Kürt’ün asırlardır bitmeyen varoluş mücadelesi devam ederken, çete demokrasisi bugünlerde televizyon kanallarını kapatıyor ve aydınlar, gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler hapse atılıyor. Toplumsal yaşam bir kabusa dönmüş.

Ölümlerin, yıkımların çoğaldığı bu süreçte film ve kitaplara ilginin olduğunu iddia etmek naiflik olur. Savaş ve yıkım günlerinde de romanlar yazılıyor ve filmler yapılıyor. Son günlerde okuduğum kitapların arasında Orhan Çelik’in Belge Yayınları’ndan çıkan Ar adlı kitabı da var.

Ar romanı, adını kahramanından alıyor. Orhan Çelik, tiyatroya ilgisinden olsa gerek, sinematek bir dil kullanıyor. Alman mahkemelerindeki ifade sahnesiyle roman başlıyor. Flaşbek yöntemini kullanıyor. 


Konusu

Yerinden yurdundan olan mülteci yaşam, Ar’ı serseme çevirmiştir. Avrupa’nın o kahredici yalnızlığını yaşamaktadır. Kabuğuna çekilmiştir. Kız arkadaşıyla bile konuşmak istemez. Ülkesinin sorunları ve mücadele kalbinin derinliklerinde kök salmıştır. Gördükleri, duydukları onu çılgına çevirmiştir. Yabancı bir dili öğrenmek, yeni bir kültüre alışmak ve entegre olmak hiç de kolay değildir.

Varoluşuyla çatışma halinde olan Ar, hiçlik duygusuyla boğuşur. 


Sürgünde bir yazar

Alfred Hitchcock’un Kuşlar adlı filmi, insan ile doğanın çatışkısını anlatır. Ama insanın doğası değiştirildiğinde nelerin olabileceğini anlatan yapıtlar müstesnadır. Kürtlerin doğasıyla oynandı ve hala oynanmaya devam ediliyor. 

Yazar Orhan Çelik de Kürdistan gerçekliğinde şekillenmiş. Dengbêjlerin davudi sesi Bingöl dağlarında yankılanırken, Kürtçe sözcükler gürül gürül akarken, yasakların, baskıların ve darbelerin atmosferinde Bingöl Eğitim Enstitüsü’nü bitirerek öğretmen olur. Oradan oraya sürülür. 

Çelik, 1984 yılında Büyük Dağda Küçük Köy adlı romanı yayımlar. Bu arada yurtdışına çıkmak zorunda kalır. Bir sonbahar yaprağı gibi uzaklara savrulur ve gelip rönesans ve reformun ünlü liman kenti Hamburg’a yerleşir. Sonra Sağırtaş, Kumluk Diyar adlı kitapları yayımlanır. Tiyatroyla ilgilenir. Kürtçe tiyatro oyunu yazar, yönetir ve seyirciyle buluşturur.

Yazar Orhan Çelik’in Ar adlı romanını okurken, satır aralarında yazarın hayat hikâyesini aradım. Şunu gördüm: anlatılan Kürt’ün hikâyesi: İşkence, tehdit, köy yakmalar ve dinmeyen feryatlar, diaspora yaşamının o travmalı halleri, kaygılı karakterler ve uyum süreçleri...


Hamburg’da da olsa...

Hamburg kentinde mülteci ruhlar ve geride kalanlar yansımasını bulur. Hamburg’da da olsa, ruhu tanrının yetim çocuklarının coğrafyasındadır. 

“Coğrafya kaderdir.” Kürt coğrafyasında doğanların kaderiyse içli bir ağıt gibidir. Orada yaşayanlar zulmün binbir çeşidine maruz kalır. 

Roman karakteri Ar’ın arkadaş çevresi de yaralı ruhu gibi karmaşık olsa da o, daha aykırı bir tiptir. Bu aykırılığı kimi zaman onu gülünç duruma düşürür, belki de gülünç olmayı seçmek Ar’a göre bir isyan ve öfkedir.

Dayısının yanına gider. Dayısı dincilerden kazık yemiş biridir. Bu nedenle de kafayı yemiştir. Kırk yıllık kazancını dincilere kaptıran emekçi, nasıl kafayı yemesin... 

Damadı Mehmed, dincilerin kazık atabileceğini idrak edemeyecek kadar meczuptur. Dayısının diğer damadı Evdal, kar aydınlığında ışıltılı bir yüreğe sahip... Kalbi ülkesinde atmaktadır. Adı gibi tutkuludur aşkına. O kahredici kaderin önünde durabilmek ve var olmak için dağlara yönelir. 

Ar’ın durumu daha da kötüleşir. Deliliğin sınırlarında dolaşmaktadır. Ülkesinde okuyup veteriner olmasına karşın, Almanya’da dikiş tutturamamaktadır. Yerel basında yazıları çıkmıştır. Tek amacı ustaca yazılar yazmaktır. Kısacası Orhan Çelik, günümüze ayna tutmuştur. Yarattığı karakterlerle Kürt gerçekliğini ve diasporayı anlatmaktadır. 

Bu kitap okunmalı bence. Yazar Orhan Çelik’in Fistan Sor adlı Kürtçe tiyatro eseri de önümüzdeki günlerde Belge Yayınları tarafından yayımlanacak. Herkesin Kürtçe yazması ise temennimiz.

Avrupa’nın ıssız ve dile gelmeyen her köşesinde binlerce Ar’lar var. Gittikçe de sayıları çoğalıyor. Savrulmak, ülkesiz ve mülteci olmak, Ar’laşmak değil de nedir...


Mehmet Söğüt