"Halk savaşçı bir eğilimle beslendiğinde, propagandalar ile birlikte, özellikle kişilikleri ve yaşantıları ile ilgili sorunlar da yaşıyorlarsa, daha kolay savaş fanatiği haline gelebilir" diyor Alfred Adler. Evet. Bugün halkın bir kesiminin durumu da tam bu mealde. Devletin tırmandırdığı bu savaşın bir boyutunu da çarpıtılmış, yalan yanlış bilgiyle kitleleri etkilemeye yönelik psikolojik savaş oluşturuyor. Bu konuda en büyük iş ise savaş medyasına düşüyor tabi.

Demokrasinin soluk alıp vermesini sağlamanın tek yolu medyadır. Çünkü medya yönetilenler ve yönetenler arasındaki tek iletişim kanalıdır. Bugün Türkiye'de medya tarafsızlığını yitirmiş ve algı yönetiminin bir aracı haline gelmiştir.

***

Hükümetten Savaş medyasının nasıl işleyeceğine dair kılavuz niteliğinde ‘gizli’ ibareli yazılar gönderildiği bir sır değil artık. Böylelikle Anadolu Ajansı ve TRT, iktidarın baskı ve savaş politikalarının propagandasını yapmak için görevlendirildi. Savaş konseptinin devreye sokulmasıyla içine girilen bu çatışmalı dönemde havuz medyası da kendine verilen görevi harfiyen yerine getiriyor. Aylardır çatışma ve gerilim dilini sürdürerek toplumu iktidarın planladığı savaş sürecine sokmaya çalışan ve 30 yıllık çatışmalı dönemin sonuçlarını anlamayan havuz medyası attığı manşetlerle savaş çığırtkanlığı yapmaya devam ediyor. Bunun dışında kalmaya çalışan gazeteciler, aydınlar ve muhalif olan herkes susturulmaya çalışılıyor, işten çıkarılıyor, tutuklanıyor, cezalara çarpıtılıyor.

Bazen de medya erbabı doğrudan baskıcı müdahaleye gerek kalmadan, habercilik alanında "intizamı" sağlayıcı "önlemler" alır. Estirilen terör, verilen gözdağları zaten zihinlerde karakollar kurup, kendiliğinden gerekli otokontrolü sağlamaya yeterli olur.

Medya bir mücadele silahı olarak kullanılırken, halka kirlenmiş, yalanlarla zehirlenmiş, çarpıtılmış haberler sunuldu hep. Bildik medya; kimi etnik yapılara, azınlık ve muhalliflere karşı hep bir hamaset ve nefret söylemi kullanageldi. Yıllarca paranoyalarla, önyargılarla beslendi bu halk. Herkesin ona düşman olduğu, onu yok etmeye çalıştığı ezberletildi.

***

Tam da bu noktada  bir de "Barış Gazeteciliği" adıyla dünyada giderek daha fazla taraftar toplayan yeni bir gazetecilik anlayışını da konu etmek gerekiyor.

Barış gazeteciliği tüm tarafların yalanlarını açığa vuran, haberde doğruluk odaklı bir gazetecilik anlayışıdır.

Savaş odaklı gazetecilik sadece bir tarafın acılarına, korkularına ve üzüntülerine odaklanır. Böyle bir odaklanma, tarafları "caniler" ve "kurbanlar" şeklinde ayırır ve çözümün canileri cazalandırmaktan geçtiğini ima eder. Barış gazeteciliği bunun yerine, tüm tarafların acılarının, korkularının ve üzüntülerinin eşit derecede haber değeri taşıdığı bir yaklaşımı benimser.

Oysa sosyal sorumluluk anlayışını rafa kaldırıp yurttaşların en doğal hakkı olan doğru ve eksiksiz bilgilendirilme hakkını kendi eliyle ihlal eden savaş medyası anlayışı, iktidarın sözcüsü olarak bu savaşın propaganda aygıtına dönüşmüştür.