Geldiğimiz noktada elimizde var olan verili bilgi yaşadığımız süreci izahta yetersiz kalıyor. TC’nin “demokratik, laik bir hukuk devleti” olduğundan başlayarak resmi devlet ideolojisinin kendini tarif için önümüze koyduğu tüm bilgiler aslında büyük bir yalan. TBMM’nin duvarına yazılan, “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” de mahkeme salonlarında hakimin arkasında yazan, “adalet mülkün temelidir” de bu büyük yalanın tuzuyla biberi.
Parlamenter demokrasi olduğu iddia edilen bu memlekette ne halkın siyasete doğrudan katılımını esas alan bir siyasi partiler yasası var ne de halkın temsilinin tecelli edeceği parlamentoyu belirleyecek demokratik bir seçim yasası. Ne özerk bir üniversite var ne örgütlü bir toplum. DİSK, KESK gibi emek örgütleri ise iktidar yanlısı taşeron yapılar tarafından kuşatılmış durumda. Toplumun en çok ezilen sömürülen kesimleri iktidarın yanında yer alan bu taşeron yapılar üzerinden iktidara büyük bir destek veriyor.
Milyonlarca oy alarak seçilen milletvekillerinin evleri parlamentoda grubu bulunan diğer tüm siyasal partilerin onayı ile gece yarıları basılıyor. Milletvekilleri siyasal faaliyetleri gerekçe edilerek hapse atılıyor. Yüzlerce belediye eş başkanı tutsak ediliyor. Tutuklanmayan milletvekilleri polis zoru ile adliyeye götürülüp yurtdışı yasağı konarak herkesin içinde olduğu büyük hapishaneye kapatılıyor.
Buna karşılık “egemenliğin kayıtsız şartsız millette” olduğu parlamento hiç bir şey olmamış gibi “çalışmaya” devam ediyor. Buna da “demokrasimiz” işliyor demiyor.
Hiç biri hakkında siyasal faaliyetleri dışında bir başka suç isnadı bulunmayan bu insanların tutsak edildiği hırsızlığı kendi yargısı polisi tarafından kanıtlanmış zatın sarayda oturduğu bir demokrasi burası. Tayyip Erdoğan ve çetesinin 17-25 Aralık soruşturmalarında ortaya çıkan hırsızlıklarını meydanlarda dile getiren muhalefetin sandıkta oy kaybettiği demokrasi.
Hırsızların yargılanmadığı, hırsızların parlamentodaki sandalye kalabalığının arkasına saklandığı bir demokrasi. Egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğu değil hırsızların iktidarda olduğu bir demokrasi.
Demokrasinin yaşanabilir olması için olmazsa olmazların tutsak edildiği bir demokrasi burası. Demokrasinin “demokrasiyle” katledildiği bir yer artık burası.
Utanma duygusu olmayanların demokrasisi. Bu yüzden seçilmiş onlarca milletvekili, belediye başkanı hapisteyken parlamento anayasa değişikliği yapıyor. Ardından referandum kararı alıyor. Bir halkın siyasal iradesi sorgusuz sualsiz gasp edilmişken bir demokrasi oyunudur gidiyor.
Faşist 12 Eylül anayasasının bile tarafsız olması gerektiğini kabul ettiği cumhurbaşkanı muhalefete karşı kampanya başlatıyor. Hukuk devletinin temel esası olan anayasal düzen devletin en üst idarecileri tarafından tağyir, tebdil ve ilga ediliyor. Yani bozuluyor, değiştiriliyor hatta ortadan kaldırılıyor. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan bu suç isnat edilerek idam edildiğinde bugün iktidarda olanlar o idam kararını verenlerin destekçileriydi.
Aslına bakarsanız yaşanan en basit haliyle bir “kral çıplak” durumu. Bu konuda Avrupa ve ABD de aynı oyunu oynuyor. Hem Avrupa’da hem de ABD’de basın Erdoğan’ın kendini “sultan” ilan etme yolunda ilerlediği yüksek sesle dillendiriliyor. Erdoğan iktidarının demokrasi ve özgürlükler konusunda batılı değerlerin çok gerisinde olduğu da biliniyor. Daha ileri giderek Erdoğan’ın despotik eğilimlerinin şizofrenik bir yanı olduğunu ifade edenler bile var.
Ancak hem Avrupa hem de ABD yönetimleri Erdoğan ile ilişkilerini sürdürerek onun ömrünü uzatıyor. Görünen o ki yerine ikame edilecek bir alternatif bulunmaması bu devletler açısından Erdoğan’ı tercih edilir kılıyor. Kürdistan’da yüzlerce sivili katledip şehirleri yıkan Ankara iktidarına karşı takındıkları sessizliğin ekonomik bir karşılığı olduğu da kesin. Fransa’nın uydu anlaşması, İngiltere’nin savaş uçağı ihalesini alması demokrasi konusunda batının ezilenler aleyhine esneme alanının ne denli geniş olduğu konusunda ciddi ip uçları veriyor.
Bu koşullarda verili durum tarifinin dışına çıkarak yeni bir tarif yapmanın zamanı gelmiş gibi görünüyor. İlan edilmemiş ama iflası gerçekleşmiş bu sistemle iflas etmemiş gibi bir ilişkiyi sürdürmek sadece onun ömrünü uzatıyor. Çaldıklarını paylaşarak ayakta kalan iktidarın yalnızlaşması onunla var olan tüm bağları koparmakla mümkün. Yeniyi kurmak için eskinin çürümüş tüm unsurları ile ilişkiyi kesmek gerek.