Başbakan Davutoğlu, Kürt sorununda sağlanan ateşkesi ve İmralı ile yapılan görüşmeleri bir başarı öyküsü olarak değerlendirmişti. Onu bu değerlendiremeye götüren olgular ise Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerdi. Musul’un IŞİD tarafından işgali, Şengal’deki katliamlar ve çatışmalar, Suriye’deki kanlı olaylar vb. kısacası Ortadoğu ateş çemberi içindeydi. Türkiye, etrafı ateşler içindeyken sağlanan ateşkes sayesinde rahat bir nefes almış ve barış sürecini ilerletecek koşullara kavuşmuştu. İşte, bu tarihi önemdeki avantajlı durumu Davutoğlu bir başarı öyküsü olarak adlandırmıştı.

Türkiye şimdi bu tarihi kavşakta genel seçimlere gidiyor. Doğal ve mantıklı olan, Davutoğlu ve partisinin bu başarı öyküsünü sahiplenme ve derinleştirme arayışlarına girmesiydi. Madem ateşkes, İmralı görüşmeleri, barış süreci Türkiye’yi ateş çemberinden çıkarmış o halde bunu kalıcılaştırmak ve geleceği güvenceye almak gerekiyordu. Bunun için de barış ve demokrasiyi öne çıkarmak, seçim kampanyasını da bu olgulara dayandırmak ve halkı aydınlatmak gerekiyordu.

AKP halkı ve basını, siyasi partileri barış ve demokrasi kulvarına çekerek kampanyayı bu eksende geliştirebilirdi. Kendisi dışındaki partiler de ister istemez öne çıkan bu gündemlere yoğunlaşacaklardı. Kaldı ki, HDP zaten böyle bir çizgiyi izliyor. CHP de daha geriye düşmemek için demokrasi ve barışa ilgisiz kalamazdı. Geriye MHP gibi ırkçı ve gerici partiler kalacaktı. Etkili partiler ve basın yeni bir anayasa, demokrasi ve barış üzerine yoğunlaşsaydı MHP giderek güç yitirecek ve marjinal hale gelecekti.

AKP, başta da Erdoğan bu yolu tercih etmedi. Etselerdi zaten son derece anti-demokratik olan yüzde on seçim barajını kaldıracaklardı. Demokrasi söylemlerini öne çıkaracaklardı. Ağrı’da olduğu gibi provokasyonlara, askeri ve polisiye operasyonlara başvurmayacaklardı. “İzleme komisyonu olmaz, Dolmabahçe mutabakatı öyle basın önünde okunmaz” vb deyip barış süreci dondurulmaz ve milliyetçi, gerici söylemler ve girişimlere sığınılmazdı. 

Şimdi ne söyleniyor? AKP milliyetçi oylara oynuyor, onlara hitap ediyor, onun için Kürt sorunu yok deyip HDP’yi hedefliyor. HDP bir demokrasi gücü, barış sürecinin gelismesi için en tutarlu ve sorumlu davranan bir parti. Bu partiyi ötekileştirerek, hedef göstererek Davutoğlu başarı öyküsünü nasıl kalıcılaştıracak ve ülkeyi barış ve demokrasi içinde nasıl ilerletecek? Erdoğan ve AKP demokrasi ipine sarılacaklarına niye milliyetçi söylemlere sarılıyorlar? Ayrıca demokrasi bir kültür sorunuysa bu kültürü oluşturmak ve topluma mal etmek siyasi partilerin ve politik öncülerin görevi değil mi? Bu olgu ve ilkelerden bakıldığında AKP’nin hiç de tutarlı ve inandırıcı bir demokratik çizgide yürümediği rahatlıkla görülebilir.

AKP seçim kampanyasını bir demokrasi şölenine çevirme, halkı, basını bu yöne çekme yerine son derece saldırgan ve HDP gibi partileri suçlayarak, karalayarak, psikolojik savaş güçlerini devreye sokarak işe başladı.

AKP 13 yıldır tek başına bu ülkeyi yönetiyor. Şimdi Erdoğan diyor ki, sistem tıkandı, artık başkanlık sistemine geçmemiz gerekiyor. Propagandalarında ülkeyi çok iyi yönettiklerini söylüyorlardı. Ülkeyi parlamenter sistemle 13 yıl iyi yönetenler nasıl birden tıkanmış bir sistemle karşılaştılar? Kim veya kimler tıkattı bu sistemi? Aslına bakılırsa tıkanan veya badanaj yapan bir sistem yok. Tıkanan AKP’nin kendisidir. Erdoğan cumhurbaşkanı oldu. Partinin ve hükümetin iplerini elinde tutmak istiyor. Bu biçimde fazla götüremeyeceğini görüyor. İktidarı da her şeyin odağına koyduğu için başkanlık sistemiyle yine tüm ipleri eline geçirmeye çalışıyor. Bunu yapamazsa çok müdahale ettiği ve artık toparlama şansının kalmadığı AKP’nin başaşağı gidişini durduramayacağını çok iyi görüyor.

Erdoğan ve AKP çok iyi görüldüğü gibi Kürt sorununu tarihselliğine ve önemine, büyüklüğüne göre ele almıyor. Hala milliyetçi söylemlere ve gerici politikalara bel bağlayabiliyor. HDP gibi bir partiyi barajın altında bırakarak milyonlarca Kürdün ve demokrasi güçlerinin oylarını çalmaya göz dikmiş durumdalar. Önceki seçimlerde olabildiği kadar olayların çıkmamasına özen gösterirlerdi. Şimdi ise tersi yaşanıyor. Olayları öne çıkararak, hatta kan dökülmesini sağlayarak HDP’nin şiddetle bağını kurarak Türkiye halkının oy vermesini engelleme ve ürkütme yöntemlerine başvurmaya çalışıyorlar. HDP’yi Kürdistan’a sıkıştırarak, Türkiye bütününden koparmaya uğraşıyorlar.

Davutoğlu gayet rahat ve pişkince diyor ki; “HDP barajı geçemezse, sorun çıkarmasın, sonucu sakince kabullensin”. Milyonlarca oyun AKP’ye sayılmasını, milletvekillerinin çalışmasını olağan karşılasınlar, diyor. Barış isteyen bir parti ve hükümetin yapacağı bu olamaz. Barajın kaldırılmamasından tabi ki AKP sorumludur. Kaldıracak oyu ve gücü vardı. Bilerek, isteyerek barajı kaldırmadılar, 12 Eylül’ün seçim yasalarına sığındılar. HDP bu oyunları nasıl meşru ve olağan görebilir? Yapılacak seçim hilelerini, adlı ve polisiye baskıları, komploları sıra sıra dizip kullanacaksın, sonra da bu “seçim sonuçlarını” kabul et diyeceksin? Bu tam da Türk işi bir seçim ve demokrasi oyunu.

Türkiye demokrasi güçleri ve Kürt halkı bu oyunları bozmaya çalışacak ve mücadeleyi her alanda yükseltecektir. Söz konusu olan bu ülkenin geleceğidir. Ölecek veya yıkıma uğracak olanlar bu ülkenin çocukları ve değerleridir. AKP’nin barış sürecini ve ateşkesleri bu kadar ucuz ele almasına ve araçsallaştırmasına son vermenin zamanıdır. Başarı öyküsünü artık demokrasi güçleri yazmalıdır.