
Petrol, doğunun krallığıdır. İslam dünyasında durum, hala böyle…
Güç sahnesine çıkan, her biri ayrı ayrı, kendini mutlak egemen sanır. Bu sanı ile kibirli, yani mağrur…
İran Şahı Pehlevi, dışarıya yansıttığı hava, yapay karizma ile Yunan mitolojisinden fırlak Tanrı edalıydı. Adım atarken, azameti aşınmasın diye asla yere bakmayan ve baktığını görmeyen…
Hayatın basamaklarını, yalınayak tırmanan bir mesleksiz olan Irak diktatörü Saddam Hüseyin’in kişiliği, Şah kompleksiyle yaralıydı. Düşmandı. Ama, mağruriyette (kibir) onu taklit edeyim derken, karikatürü gibi kalıyordu.
Suud ailesi, bütün Ortadoğu muktedirlerinin, bakış merkezindeydi. Rakip ya da hempa, herkes kendince onları taklit ediyordu. Suudi Krallarının saraylarında kullandıkları, altın ve som gümüşten tabak ve çanaklarına sahip olamayanlar, taklitleriyle davetlilerinin huzuruna çıkıyorlardı.
Suudi Kralların, dış gezileri de İslamı ve kumullardan fışkıran petro-doları temsilen ayrıca şatafatlıydı; görkemlidir. Bu geziler, dünya medyası için, günümüzde de bitmez, tükenmez, magazin konusudur…
Çünkü, her gezi Kralın sarayın "kalk gidelim" demesidir. Kral yola çıkarken, ineceği yerde kullanacağı arabalar da bagajlanıyor. Aşçılar, uşaklar, peşkirciler, altın, gümüş mutfak takımları da havalanıyor…
Ne işe yarar kimse bilmez, ama sayısız kişi de refakat eder. Hepsinin kalması için, bir otelin bazı odaları da katları değil, tamamı kapatılır…
Kalabalıklarla seyahat ve görkem teşhiri konusunda, bugüne kadar kimse, Suudilerle doğrudan rekabete girişmedi. İran’ın Molları bile…
Suudiler, yüz yılımızda, İslam’ın görkemini tek başlarına temsil ettiler.
Türkler, bugüne kadar, böyle bir saçmalığa hiç yanaşmadı. Tersine Suudilerle iyi geçinerek çıkar sağlamaya, en azından onlardan aldığı para ile yurt dışına gönderdiği imamların maaşlarını karşılamaya çalıştı.
AKP iktidarının ilk zamanları, ilişkiler "bal ayı" tadındaydı. Ortadoğu’yu yeniden düzenleme projesinde de birlikte görev aldılar. Personel ve silah temini Türklerde ise parası da Suudiler’dendi. Öylesine bir işbirliği yani…
Ama sonra, Recep Erdoğan’ın Mısır‘da, Suudilerce pek hazmedilmeyen Müslüman Kardeşlerle (İhvan) bütünselleşmesi üzerine, rüzgarlar tersine dönmeye başladı..
Erdoğan, Mısır, Tunus ve Libya’nın ele geçirilmesinden sonra buralara düzenlediği gezide zafer turunda mitinglerde, nizam-intizam veren lider portresi çiziyor, "güç bende" diyordu.
Buna rağmen, Suriye’ye saldırı sürecinde beraberdiler. Ama sonra kopma başladı. Recep Erdoğan, Katar’ı da yanına alarak İslam adına dil kullanmaya başladı.
Bu arada, Ortadoğu şekilciliği sergilenmeye başladı. Kürtlerin deyimiyle bu "tavuğun yumurta büyüklüğü konusunda toy ile yarışı"na benziyordu. Çünkü Suudiler zengindi. Petro-dolarları çoktu. Türkler, borç alarak yaşıyorlardı.
Ve borç para ile Saraylar inşa edilmeye başlandı. Suudi Kralının dış gezilerini aratmayan görkemde, gösteriler sahnelendi. Krala nisbet edercesine, Erdoğan ilk defa Latin Amerika gezisine makam Mercedesini götürdü.
Sonra, kalabalık heyetler dönemi başladı. Mesela hangi lüzumata cevap kimse bilmiyor, son üç günlük Almanya gezisine üç uçak dolusu kalabalıkla gitti, Erdoğan.
Türklerin, ekonomik kriz pençesinde açlığa sürüklendiği bir dönemde, Almanya’ya üç uçak dolusu kalabalıkla seyahatın ağırlığı…
7 yıldızlı lüks bir otelin kapatılması, 300 kişiye yakın bir kalabalığın yeme, içmesi harcırahlar ve öte yandan borç para için Almanya’ya avuç açmalar…
Bütün bunlar, sonradan görmeler için normaldir. Borç para ile kırım, kırıma girişenlere, fiyaka satmak da yakışır.
Bu bizim meselemiz değildir.
Ama cami açılışı bir başka olaydır. O açılışta, yalanlar sıralanarak, iftiralar ipe dizilerek kin ekildi. Halkın parası harcanarak din kirletildi.
Mesela annesinin kullandığı arabadaki gaz tüpünün patlaması sonucunda ölen Bedirhan’ın ölümü Kürtlere mal edildi. İftiradır. Aşağlıkça yalandır, bu. Camiye asla sığmayacak, iftiralardan sadece biridir, bu…
Irkçı vandallıkla Deniz Naki’ye futbol sahasını kapatan rejimin başı, Mesut Özil’e karşı Almanya’da ırkçılık yapıldığını de öne sürebiliyordu, utanmadan. Oysa, Özil onunla fotoğraf çektirdiği tepki görmüştü.
Cami açılışını yalanları yarıştırma pistine çıkarmanın neresi dindarlıktır.
Öte yandan, Kürt halkının vergileriyle yapılan o cami, ne zamandan beri namaz kılınıyor ve orası IŞİD usulü ile Kürtleri kahretme mekanı olarak kullanılıyor. Aşağılama, iftira atma yeri olarak…
IŞİD’den başka, dini mekanı böylesine küfür, küfranı kullanan din var mı yer yüzünde. Dinler, insanın ortak değeri değil mi, dini de kirleten kirli adamlar?
Dahası, Erdoğan’ın yaptığı gösterinin benzeri, sadece ve yalnız IŞİD yani ÖSO dininde vardır. İslam dininde, halkın parasıyla kişisel çıkar avına çıkmak yoktur. O açılış, Erdoğan’ın gösterisiydi. Çünkü, eğer dinsellikse o cami için harcanan paradan Alevilerin, Êzîdîler, Hıristiyan ve Musevilerin de katkısı, alın teri, kazançlarının vergisi vardır. Onların sırtından geçinmek, dindarlık taslamak, başka bir deyişle karşılıksızlık olarak alıp, onlara dini hizmet vermemek zorbalık, haksızlıktır, hırsızlık, gasptır.