‘BİR BAŞKADIR’ Deliliğe yüz tutmuş bir toplum

Kültür/Sanat Haberleri —

17 Kasım 2020 Salı - 22:30

  • Berkun Oya’nın senaristliğini de üstlendiği “Bir Başkadır” dizisi, deliliğe yüz tutmuş toplumun tüm kesimlerini anlatmayı kendine dert edindiği için karakterlerin ve yaşadıkları dünyaların hepsinin bir incelemesini çıkarmaya çalışıyor.

ZABEL MİRKAN

Hakkında o kadar konuşuldu ki artık diziden “malum dizi” diye bahsediliyor ve kimsenin spoiler vermeyeyim gibi bir kaygısı yok. Gördüğümüz, sosyal medyada takatimiz kalmayana dek okuduğumuz flood’lardan da anladığımız kadarıyla diziyi herkes izlemiş, tarafını seçmiş ve kılıcını çekmiş durumda. Tüm bu karmaşa içinde, ben de bir şeyler yazmaya karar verdim; ancak bayağı kişisel kılarak yapmayı planladım bunu.
Dizide çıkarılan portrelerin ve beslendikleri siyasi geleneklerin hepsine yer vermek elbette mümkün değil ve dizide her yere, herkese temas etmek isteme meselesi nedeniyle aksayan pek çok da yer var. O nedenle ben, bende uyandırdığı hisler ve çağırdığı politik gündemlerle diziyi irdelemeyi, hatta izninizle biraz övmeyi düşünüyorum.

Kentsel dönüşüm, Kürt sorunu ve eşcinseller
“Ya sesi çıkmayanlar? Onlar rahatsız edilir, pitoresk olan ortaya çıkarılır ve ruh kaybedilir. Bunlar, geçmişe öykünenenlerdir. Daha önceden, geçmişin özlemini çekenlere, gecekonduların ortadan kalkmasına ağladıkları yanıtı veriliyordu. Ve bu yanlış da değildi. Öte yandan gerçeklik (şehrin burjuvalaşma yoluyla yarılması), çağdaşlara pek de öyle görünmüyordu. Gerçekliğin açık seçik görülmesi için ne yapmak gerekiyordu?”

Bayağı klişe duran ve içinde bu başlıklardan daha da fazlasını barındıran bir Berkun Oya eseri “Bir Başkadır”. İsminden mülhem, bir Türkiye panoraması. Memleketinin bir başka olduğunu düşünenleri izlemek son derece keyifli. Çünkü herkes delirmiş durumda. En makul görünen karakterlerden birinin bile birden ablasının saçına yapıştığını görüyoruz. Herkes, her şey için birbirini suçluyor. Tam bir delirme hâli hakim. Diziden sonra sosyal medyada vuku bulan tartışma (kavga) ortamı da bu delilik hâlinin bir başka göstergesi. İnsanlar 12 Kasım’dan beri susmuyor.
Berkun Oya’nın senaristliğini de üstlendiği dizi eski ve yeni Türkiye’nin bir araya geldiği, iç içe geçtiği; ama “Bunlar yaşandığı için bunlar oldu” şerhini düştüğü bir yapım. Derdi bu. Atıf Yılmaz’ın 2000’li yıllarda dizi çektiğini düşündüren de bu sanırım bizlere. Uzak plan kamera çekimleriyle Öykü Karayel’in hayat verdiği Meryem karakterinin, kentin içinde gözleri kapanmış bir kedi yavrusu gibi oradan oraya koşturduğunu gördüğümüz sahneler bunun destekçisi.

Dizinin “gizli faşist” psikiyatrı
Oyuncu kadrosuna değinmezsek olmaz gibi bir klişeye düşmek istemeyerek beni en çok etkileyen ve daha sonra sahneleri de bir müddet zihnimde dönen isimlerden bahsetmek istiyorum. Öykü Karayel herkesin aşırı övgüsüne –haklı olarak– mazhar olurken türlü itici erkek rolleriyle benim için çoğu zaman izlemesi zor bir oyuncu olan Fatih Artman dahi dizide sırıtmıyor. Ancak tabii yine çok bağıran, toksik bir karakteri canlandırıyor.
Dizinin “gizli faşist” psikiyatrı Perisi, Defne Kayalar ise kelimenin tam anlamıyla muazzam bir performans sergiliyor. Ki hem mağdur, hem zorba, hem de Berkun Oya’nın sınıfsal olarak en iyi tanıdığı kesimlerden birini canlandırdığı için görevini senaryoda da en iyi şekilde yerine getirmek zorunda Defne Kayalar. Keza bu yüzden, dizi boyunca kendi içindeki en gerçekçi hesaplaşmaya tanık olduğumuz belki de tek karakter Peri.

Olmayan eski Türkiye övgüsü
80’ler ve 90’lar Türkiye sinemasını andıran çekimler, Ferdi Özbeğen şarkılarıyla süslenen kapanışlar, jenerikte akan yazı fontuna rağmen dizide herhangi bir “geçmişe özlem” anlatısı yok. Özellikle müzik, sinema ve radyo, sonrasında televizyon programları konuşulduğunda 80’li ve 90’lı yılları övme hastalığına yakalananlar için yerinde bir müdahale olarak “Peki politik atmosfer?” diyenlerin sesini duyuyoruz burada. Ve ne iyi ki kendi aralarında Kürtçe konuşabilen Kürt bir aile vasıtasıyla.
Ama en gür duyduğumuz ses, engelli bir çocuk (Rezan) vasıtasıyla yankılanıyor. Gülbin, Rezan’ın fiziksel deformasyonunun sorumlularınının 35 yıl önce annesinin karnına tekme atanlar olduğunu söylüyor. Annenin beyaz tülbentiyle çizilen “Barış Annesi” portresi böylelikle iyice pekişiyor. Günümüzde de yaşlı Kürt kadınları yaka-paça gözaltına alan polisleri gördüğümüz için sorumluların kim olduğunu anlamak çok zor değil.

Lgbti+ temsili
Berkun Oya’nın, her geçen gün sesi kısılmaya çalışılan, resmi kurumlar tarafından dahi hedef gösterilen Lgbti+’lara verdiği yer ise bana kalırsa Türkiye’nin ilk açık Lgbti+’larından biri olan Ferdi Özbeğen’in şarkılarının yoğun kullanımında değil; imamın/hocanın kızı Hayrünnisa (Bige Önal) ve birlikte Konya’ya dönmeyi tercih ettiği partneri (Esme Madra) arasındaki ilişkide kendini gösteriyor.
Netflix’in ve diğer dijital mecraların söz konusu Lgbti+’lar olunca ne tür müdahalelerde bulunduğunu ve yokmuşlarcasına bu insanların yaşamlarına dair anlatıları sansürlediklerini biliyoruz. Şahsi fikrimce Berkun Oya gibi kibirli bir isme bunu dayatamayacaklarını, dayatsalar da Oya’nın buna şapkası elinde onay vereceğini düşünmeyenlerdenim. Diğer heteroseksüel çift gibi bu iki kadın 8 bölüm boyunca öpüşmüyor evet; ama insanların eşcinsel olduğunu anlamamız için onları illa öpüştürmemiz de gerekmiyor. Burada kesilen bir sahne olduğunu düşünmüyorum. Keza Meryem ile sonrasında ona talip olan ve sadece Jung sevgisiyle aklımızda kalan manasız arkadaşı da öpüşmüyor.

Merkezden perifere itilme
Dizi “Bir Başkadır” ismiyle, deliliğe yüz tutmuş toplumun tüm kesimlerini anlatmayı kendine dert edindiği için karakterlerin ve yaşadıkları dünyaların hepsinin bir incelemesini çıkarmaya çalışıyor; ama böyle bir incelemeyi yazıya aktarmak dahi zorken –çoğu karakterin ismini bile geçirmedim örneğin– bunu nasıl yaptığı muamma.

İnşaat Resulullah
Son olarak şunu da eklemek gerekiyor: Yerli yapımlarda uzun zamandır bu denli incelikli bir kentsel dönüşüm sorunu arka planına denk gelmedim. 2020’nin Issız Adamı olarak nitelendirebileceğimiz Sinan’ın (Alican Yücesoy) yaşadığı rezidans ve Sinan’ın evine temizliğe giden Meryem’in itildiği perifer arasındaki uçurum sadece şunu düşündürüyor: Aynı İstanbul mu? Meryem’in yaşadığı ev alabildiğince ağaca, börtü böceğe, kuşa-köpeğe gömülüyken kısa bir mesafede kendini içinde bulduğu inşaat Resulullah.
Velhasıl, Türkiye yapımlarından –dizi veya film– umudumu keseli 10 yıl kadar olduğu ve uzun zamandır ilk defa bu ölçekte tatmin olduğum bir şey izlettikleri için jenerikte ismi akan herkese kişisel teşekkür notumu buraya bırakayım. Ve dizinin insanı bir hoş kılan halet-i ruhiyesi nedeniyle en çok sevgi ve saygıyı, aşkını yıllarca sır gibi saklayan Ferdi Özbeğen özelinde dolaptan çıkan, çıkamayan tüm Lgbti+’lara göndereyim. Zira günlerdir fonda çalan da o.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.