Perde açılıyor ama engel çok

Kültür/Sanat Haberleri —

Amed Şehir Tiyatrosu

Amed Şehir Tiyatrosu

  • Kürt tiyatrosu sansür, ekonomik zorluklar ve kurumsal destek eksikliğine rağmen üretimini sürdürüyor. Sanatçılar, sahnede hem dilini hem de toplumsal hafızayı yaşatmakta ısrarcı.

MIHEME PORGEBOL

Türkiye’de Kürt tiyatrosu artık, yoğunluklu olarak Amed, Êlih, Mêrdîn, Wan ve İstanbul başta olmak üzere Kürtlerin güçlü bir nüfus olarak yaşadığı hemen her kentte icra ediliyor. Çoğulcu ve çok kişiyle üretilen bir sanat olması itibarıyla Kürt halkının toplumsal yapısı ve politik gerçekliğiyle de örtüşen bu sanat gerek bağımsız/özel, gerekse de kurumsal destekli şekilde icra ediliyor. Devlet desteğinin neredeyse sıfır olduğu Kürt tiyatrosuna yapılan kurumsal destekler ise yalnızca Kürt belediyeleri ve tiyatro grubunun kendi imkanlarıyla yaptığı ortaklaşmalardan sağlanıyor. Amed Şehir Tiyatrosu ise halihazırda belediye bünyesinde, bir program dahilinde faaliyet yürüten tek tiyatro. Dolayısıyla Kürt/Kürtçe tiyatro topluluklarının kahir ekseriyeti, yalnızca kendi öz kaynaklarıyla sanat icra ediyor.

Sansür, baskı, ekonomik kıskaç

İşte bu durum Kürt tiyatrocuları, sanatlarını icra etmenin yanında sanatlarını icra etme olanakları yaratmaya da ayrıca emek sarf etmelerini zorunlu kılıyor. Siyasi baskılar da cabası… Kürt tiyatrosu, her ne kadar sanatçıların emeğiyle günden güne yeni üretim olanakları geliştirip etki alanını genişletse de başta yasaklamalar, sansür ve ekonomik kıskaç kendi gerçek potansiyelini açığa çıkarabilmesini zorlaştırıyor.

Yakın zamana kadar birçok tiyatro oyunu, sudan gerekçelerle -ve kimi zaman gerekçeye ihtiyaç duyulmadan- yasaklandı. Kayyum politikaları, birçok Kürt tiyatro topluluğunun kapanmasına veya işlevsizleşmesine neden oldu. Ekonomik problemler, başta bağımsız/özel tiyatrolarda çalışanlar olmak üzere tiyatrocuları ekonomik gelir arayışına zorlarken aslında böylece emeklerinin bölünmesine ve sanatlarının gerçek potansiyelini ortaya koyamamalarına sebep oluyor. Sansür ise çeşitli yargılamalar ve hukuki yaptırımları beraberinde getiriyor. Yaptırım endişesi bir yandan sanat özgürlüğünü sekteye uğratırken diğer yandan kültür politikaları bağlamında bir çeşit sömürgecilik pratiğine dönüşüyor.

Kürt tiyatroculara kulak verdik

Yine de tüm bunlara rağmen sanatçılar üretimde ısrarcı. Turneler gerçekleştiriyor, alternatif buluşmalar organize ediliyor, ortak projeler geliştiriliyor ve yetersiz de olsa literatür çalışmaları yapılıyor. Oyunların neredeyse tamamı kapalı gişe oynuyor. Tiyatrolar Amed ve Êlih başta olmak üzere birçok şehirde her hafta perde açıyor. Bu da Kürdistan’da yerleşik tiyatro algısının oturabilmesi için önemli bir eşiğin aşıldığına işaret ediyor. Hatta, tiyatro topluluklarının ortak kararlar alıp ortak çizgi belirlediği bir de tiyatro kooperatif mevcut: Ahura Tiyatro Kooperatifi.

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü vesilesiyle biz de Kürt tiyatroculara kulak verdik. Kürt tiyatrosunun mevcut durumuna ilişkin genel düşünceleri, tiyatronun ihtiyaçları ve 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’ne dair mesajlarında sanatçılar çoğunlukla benzer vurgular yaptılar.

Bavê Teyar’ın izinde

Recep İçen (Şaneşîn Performans): Sözlerime Bavê Teyar'ı anarak başlamak gerekir. Çünkü bugün Kürt tiyatrosu adına kurulan her sahne, bir şekilde onun açtığı yolun izini taşır. Yoklukla, yasakla ve ısrarla var edilen bir geleneğin içinden konuşuyoruz. Bu yüzden 27 Mart, sadece bir kutlama değil aynı zamanda bir hatırlama ve değerlendirme günüdür. Bugün Kürt tiyatrosu hâlâ bir direnç ve tanışma alanı olarak varlığını sürdürüyor. Ancak bu varoluş büyük ölçüde mücadele ve özveriyle mümkün oluyor. Üretim devam ediyor, sahneler kuruluyor, seyirciyle bağ kopmuyor. Fakat bu üretimin önemli bir kısmı hâlâ klasik uyarlamalar ya da yerel hikâyeler etrafında şekilleniyor. Bu noktada özgün, çağdaş ve cesur dramaturjilere duyulan ihtiyaç açık. Hikâyeyi anlatmak kadar, o hikâyeye nasıl yaklaşıldığı ve nasıl bir sahne dili kurulduğu da belirleyici hale geliyor. Son yıllarda disiplinler arası arayışların arttığını görmek önemli. Tiyatronun müzikle, performansla, görsel sanatlarla ve ritüel formlarla kurduğu ilişki yeni kapılar aralıyor. Ancak bu alan henüz yeterince derinleşmiş değil. Yine de bu yönelimler, Kürt tiyatrosunun kendi estetik sınırlarını genişletme potansiyeline işaret ediyor.

Öte yandan teknik alanlarda ciddi eksiklikler hissediliyor. Sahne tasarımı, ışık, kostüm gibi alanlarda altyapı yetersizliği, anlatılmak istenen sözün sahnede tam karşılığını bulmasını zorlaştırıyor. Bu da estetik üretimin sınırlarını daraltan önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Toplumsal bağ hâlâ güçlü ama kırılgan. Tiyatro, seyirci için bir nefes alanı olmaya devam ediyor. Ancak ekonomik ve sosyal koşullar ile savaş gerçekliği, bu bağı zorluyor. Buna rağmen tiyatronun bir araya getiren, karşılaştıran ve konuşturan yapısı önemini koruyor.

Siyasi bağlam ise belirleyiciliğini sürdürüyor. Kürtçe tiyatro yapmak hâlâ doğrudan politik bir zeminle ilişkili. Artan gerilimle birlikte, tiyatronun açabileceği tartışma alanları ya doğrudan sansüre uğruyor ya da oto-sansürle daraltılıyor. Oysa tiyatro, şiddetin yarattığı travmayı işleyebilecek, barışı ve empatiyi tartışabilecek en güçlü alanlardan biri. Bu potansiyel, mevcut koşullar içinde çoğu zaman sınırlı kalıyor. Kürt tiyatrosu, tarihsel olarak bir direniş tiyatrosu niteliği taşıyor. Dil yasaklarının olduğu dönemlerden bugüne, hafızayı koruyan ve alternatif anlatılar üreten bir alan oldu. Bu rol bugün de devam ediyor. Özellikle çatışma ve belirsizlik dönemlerinde tiyatro, “öteki”yle karşılaşmanın, yüzleşmenin ve yeniden düşünmenin zeminini kurabilir. Bu yönüyle sadece sanatsal değil, toplumsal bir işlev de üstleniyor.

Genel olarak bakıldığında ihtiyaçlar net: Sürekliliği olan sahneler, sürdürülebilir destek mekanizmaları, teknik ve dramaturjik alanlarda derinleşme, arşivleme ve güçlü dayanışma ağları. Bunların eksikliği, yapılan üretimin kalıcılığını ve etkisini sınırlıyor. Eksik olan bir diğer nokta ise daha güçlü bir iç eleştiri kültürü. Aynı biçimlerin tekrar edilmesi yerine, farklı yolları denemek, risk almak ve yeni sözler kurmak gerekiyor. Bu da ancak daha cesur dramaturjik yaklaşımlarla mümkün. Sonuç olarak, 27 Mart Kürt tiyatrosu için bir kutlamadan çok bir eşik gibi duruyor. Var olanı görmek, eksikleri kabul etmek ve yeni bir yön aramak için bir fırsat. Tiyatro hâlâ burada, hâlâ konuşuyor. Ama artık mesele sadece sahnede kalmak değil; sahnede nasıl ve ne söyleyerek var olunacağını daha güçlü bir şekilde yeniden kurmak.”

Sanat ne zaman barıştır?

Rewşan Apaydın (Teatra Sî): Jon Fosse, kaleme aldığı Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi yazısında “Sanat barıştır” demişti. Sanat barıştır elbette. Ancak Kürtçe tiyatro oyunları her yerde sahne bulabilir seyircisine herkes gibi sorunsuz ve engelsiz bir şekilde ulaşabilirse sanatın barış olduğunu söyleyebileceğiz. Oyunlarımız bin bir türlü gerekçelerle yasaklanmaya devam etmezse sanat barıştır. Kürtçe tiyatro, üretmeye başladığı her dönemde birçok zorlukla aynı anda baş etmeye çalıştı. Umuyoruz ki artık baş etmek zorunda kalacağı şeyler artık biraz farklılaşır. Bu yılın Kürtçe tiyatro için de barış dolu bir yıl olmasını diliyorum… Bunun yanında, ana dilinde Kürtçe tiyatro yapma inadı gösteren bütün ekiplere, oyunculara ve bu inada yıllardır inancıyla cevap olan Kürt seyircisini unutmadan, hepsine teşekkür ediyorum…

Kürtler için tiyatro, tiyatrodan fazlasıdır

Barış Görecek (ŞanoGel): 27 Mart Dünya Tiyatro Günü, yalnızca bir sanat dalın hatırlamak için değil; hafızamızı, dilimizi ve var olma irademizi yeniden hatırlamak için de önemli bir gündür. Kürt toplumu açısından tiyatro, her zaman tiyatrodan fazlası olmuştur. Bir yandan kültürel birikimi koruyan, diğer yandan dili sahnede yaşatan; kimi zaman da yaşananların yükünü paylaşan bir alandır. Zor ve çoğu zaman engelleyici koşullar içinde gelişen Kürt tiyatrosu, tam da bu yüzden kendine has bir anlatım dili kurmuş; sahneyi görünür olmanın, sözünü söyleyebilmenin bir yolu haline getirmiştir. Bugün hâlâ çeşitli sınırlılıklarla karşı karşıya olsa da sahnede kurulan her cümle, yakılan her ışık bu alanın direncini ve ısrarını göstermektedir. Bu vesileyle, Kürt tiyatrosunun daha geniş imkânlara kavuşmasını diliyor; emeğiyle onu ayakta tutan, sahneye hayat veren tüm tiyatro emekçilerini içtenlikle selamlıyorum.

Kürt tiyatrosunun eleştirmen ihtiyacı

Pelda Bal (Dîwan Academy): Öncelikle 27 Mart’ın başta Kürt tiyatro emekçileri olmak üzere herkes için kutlu olmasını diliyorum. Kürt tiyatrosunun yıldızı, tiyatro emekçileri sayesinde her geçen gün daha da parlayarak ışıldayacak. Tiyatro, sanat ve estetikle ilişkili bir alan olsa da; Kürt tiyatrosu, kendini gerçekleştirme ve varoluş mücadelesinin hem dili hem de direniş alanına dönüşüyor. Bununla beraber edebiyatla da direkt ilişkili bir alandır. Bana kalırsa, her ne kadar sayıca az da olsa, oldukça nitelikli oyuncu ve yönetmenlerimiz var. Fakat bunun yanında tiyatromuz, ciddi anlamda eleştirmen ve Kürt tiyatrosu alanında çalışmalar yürüten akademisyen eksikliği yaşıyor. Eksiklikten öte, neredeyse tümden bir yokluk yaşıyoruz. Bir halkın tiyatrosundan bahsediyorsak, eleştirmenlerin kalemlerine akıttıkları düşünceleriyle tiyatronun nasıl olması gerektiğine dair yol açıcı olmaları, estetik ufku genişletebilmeleri gerekir. Yine tiyatromuzda metin eksikliği -gerek yerli gerek yabancı tiyatro metinleri açısından- kendini gösteriyor. Bu yüzden sözünü ettiğim eksiklerimize odaklanmamız gerekiyor. Bu alanların da yakın zamanda güçleneceğine inanıyorum.

Sansür ve engeller kalkmalı

Yakup Selimoğlu (Yenisahne): Bu yıl 27 Mart bir barış sürecine denk geliyor. Daha doğrusu barış sürecinin ikinci aşamasına denk geliyor. Artık barış yasalarının beklendiği bir dönemdeyiz. Bu bağlamda en büyük arzum sansür ve engellemelerin artık tamamen kalkması. İşimizi daha özgür ve daha rahat şartlarda yapmak istiyoruz. Kurumsal ve eşit destek istiyoruz. Devlet kurumları ve belediyelerin Türk tiyatrosuna olduğu kadar Kürt tiyatrosuna da kaynak ve mekan erişimi sağlaması gerekiyor. Umarım içinden geçtiğimiz süreçte bu anlamda yeni kapılar açılır ve yeni imkanlar sağlanır.

Kürt tiyatrosu açısından ise artık barış, hafıza, kimlik, direniş ve umudun daha çok yer aldığı yeni metinler ve ortak yapımların üretilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hatta Kürt ve Türk tiyatrolarının ortaklaştığı işlerin de sahneye taşınabilmesi gerekir; fakat Kürtçe ortak yapımların önemini ayrıca hatırlamak gerekir. Farklı grupların bir araya gelip oyunlar üretebileceği uluslararası temsilde birlikte, kolektif çalışmalar yürütebileceği bir aşamaya gelmemiz lazım. Bunun toplumsal diyaloğa da katkı sunabileceğini umuyorum. Çünkü tiyatro Kürt toplumunun siyasi ve toplumsal hakikatini sahneye taşıyabilir. Sahneye taşımasa bile tiyatro düşüncesinin toplumsal diyalog açısından empatiyi geliştirebileceğini, aynı zamanda birleştirici bir rol oynayabileceğini düşünüyorum. Tiyatroda özellikle gençlere, kadınlara ve toplumun dezavatajlı kesimlerine alan açılması gerekiyor. Biz Yeni Sahne olarak bunu yapmaya çalışıyoruz ve bunu daha bir üst seviyeye taşımak istiyoruz.

Diğer yandan Kürt tiyatrosunun, tiyatro mekanlarını sadece direniş değil, aynı zamanda neşe, mizah ve geleceği kurma mekanları haline getirebilmesini umuyorum. Tamam, bugüne kadar her şeye rağmen ürettik ama bundan sonra, özellikle içinden geçtiğimiz süreçle beraber artık daha özgür ve daha kalıcı üretim imkanlarının yaratılması gerekiyor. Kürt sanatı barış, çoğulculuk ve demokratik dönüşümün güçlü bir simgesi olabilir. Yani sahne artık sadece direniş mekanı değil, aynı zamanda özgür bir evren olabilmeli. Hep beraber orada gülelim, eğlenelim, direnelim ve geleceğimizi inşa edelim istiyorum. Umarım Kürt tiyatrosu da bu konuda öncü olur. Belki böylesi bir misyon toplumsal ve siyasi atmosferin daha iyi bir aşamaya geçmesini sağlar.

Politik mücadelenin bir parçası

Ömer Şahin (Amed Şehir Tiyatrosu): Türkiye'de 30 yılı aşkın süredir Kürtçe tiyatro veya Kürt tiyatrosu, dönemsel olarak belli aksaklıklara ve engellemelere maruz kalsa da bugüne kadar varlığını sürdürmüştür. Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutlamakta olduğumuz bugünlerde de maalesef bölgesel savaşların gölgesinde varlığını devam ettirmektedir. Başlangıçta köy seyirlik doğaçlama ve politik ajitasyon örnekleri ile tiyatro dünyasında yer etmişse de sonradan özellikle 2000'lerden sonra çağdaş metinlerin çevrilmesi ve oynanmasıyla farklı bir boyut kazanmış olan Kürt tiyatrosu Bir yandan deneysel ve araştırmacı yönüyle diğer yandan yıllardır süren kurumsallaşma mücadelesi ile her zaman kendinden bahsettirmeyi başarmıştır. Özellikle Türkiye'de Kürt dili üzerindeki baskılar ve yasaklamalar her ne kadar dönemsel olarak aksaklıklara neden olmuş olsa da ironik bir şekilde Kürt tiyatrosunun dünya üzerindeki tanınırlığına katkıda bulunmuştur. Kürt tiyatro emekçileri ve sanatçıları, yaşadıkları bölgelerdeki siyasal ve ekonomik ayrıştırıcı politikalara ilk günden karşı çıkmış ve her zaman verilen politik mücadelenin bir parçası olmuştur. Kendi dilleri ve kültürlerini yaşatmak için çoğu kez devlet terörü ile yüz yüze kalmış ama her zaman halkının yanında durarak buna karşı mücadele yürütmüştür. Çeşitli engellemeler ve ekonomik zorluklar nedeni ile Kürt tiyatro emekçileri her zaman büyük sorunlarla baş etmek zorunda kalmış ve bu da son 30 yıllık süreçte birçok grubun ve tiyatrocunun sanatlarını icra etme ve bir süre sonra dağılma ve başka alanlara yönelme durumunu doğurmuştur. Bu anlamda zaten zor şartlar altında çalışma yürüten gruplar sürekli bir dağılma ve yeniden toparlanma süreci içerisine girmişlerdir. Bu durum özellikle Kürt tiyatrosunun kurumsallaşması önündeki en büyük engellerden bir tanesidir. Son dönemlerde toplumsal olarak mesleki anlamda bir kabul görmüşse de maalesef hala ekonomik değer, sanatsal, toplumsal ve politik bir aktör olarak kendisini kabul ettirme noktasında sorunlar yaşamaktadır. Son dönemde Türkiye'de başlatılmış olan çözüm süreci biz Kürt tiyatrocuları için umut verici. Bu anlamda biz Kürt tiyatrocuları olarak bugüne kadar üzerimize düşen bütün sorumlulukları eksikleriyle de olsa samimiyetle yerine getirmeye çalıştık; bundan sonraki süreçlerde de bütün Kürt tiyatro emekçilerinin ve sanatçılarının sonuna kadar toplumsal bir barış için mücadele edeceğine inanıyorum.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.