlarını yıkardı. Denebilir ki, bu bir “yapay tsunami” olurdu.
Öyle olsaydı biz cumhurbaşkanının, başbakanın ve başbakan yardımcısının Ağrı provokasyonu ile ilgili “konuşmalarını” “baş dalgası” olarak adlandırır ve bu “baş dalgasının” “yıkıcı” etkilerini “en aza” indirmenin yollarını arardık.
Ama provokasyon amacına ulaşamadı. Sivil halk ölümü göze alarak kurulan tuzağı boşa çıkardı.
Ama diyeceksiniz ki, Erdoğan, Davutoğlu ve Akdoğan, sanki provokasyon amaca ulaşmış, onbeş asker için ülkenin onbeş yerinde camilerden “sala” okunmuş gibi “konuşmaya” devam ediyorlar.
Ederler. Gemi de öyledir. Geminin baş dalgası kıyıya vurduktan bir süre sonra, geminin “kıç” dalgası da kıyıya ulaşır. Ulaşır ama, kulak asmayın. Eninde sonunda bu dalga “kıç dalgasıdır”. “Baş dalgasının” yıkamadığı evi “kıç dalgası” hiç yıkamaz. Duvarı şöyle bir ıslatır, geçer gider.
İşte o hesap, sözü edilenlerin konuşmalarının korkulacak hiçbir yanı yoktur. Cumhurbaşkanının, başbakanın, başbakan yardımcısının konuşmaları, “karaya oturan” AKP gemisinin “kıç dalgalarıdır”. Olacaktır.
Boşa çıkarılan bir “provokasyon”, bumerang gibidir. Sahibini vurmuştur. O nedenle, Genelkurmay askerleri kurtaran sivil halka “takdir” ve teşekkürlerini “sunarken”, Cumhurbaşkanı halk yardımının “yalan” olduğunu söylüyor. İçişleri Bakanı “uyku tulumunun ucundan” tuttular, “yardım etmediler” diyor.
“Uyku tulumunun neresinden tutunca yardım etmiş olurlardı” şeklindeki bir soruya İçişleri Bakanı’nın nasıl bir yanıt vereceğini bilmiyoruz. Koskoca Genelkurmay’ın “yardım” dediğine, ondan da kocaman Cumhurbaşkanı’nın “yalan” demesi durumunda “devlet çatısındaki bacaya baykuş mu tünedi” sorusunun da yanıtını bilmiyoruz.
Ağrı’da 45 seçmenin bulunduğu ve geçen seçimde bunun yarısının, “gerilla korkusu” duymadan AKP’ye oy verdiği köyde “seçim güvenliği” için “jandarma komando birliklerini” sevk ettiğini söyleyen hükümete birisi, “muhterem hükümet, sen herhalde sağını solunu şaşırdın, şu anda o köyde henüz sandık kurulmadı, seçimlere bir hayli zaman var” dese bu hükümet ne der, yine kestiremiyoruz.
O nedenle bu ve benzer sorulara ne derlerse desinler, şunu biliyoruz:
Dedikleri her şey, “kıç dalgası”dır.
Islatır, ama ne yıkar, ne de boğar.
Biz işimize bakalım. Barajı aşalım. Ülkeyi selamete çıkaralım.