Cihan DENİZ

Çağlar boyunca iktidar asla sadece kaba güce dayanarak varlığını sürdürememiştir. İktidarın istikrarını sürdürebilmesi her zaman kaba güce eşlik eden bir ikna ve rıza üretici gücün varlığını gerekli kılmıştır.

Kapitalist modernite ile birlikte, iktidar, insanlara dışta uygulan bir hal almanın ötesine geçmiş ve bizzat insanın bedeninde var olmaya başlamıştır. Bu anlamıyla iktidar bir özne yaratma, ona bir “kimlik” kazandırma, onu toplum içinde bir yere hapsetme ve oradan çıkmasına izin vermeme sürecidir. Bio-iktidar olarak da adlandırılabilecek bu iktidar tekniğinde, temel vurgu insan yaşamının her yönü ve boyutuyla iktidar merkezi tarafından tasarlanması, düzenlenmesi ve kontrol edilmesidir. Amaç iktidarın “doğrularını kendi içselleştiren, bunlara boyun eğen “öznelerin” yaratılmasıdır.

Cumhurbaşkanı’nın 9 Ocak tarihinde yaptığı konuşmada gençlerin “geç” yaşta evlenmesi ve “evlilik dışı” ilişkiler kurması ile ilgili söyledikleri de, cumhurbaşkanının sıklıkla yaptığı gündem saptırma girişimi olarak değil ama bio-iktidar ve iktidarların özneleştirme süreci içinde değerlendirilmelidir.

Cumhurbaşkanı konuşmasında “Yıllarca kısırlaşma politikası güttüler. Niye? Nüfus azalsın ben tam aksini savunuyorum. İnsan varsa sermaye, üretim, tüketim var. İnsan yoksa bunların hiçbiri yok. Batı ülkelerinin bazıları yok olacak. Gençlerimizin evlilik yaşı ilerledi. Çoğu 30’u geçkin yaşta evde kalıyor. Kimi evde kalıyor. Hiç evlenmeyenlerin sayısı arttı” dedikten sonra “evlilik dışı yaşamın medya aracılığıyla meşrulaştırılmaya çalışıyorlar. Bu büyük tehlikeye hep beraber karşı koymalıyız” dedi.

Her ne kadar konuşmada kısırlaştırma olarak geçse de muhtemelen asıl kast edilen doğum kontrolüne, geç yaşta evlenmeye, evlilik dışı ilişkilere karşı bu çıkış, sadece iktidarın dini, ahlaki ve geleneksel referansları ile açıklanamaz. Dinin, geleneklerin, ahlakın mevcut iktidar açısından araçsal olmanın ötesinde bir anlamı olmadığı çok açıktır. Diğer bir deyişle, dinin mevcut iktidar açısından değeri iktidarını sürdürmesine yaptığı katkı kadardır. Onun ötesinde ne dinin ne de ahlak kurallarının onlar için bir anlam taşımamaktadır.

İktidar sahiplerini aslı rahatsız eden gençlerin hangi yaşta evlendiği, kaç çocuğu olduğu, resmi olarak evlenip evlenmediği değil ama insanların yaşamları üzerindeki güçlerini kaybetmeleri ve buna bağlı olarak da iktidara dönük toplumsal destekteki büyük erimedir. Ülkenin içinde bulunduğu politik, sosyal ve en önemlisi ekonomik kriz sonucu iktidarın destek kaybettiği kesimlerin başında gençler gelmektedir. Yaşanan sorunlara bağlı olarak iktidarın geçler arasındaki gerek politik desteği ama en önemlisi de hegemonik gücü sürekli azalmaktadır. Yakın bir tarihe kadar iktidar partisine oy veren, onun görünüşteki “dini” yönünü destekleyen gençler bugün her anlamda iktidardan uzaklaşmaktır. Bizzat iktidar partisinde önemli noktalarda bulunanların çocuklarının bile artık kendilerine başka yollar çizmesi bugün iktidar medyasının bile inkar edemeyeceği bir gerçek halini almıştır.

Cumhurbaşkanının bu ve örneklerine geçmişte çokça rastlayabileceğimiz benzer vurguları, iktidarın kaybettiği gücü, insanların yaşamlarını düzenleyerek ve kontrol ederek yeniden kazanmaya dönük çabaları olarak okumak gerekir. Neden evlilik üzerinde bu kadar durmaktadırlar? Çünkü evliliği ve temsil ettiği yaşam tarzını en çok da dayandıkları toplumsal taban açısından her türlü iktidar ilişkisinin her gün yeniden üretildiği bir alan olarak görmektedirler. Evlilik en başta bu kesimler için iktidarın sorgulanmadan içselleştirildiği; ataerkil, gerontokratik ve diğer her türlü iktidar ilişkisinin yeniden üretildiği bir kurumdur.

İktidarın kafasındaki, “babaya” ve onda simgeleşmiş “devlet babaya” koşulsuz itaat edilen ailedir; tıpkı kendi içinde büyüdükleri ailelerde olduğu gibi. Bu aile geçmişte nasıl iktidarların devamını sağladıysa, en başta her geçen gün daha da kopan gençliği yeniden iktidara görünmez zincirlerle bağlayarak kendi iktidarlarının devamını da sağlayacağını hayal etmektedirler. Kadının erkeğe, çocuk ve gencin yaşlıya ve hepsinin siyasi iktidara sorgulamadan boyun eğdiği bir iktidar zincirini düşlemektedirler.

Ama bu beyhude bir hayaldir. Gücünü kaybettikçe iktidarın yöneldiği dinci-muhafazakar soslu despotik çizgiye karşı başta genç kadınlar olmak üzere toplumun geniş kesimlerinde, bunun içinde  düne kadar iktidarı desteklemiş kesimler de vardır, güçlü bir direniş hattı vardır. Dahası, en başta Kürt ve Türkiyeli kadınların verdiği mücadele ile toplum içinde iktidarın gençler ve kadınlar üzerinde tekrar eskiden olduğu gibi bir bio-iktidar kurmasına izin vermeyecek kadar köklü değişimler olmuştur.