
Mannheim, Baden-Württemberg Eyaleti’nin önemli bir merkezi. Kent, Türkiye ve Kürdistanlıların da önemli bir durağı. Keza bunu, herhangi bir sokakta yürürken bile hissedebiliyorsunuz. Yanınızdan her iki adımda bir Türkçe veya Kürtçe konuşan birileri geçiyor; dükkan tabelalarının dikkate değer bir bölümü de Türkçe veya Kürtçe.
Aslında kentin adını sadece Mannheim olarak anmak da doğru değil. Kent, Ren Nehri tarafından ikiye bölünüyor. Nehrin bir yanı Baden-Württemberg, diğer yanı Rheinland-Pfalz. Baden-Württemberg tarafına Mannheim, Rheinland-Pfalz tarafına Ludwigshafen deniyor. Aslına bakarsanız, ikisi de aynı kent. Bu nedenle Demokratik Kürt Toplum Merkezi de, Ludwigshafen’da olmasına rağmen kendini Ludwigshafen-Mannheim (LU-MA) DKTM olarak isimlendiriyor.
Mannheim’deki derneğin kökleri, 1983’e dayanıyor. Kuruluş yıldönümü, Kürt’ün doğum tarihi gibi: Kimse tam tarih bilmiyor; sonbaharın ortalarında, yapraklar sararmaya başladığında açıldığını söylüyorlar.
Derneğin 33 yıllık emekçisi
Mahmut Yücel, derneğin kuruluşundan bu yana emek veren yurtseverlerden biri. Derneğin 33 yıldır kesintisiz emekçisi. Halen en çok insanla diyalog kuranın o olduğu da söyleniyor. Haliyle Mannheim derneğinin hikayesini de ondan dinledik.
Yücel, derneğin kuruluş çalışmalarına ERNK’nin birçok kadrosuyla birlikte Hozan Mizgîn’in de katıldığını anlatıyor. 85 yılında ise kendisi de yönetime girmiş. Yönetim dediysek, zaten henüz en fazla onlarca kişiye ulaşabilen bir yapı bu. Bir süre sonraysa, biraz baskı karşısında herkes dağılmış; yalnız Yücel ve üç ERNK kadrosu kalmış.
Anlatıyor Mahmut Heval: “Belki ancak yirmi otuz kişiye ulaşabiliyorduk, ama bir saniye durmuyorduk. Arı gibi çalışıyorduk. O zamanla şimdi arasında tabii çok fark var. Acemiydik, mücadeleyi tanımıyorduk. Duygularımızla hareket ediyorduk. Eksiklerimiz çoktu. Pratik içinde deneyim kazandık, öğrendik, örgütlendik.”
ERNK kadrolarının kişiliği
Bu dönemin ERNK kadrolarını ise gözleri parlayarak, özlemle anlatıyor Yücel: “Zorlanmalar oldu ama güçlü bir irade vardı. İdeolojik gücümüz çok yoktu belki. Ama kadro arkadaşların kişiliği, herkesi çok etkiliyordu. Sırf o kişilik yapısı bile insanları harekete geçiriyordu. Ben kendi adıma, halen partinin verdiği bu kişiliğe bakarak, onun verdiği enerjiyle hareket ediyorum.”
Derneğin kuruluş yıllarında ilk olarak Kürdistanlıları tespit ve ikna etmeye çalıştıklarını aktaran Yücel, bu sırada yaşadıkları bir olayı ise şöyle anlatıyor: “Evlerin kapısına bakıp soyadı Türkçe olanların zilini çalıyorduk. Şansımıza ne çıkarsa… Eğer bir kişi yakalarsak, bu kez ona bütün komşularının nereli olduğunu sorup ona göre hareket ediyorduk.”
93’ten sonra korku kırıldı
85-88 yılları arasında birçok insanın kriminalizasyondan kaynaklı geri çekildiğini anlatan Yücel, devam ediyor: “O zamanlar kıt imkanlara rağmen ciddi işler yapıyorduk. 85’ten 88’e kadar yalnızca ben ve iki üç ERNK kadrosu arkadaş vardık. Her Cumartesi çıkıp Almanca bildiriler ve Kürdistan Report dergisi dağıtıyorduk. Alman halkında da büyük ilgi vardı. Hatırlıyorum, öğlene kadar 40-50 dergiyi bitiriyorduk.”
1983’ten 86’ya kadar kullandıkları dernek binasına 700 Mark kira verdiklerini, bunu da bağışlar ve dernekte porsiyonu 5 Mark’a sattıkları yemekle karşıladıklarını söyleyen Mahmut Heval, ilk dönemdeki baskılarla ise hemen bir geri çekilme yaşandığını, bunun sonucunda daha ucuz bir yere taşınmak zorunda kaldıklarını da ekliyor. Bu geri çekilmeyi ise şöyle anlatıyor: “O zamanlar daha çok işçi aileleri vardı. Parti de yeni kuruluyordu. Herkeste şüphe vardı, tam inanmama vardı. 93’ten sonra artık bir atılım oldu, korku morku kalmadı. Sürgünlerin de Avrupa’ya gelmesiyle birlikte iyice politikleştik. Daha önce kapısına gittiğimiz insanlar, ‘Aman komşum sizin geldiğinizi bilmesin, ihbar eder’ diyordu; 93’ten sonra herkes göğsünü gere gere Kürt’üm dedi.”
Dernek çalışmalarının 33 yıllık çınarına bir de, beş önemli eşiğin çalışmaları nasıl etkilediğini soruyoruz: 1984 Eruh Baskını, Düsseldorf Davası, PKK yasağı, festivallerin başlaması ve Öcalan’ın komployla yakalanıp Türk devletine teslim edilmesi. Şöyle yanıtlıyor:
* 1984 Eruh Baskını: Biz ondan önce politik bilince sahip değildik, birinin bizi dürtmesi gerekiyordu. Süreç geliştikçe giderek politikleştik. Eruh baskını ve ERNK’nin kurulmasının da bunda çok önemli bir yeri var.
* Düsseldorf Davası: 88’de bütün arkadaşlar yakalandığında tabii çok zorlandık. O zamanlar çok fazla ajanlık dayatması oluyordu. Benim yanıma da kaç kez geldiler. Zaten takip ediyorlardı ama onun dışında da ara sıra şanslarını deniyorlardı. Unutmuyorum, Ali Haydar arkadaş cezaevinde açlık grevindeyken bir gün derneğe geldi sivil polisler. Yalnızdım. Sırf kafamı karıştırmak için Ali Haydar arkadaşın yalan söylediğini, aslında yemek yediğini filan anlatıyordu. Sonra da açık kapı bıraksan ajan ol diyorlardı. Hatta bana, “Her ay bize bir mektup gönder, yeter” dediler. Bir keresindeyse evimin kapısını polis çaldı, 1.500 Mark uzattı, “Al, ajanlık için de değil, hediyemiz olsun” dedi, kabul etmedim. Sonunda bir gün eşim evin etrafında olduklarını fark edip tepki gösterdi. Sonra bıraktılar peşimi.
* PKK yasağı: Yasak kararından bazıları etkilendi tabii ama faaliyetlerimiz hiçbir zaman durmadı. Buradaki derneğimize de polis direkt mühür vurdu. O zaman bölge sorumlusu arkadaş geldi, toplantı yaptık. Birkaç saat içinde 100-150 kişiyle derneğe gittik, mührü kırdık, içeri girdik. Yanımızda benzin de götürdük. Polis gelince, “Eğer içeri girmeye çalışırsanız kendimizi de, burayı da yakarız” dedik. Karşılarında bu iradeyi görünce uzlaşma çağrısı yapmak zorunda kaldılar. Heyet oluşturduk, görüştük. Bize dediler ki, “Tamam, bu binadan çıkın, size yeni bir yer vereceğiz.” Kabul ettik. Belediye üç katlı yeni bir yer verdi.
* Öcalan’ın yakalanması: Doğrusu çalışanlarımızı çok etkiledi. Bir inançsızlık oluştu ilk anda. Ne yapacağımızı şaşırdık. Kırılma anıydı hepimiz için. 2002’ye kadar da etkiledi devam etti. Fakat sonra toparlanmaya başladık. İnançsızlıkta ısrar edenleri, bahaneler uyduranları geride bıraktık, onlarla hiç uğraşmadık artık. İradeli arkadaşlarımızla birlikte direndik ve sonunda da kazandık. Ciddi zorlama yaşadık, evet; ama aştık. Anlattık, durmadan anlattık. Kopanlar oldu. Kaç kişi kaldıysak o kadar kişiyle çalışmalara devam ettik. İşte bugün geldiğimiz nokta da ortadadır. Kim kazanmış, komplocular mı, biz mi, ortadadır.
* Festival: İlk festival herkesi çok etkiledi. Bochum’a buradan da 14-15 otobüs götürmüştük. Orada folklor, kitle, konuşmalar... Herkeste çok başka bir heyecan oluştu. Aslında gitmeden önce daha festivalin ne olduğunu da bilmiyorduk. Kitlemizi taşıdık ama nereye gittiğimizi, ne yapacağımızı bilmiyorduk. Sonra herkes bir şekilde festivalde kendini buldu.
‘İnandıkça başarıyoruz’
Mahmut Heval’e bir de, 33 yıldır kesintisiz derneğe emek veren biri olarak HDP’nin ne hissettirdiğini sorduk, yine gülümseyerek bir anekdotla başladı söze: “Başkan Bekaa’dayken bir söz dolaşıyordu. Diyorlardı ki, bir Kürt televizyonu kurulması öneriliyor. Biz ona bile inanamıyorduk. ‘Nasıl olur yahu, Kürtler o kadar gücü nereden bulsunlar’ diye düşünüyorduk biz bile. Şimdi kaç tane televizyonumuz var. HDP’den önce de barajı aşmak, bu kadar insanı bir araya getirmek, 6 milyon oy almak hepimize öyle geliyordu. Şimdi gücümüzü biraz daha gördük. İnandıkça başarıyoruz.”
Mahmut Yücel, HDP gibi bir birliği, ortaklaşmayı aslında her zaman söylemde savunduklarını ama hem kendilerinden hem diğer demokratik kesimlerden kaynaklanan hata ve eksiklerden dolayı bir türlü başaramadıklarını da ekliyor.
Alevilerle HDP’nin tarihi ortak
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), HDP’nin Avrupa’daki önemli destekçilerinden biri. AABK için de bu ilişkinin tarihsel bir yanı var. İttifak, AABK’yi ilk defa bir siyasi parti içinde kendi kurumsal temsiliyetiyle meclise taşıdı. Turgut Öker, bu ittifakın adayı olarak meclise girdi.
Barış Yılmaz, AABK’ye bağlı Mannheim Alevi Kültür Merkezi’nin ikinci başkanı; ayrıca AABF Baden-Württemberg Eyaleti Dış İlişkiler Sorumlusu. HDP’yle aynı safta olmanın Alevi kültüründen olan birine çok yabancı olmadığını, tarihsel ortaklık bulunduğunu söyleyen Yılmaz, çalışmalarını şöyle anlatıyor: “Baden Württemberg’de 7 Haziran öncesinde de yoğun bir çalışmamız oldu. Demokratik Güçbirliği içinde çalışmalara destek verdik. Cemevlerimizde insanlarımıza mutlaka oy kullanmaları gerektiğini söyledik. Otobüslerle sandığa taşıdık. Bugünse o kadar zorluk yaşamıyoruz. İnsanlar farkında çünkü. Duyarlılık arttı. Çünkü HDP mecliste olmazsa Türkiye’de ne olacağını herkes çok net gördü.”
CHP’li Aleviler
Baden-Württemberg’de en büyüğü 758, en küçüğü 80 üyeli 41 Alevi Kültür Merkezi bulunduğunu aktaran Yılmaz, CHP’ye oy veren üyeleri de olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Fakat bugün, onlara anlatmakta 7 Haziran öncesi kadar zorlanmıyoruz. Bazılarında sabit bir düşünce, fikir var. Her yıl Dersim’in, Sivas’ın, Maraş’ın anmasında etkinliklere de katılırlar üstelik ama “Bunu kim yaptı” diye sormazlar. Sokağa çıktığımızda da bizim gibi bağırır, sızlanırlar fakat yine kimin yaptığını söylemezler. Sanki bunları biz kendi kendimize yapmışız gibi bir havaları var. Anlatmakta da zorlanıyoruz bazılarına açıkçası. 7 Haziran’dan sonra ise özellikle gençlerde bu tavır aşıldı. Cemevlerimiz içinde de bir iki tanesi konfederasyonun merkezi kararına uymadı, HDP’ye destek vermiyor. Ama tabii retçi yaklaşmıyoruz. Anlatmak lazım insanlara. Dilimiz döndüğünce, gücümüz yettiğince anlatmayı sürdüreceğiz.”
Yılmaz, CHP’ye oy vermeyi sürdüren Alevilere oldukça tepkili. 7 Haziran’dan önce bazı CHP’lilerin, “HDP barajı aşıp AKP’yle anlaşacak, Erdoğan’ı başkan yapacak” gibi söylemlerle antipropaganda çalışması yaptığını hatırlatan Yılmaz, “Buyrun bakın, bunu HDP yapmadı, ama sizin oy verdiğiniz CHP can attı. Gitti, tezkereye evet dedi. HDP, bileşenleriyle ve konfederasyon başkanımız Turgut Öker’le beraber Alevilerin, ezilenlerin temsilcisi oldu” diyor.
Ailelerimize AKP’nin yıkılışını armağan edeceğiz
LU-MA DKTM’nin çalışma sahasındaki seçmenler, üç ayrı kentte kurulan sandıklarda oy kullanıyor. Baden Württemberg’e bağlı Mannheim’da yaşayanlar Karlsruhe’de, Rheinland-Pfalz’a bağlı Ludwigshafen’dekiler Stuttgart’ta, Hessen’e bağlı Mannheim’ın iki üç mahallesi ise Frankfurt’ta oy kullanıyor. Bu durum HDP çalışmalarını biraz zorlasa da yolu bulunuyor. DKTM, üç merkeze de otobüs kaldırıyor.
Cano Yıldız, Mannheim’daki çalışmaların öncülerinden biri. Seçim Komisyonu’nun da sözcülüğünü üstlenmiş. Çalışmalardaki moral motivasyon güçlerinin bir önceki seçime göre arttığını anlatan Yıldız, devam ediyor: “Bir aydır haftada iki kez çarşı merkezinde HDP standı açıyoruz. Onun dışında, Kürdistan’daki gelişmeler ardından, tek bir anonsla iki saat içinde binlerce insan toplanabiliyor. Öyle bir ruh var. Halkımız gerçekten duyarlı ve 24 saat hazır. Bazı arkadaşlar, gece uyurken telefonlarının sesini açık bıraktıklarını söylüyorlar, ne zaman bir şey olursa aramamızı istiyorlar. Katliamlar bizi geri çekmiyor, daha güçlü hale getiriyor.”
HDP’yle birlikte en üst seviyeye oluşan birliğin de heyecan verici gelişmeler yarattığını söyleyen Yıldız, bin üyeli LU-MA DKTM’nin ise bölgedeki çalışmaların öncülüğünü üstlendiğini belirtiyor. Yıldız’ın anlattığına göre kentte, bütün bileşenlerden oluşan 71 kişilik bir komisyon, çalışmaların genel koordinasyonunu yürütüyor.
Demokratik Kürt Toplum Merkezleri’nde çalışmalar, oldukça yoğun. Öyle yoğun bir gündem var ki, ne kadar iş yapılırsa yapılsın eksik oluyor. Emeğini halkından esirgemeyen Cano Yıldız’a da bunu soruyoruz, “Nasıl başarıyorsunuz” diyoruz, anlatıyor: “Bir yanda iş sorunu, çocuklar, ‘termin’ler; diğer yanda DKTM ve HDP çalışmaları... O gün toplantıda bir arkadaşımız, ‘Bir devlet bile bunu başaramaz’ diyordu. Doğru hakikaten. Biz Kürtler, hiçbir şeyimiz, maaşımız, arabamız, başka olanaklarımız olmamasına rağmen başarıyoruz. Bu ilhamı da güneş dediğimiz Önder Apo’dan alıyoruz. Arkadaşlar akşam saat 6-7’ye kadar çalışıyor, ardından kitleye gidiyor. 71 kişilik komisyonda inanın ki, hepimizin ailesi, akrabaları dargın, küskün. Tek bir hafta sonumuz var, onda da DKTM ve HDP çalışmalarına emek veriyoruz. Onlara da diyoruz ki, küskün olmayın, 1 Kasım’dan sonra bu çalışmalarla size de AKP diktatörlüğünün yıkılışını armağan edeceğiz.”
Seçmen kütüğü Budapeşte’de
Dernek sohbetlerinde seçimlere ilişkin bazı kaygılar da öne çıkıyor. Seçimlerden hemen önce bazı konsolosların değiştirilmesi, sandık güvenliği konusunda endişe yaratıyor. Yine, geçen seçimde de ortaya çıkan seçmen kütük kaydı yanlışlıkları, bu seçimde de, çok yaygın olmamakla birlikte var. AKP’nin savaş konsepti, zaten herkes için kaygı konusu; seçimlerin yapılamayacağını düşünenler az değil. Yapıldığı durumdaysa, sandık güvenliğinin eskiye göre çok daha önemli olacağı görüşü hakim.
LU-MA DKTM’den Ramazan Özüak da bu kaygılara dikkat çekiyor ve bir örnek anlatıyor: “Geçen seçimde buradan Berlin’e iki araçla seçmen taşıdık. Almanya’nın çok değişik yerlerinde seçmen kütüğü çıkan insanlarımız oldu. Bu seçimde de bir aileden baba ile oğulun seçmen kütüğü, hiç gitmedikleri Budapeşte’de çıkmış. Görüştüm, ‘Dünyanın öbür ucuna da verseler gidip oyumuzu kullanacağız’ diyorlar. Belki eskiden olsa böyle demezlerdi ama bu süreçte kimse oyunu yakmak istemiyor.”
Almanya’dan 1 Kasım notları -2-
OSMAN OÐUZ/MANNHEİM