Melih Cevdet Anday’ın 1960’lı yıllarda yazdığı tiyatro oyunu ”İçerdekiler”in Hüseyin Karabey tarafından yapılan sinema uyarlaması izleyiciyi üç kişilik bir labirentin içine sokuyor. Filmde siyasi şube başkomiseri tarafından 185 gün boyunca sorgulanan öğretmenin hikayesi anlatılıyor.

F Tipi Film, Gitmek: Benim Marlon ve Brandom, Sesime Gel, Unutma Beni İstanbul filmlerinin yönetmeni Hüseyin Karabey, Melih Cevdet Anday’ın “İçeridekiler” oyununu beyaz perdeye taşıdı. Caner Cindoruk, Settar Tanrıöğen ve Gizem Soysaldı’nın başrolünü paylaştığı filmde siyasi şube başkomiseri tarafından 185 gün boyunca sorgulanan öğretmenin hikayesi anlatılıyor.

İşkenceye karşı direnen ve çözülmemeye çalışan öğretmenin kendiyle yaşadığı psikolojik savaşa odaklanan filmde öğretmenin tek isteği eşiyle cinsel olarak birliktelik yaşamaktır. Bu isteği hayata tutunma ve işkenceye direnme eşiğidir. Öğretmen başkomiseri ikna eder ama işler yolunda gitmez ve ziyarete eşi yerine baldızı gelir. İşin rengi birden değişir.

Yönetmen Hüseyin Karabey, işkencenin, psikolojik tahribatın, ataerkil düşüncenin birçok yönüyle işlendiği oyun hakkında “Cezaevindeyken insan ruhuna nasıl referans olabildiğini gördüm” diyor.

Evrensel Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Karabey, cezaevi ve işkence temalı bir film çekme fikrinin bilinçli bir tercih değil, bilinçaltından çıktığını söyledi.

İlk kez 17 yaşında gözaltına alındığını ve 20’sinde cezaevine girdiğini belirten Karabey, “cezaevleri yaşamım’’ diyor ve ekliyor: “Ben Melih Cevdet’in bu oyununu ilk kez 17 yaşında Çevre Tiyatrosunda izlemiştim. O kadar etkilendim ki gözaltına alındığımda da cezaevine girdiğimde de hep bu oyun aklıma geldi. Oyunun insan ruhuna nasıl referans olabildiğini gördüm. Sinemaya başladığımda bu oyunu sinemaya taşıma amacım vardı. Bunu çekmek için de son 10 yıldır elimden geleni yapıyordum.”

Neden 10 yıl bekledim

Neden on yıl beklediğini ise Karabey şöyle anlattı: “İlk filmim olamayacak kadar önemli bir konu... Oyuncu yönetimi ve yönetmenlik açısından zor bir projeydi. Bir ya da ikinci değil ama üçüncü film olarak doğru bir zamanlamaydı. Bir de son dönemde bizim gibi sanatçılara sansür ve yıldırma politikası izleniyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı sizin gönderdiğiniz filmleri desteklemiyor. Sinema çok pahalı bir şey. Halkın vergileriyle toplanmış bir fonu kendi çıkarları ve istekleri doğrultusunda dağıtmaları bazı sanatçıların film yapamamasına neden oluyor. Biz de fabrika ayarlarımıza geri dönelim dedik. Çünkü böyle başlamamıştık sinemaya.”

Filmin konusu

  • Film iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm işkence gören ve çözülmemeye çalışan karakterle, onu deşifre etmeye çalışan komiser arasındaki diyaloglardan oluşuyor.
  • İkinci bölüm ise odaya işkence gören karakterin baldızı giriyor. Arasındaki diyaloglar oldukça dikkat çekici. İşkence mağduru birden farklılaşmaya başlıyor ve sürpriz bir finalle sona eriyor.

 KÜLTÜR SERVİSİ