“Şark İstiklal Mahkemeleri” Başsavcısı Süreyya Önge Evren, hatıralarında aynen şöyle yazmaktadır: “Şeyh Sait olayıyla ilgili mahkemeye 20-25 yaşlarında bir genç getirildi. Binlerce sanıklı mahkemedeki izdiham nedeniyle mahkeme heyeti şu kararı verdi. ‘Sorgulamaya bile gerek yoktur, Türkçe bilmeyen bir adamdan zaten memlekete hayır gelmez’ dediler ve idamına karar verildi.”
Bu örnek bir kimliğin tarihinin binlerce örneğinden -üstelik resmi söylemden- sadece bir örnektir. Bir uzun havadır bu dilin sesi, hawarı ve serüveni...
***
Büyük bedeller sonunda şimdi artık “Kürtler vardır, Kürtçe de ayrı bir dildir”e kadar gelindi. Bir halkın kimliğini, dilini, kültürünü yok sayma ve yok etme, türlü politika ve baskılara rağmen mümkün olmadı. Olmadı ama bu konudaki politikalar daha ince, daha derinleştirilmiş yöntemlerle sürdürülerek içi boşaltılarak işlevsiz kılınmak isteniyor.
AB’ye uyum yasaları çerçevesinde getirilen Türkçe dışında isim serbestisi hala birçok engelle karşılaşıyor. Türkçe dışındaki isimlerde W, X, Q gibi harflerin kullanılamayacağı söyleniyor ve özünden uzaklaştırılmaya çalışılıyor.
Daha iki gün önce Derîk Belediyesi hakkında bazı Kürtçe isimlerde W, Q ve X harflerini kullandığı gerekçesiyle inceleme başlatıldı. Yine nüfus dairelerinde çocuklara verilen isimlerde bu harflerin kullanımı yasak.
Kürtçe yasağını kaldırdığını iddia edenler, mahkemelerde hala kendi anadiliyle savunma yapmak isteyenleri engelliyor.
Hem bir dil üzerindeki yasakların kalktığını söyleyeceksiniz hem de o dilde yayın yapan bir gazeteyi “içeriği bilinmiyor, biz anlamıyoruz” gerekçesiyle cezaevine almayacaksınız. Hem ‘bakın işte dilinizi serbest bıraktık’ diyeceksiniz hem de mahkemelerde kendilerini temel bir hak olan anadilde savunma talebinde bulunanlara izin vermeyeceksiniz. Avukatların Lozan anlaşmasının 39/5 maddesine dikkat çekerek, müvekkillerin anadillerinde kendilerini daha iyi ifade edeceklerini belirtmesine de karşı çıkacaksınız. Hem Kürtçe yayın yapan kanallar açacaksınız hem de o dille yayın yapan gazete sorumlularını yüzyılı aşan cezalara çarpıtacaksınız. Bu konuda “Hem”lerle başlayacak cümleler kurmaya devam etsek sayfalara sığmaz. İbret-i alem bir dil serüvenidir bu durum.
Asimilasyon ötesi bir uygulama bu, parça parça yumuşatarak, içe çekerek, kendine benzeştirerek etkisiz, işlevsiz, edilgen bir hale getirme politikası...
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre de herkes, anadiliyle eğitim-öğretim yapma, bu yolla anadilini öğrenme ve geliştirme, aynı zamanda anadiliyle bilim, sanat ve yaratma özgürlüğünü kullanma hakkına sahiptir.
***
Bir dilin konuşuluyor olmasını ya da seçmeli ders türü avuntuları yeterli saymak büyük bir yanılgıdır. Tartışılan konu da bu değildir. Sorun bir dilin eğitim dili durumuna getirilmek istenmemesidir.
Tüm toplumların başta gelen temel haklarından biri kendi dilleriyle düşünmek, kendi dilleriyle eğitim görebilmek, kendini o dille ifade edebilmek ve yazmaktır. Hiçbir heves, hiçbir siyaset ve alışkanlık, bir toplumun dilini ikinci dereceye düşürme hakkını kendinde bulamaz ve bu yetkisini hiç kimseye vermez, vermemelidir.
Her insanın kendi kültürüyle var olması onu tüm alanları kapsayacak biçimde ilerletmesi ve anadilinde eğitim görmesi kadar doğal ve masumane bir hak düşünülemez. Bir toplumun herhangi bir nedenle bu haktan mahrum edilmesi, yok sayılması ve bu dil ve bu dile ait değerlerin inkar ve imha edilmesine dilbilimcilerin tabiriyle Linguicide (dilkırım) denir. Bu da kültürel soykırımın bir parçası olarak görülür.
Bir dil serüveni