FEHMİ KATAR/BERLİN

Vor der Sperre belgeseli 8. Berlin Kürt Film Festivalinin en özgün yapımlarından biri. Film, festivalde gösterilen “Das Milan-Protokoll“ filminin kamera arkasını konu alıyor. Ama alışık olunan kamera arkasından çok, konu aldığı insanları ve çevreyi nesne olmaktan çıkarıp filme ekliyor.

Bir filmde gördüğümüz şey genellikle yönetmenin senaryosunun başlangıcı ve bitişine sıkıştırdığı ve her saniyesini planladığı bir kurgulamadır çoğu zaman. Onun içinde aktarılan hikayede asıl özneler, filme konu olan insanlar, çevre ve hikaye filme sadece yönetmenin belirlediği sınırlar içinde, yönetmenin gözünden dahil olabiliyor. Bernd Schoch’un yönetmenliğini yaptığı “Vor der Sperre“ filmi ile bu sınırları aşıyor.

DAİŞ ile çalışan bir aşiretin, YPG ile ilişkili olan Alman bir doktoru esir alması üzerine gelişen olaylar üzerinden bölgedeki güncel siyasal ve sosyal  durumu anlatan “Das Milan Protokoll“ filminin çekimlerinin yapıldığı yerde üçüncü bir göz oluyor, “Vor der Sperre“. Belgesel filmin kamerası çoğunlukla, teknik ve yönetmen kadrosunun çoğu yabancı olan filmin çekimleri sırasında, meraklı gözlerle bu yabancıları izleyen insanlara odaklanıyor. Bazen de filmin çekildiği küçük çevreden uzaklaşarak daha büyük bir çevreye odaklanıyor kamera. “Das Milan Protokoll“ filminin yönetmeninden oyuncusuna ve yapımcısına kadar birçok kişiyle yapılan röportajlarda da ön planda hep filmin çekildiği çevre ve o çevrenin öznelliği yer alıyor.

Savaşın izleri

Peter Ott’un yönetmenliğini yaptığı “Das Milan Protokoll“ü Güney ve Batı Kürdistan’daki savaşa odaklanıyor. Bernd Schoch’un belgesel filmi ise gerçekte olmuş olan savaşın, rahatsız edecek derecede bir açıklıkla ve sadelikle izini sürüyor. Kameranın döndüğü her yerde savaş izlerinin göze çarptığı filmde, şehrin dışında yemyeşil genişçe bir arazinin ortasında göze çarpan tek küçük bir evde yaşayan yaşlı bir adamın, varlıklarından inanılmaz mutlu olduğu torunları ile kameraya görüntü verdiği sahne, savaşın izlerinin olmadığı bütün filmdeki birkaç sahneden biri.

Kürdistan’da savaş bölgesinde çekilen filmlerde süren savaşın etkilerinin yoğunca hissedildiğine hem oyuncular hem de yapımcılar da filmde yaptıkları röportajlarda değiniyorlar.

Savaşı yok sayan sanat yapamaz

“Biz politik olduğumuz için politik filmler çekmiyoruz, bu coğrafyanın her yerinde savaş var ve herkes oldukça politik dolayısıyla biz ekstra bir şey yapmıyoruz“ diyor ve bölgedeki savaşın orda yapılan sanata da yansıdığını ve o gerçekliği yok sayarak sanatsal bir faaliyetin de yapılamayacağına değiniliyor.

Belgeselde röportajına yer verilen filmin yapımcılarından Mehmet Aktaş, bölgedeki savaş nedeniyle filmi yapmak için epey bir hazırlık yaptıklarını anlatıyor. Mesela kendi güvenliklerini sağlamak, belli yerlerde çekim yapmak için ekstra izin almak, bölgedeki güvenlik güçleri, istihbarata kadar normal şartlarda olmayan birçok prosedür… “Vor der Sperre“ bu anlamıyla aynı zamanda artık “Savaş Sineması“ olarak da adlandırılan Kürt sinemasının özelde Mitos Filmin yaptığı filmlerin geçtiği çevreyi de en geniş ve detaylı haliyle yansıtıyor.

Sadece bir parçasında bile olsa Kürdistan’da son yıllarda yoğunlaşan savaşın izlerini sade bir şekilde aktaran filmin rahatsız eden tek yeri, yemyeşil arazideki mutlu çiftçi dede ve torun sahnesinden sonra, Almanya’nın ne kadar ilerici ve ilerde olduğunu ve Kürdistan’ın Almanya’nın 200 sene gerisinde olduğunu söyleyen Güney Kürdistan Kültür Bakanı (ya da bürokratının) röportajı oluyor.