Kürdistan’da, tarihinin, en vahşi taarruz dalgaları tazeleniyor. Kendi halkını da kandırıp dolandıran fırıldak, Kürt katliamıyla övünüyor.
Fırıldak, utanma nedir bilmez. Topaç (vit) gibi döne döne döner, dansöz misali kıvırtarak dönenir, dişine göre birini bulunca kabadayılaşır. Ama zor karşısında iki büklüm bükülür. “Ben yaptım, sen yapma, ver elini ver öpim abi" diye yalanıp yaltaklanır.
Arayı bulmak için olmadık taklalar atar. Bir saat öncesine kadar sövdüğüne, birden bire övgüler düzmeye başlar. Düşman birden bire, dost ve kardeş oluverir…
Onun hiç bir şeyi esah değildir. Kişilik ve kimliği de…
İbadet ve mekanı, iç dünyasıyla hesaplaşma, inancının odağına inip bütünleşme değil, dolandırıcının çıkar avında dindar görünmede gösteri sahnesidir.
Çünkü gerçek anlamda dini, inancı da yoktur, fırıldağın. Bekçi olduğu dükkanın kasasını soyan adamın fazileti, kendinden menkuldur çünkü.
Allah’ı da, hedefe diktiği günün kazancıdır. Çıkarın kokusu ne yanda esiyorsa, kıblesi o yandadır. Çetebaşı olarak, cinayet emirleri verir, sonra hiç bir şey olmamış ve dindarmış gibi, “bir insan öldüren, din kitabının orta yerinde yazılı olduğu üzere, bütün insanlığı öldürmüş sayılır" kelamını tekrarlar…
Misal, açların sıram sıram sıralandığı bir ülkede, her akşam, halkın parasıyla milyonluk iftar sofraları kurulur. Fırıldak o yemeğin parası cebinden çıkmış gibi avanesiyle başına üşüşür.
Tevfik Fikret’in “Yağma" şiirindeki “yeyin efendiler yeyin, bu hanı iştah sizin / Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yeyin!" nakaratı gibi yeyip içiyorlar. Ağız şapırtıları, dişlerin “çak çak" sesleri ta uzaklarda duyulur.
Bu bir hırsızlıktır. Halkın parasını, avaneyle yemektir.
Ama, kasadan çaldığıyla kurduğu uçsuz bucaksız sofrayı hayrat, yani insanlığa iyilik gibi göstermede sonsuz beceriklidir.
Halkı, gözler önündeki bu hırsızlığı, iyilikseverlik olarak kabul eder ve asla unutmaz. Unutmadığını ilk seçimde oylarıyla perçinler.
Yemeklerin talan edildiği o sofrada, Kürtlerin ödediği vergilerin de payı vardı. Ama onlar şehirleri yıkılmış, evleri yakılmış, aç ve açıkta bırakılmış düşmandı, şimdi. Dağ eteklerinde, düzlüklerin kıyısında su ve yavan ekmekten ibaret iftar sofrasına oturuyorlardı.
Oysa devlet, “dışarıda hırt çeride kurt"tu. Hırtlık rolünde Filistin, Somali, Hint yarım adasındaki eski Burma olan Myanmara’nın “Müslüman mazlum ve masumlarına yardım" ile övünüyordu.
Kürtler sözkonusu olunca kurt kesiliyorlardı. Devlet kurt şekline bürününce, dağlarını, ekinlerini, bağ, bahçelerini yakıp, evleri, baştan başa şehirlerini yıkıyor, imdada koşan Kürt halkı yardımlarını engelliyor, ordu kırlara kurulan çadırları yıkıyordu.
Bunlar olurken, nadide yemekler, dilim dilim, kaşık kaşık, çatalın ucunda tike olarak şişkin midelere yollanıyor, sonra, sıra seçimden seçime oy vermeye, seçim aralarında, yol boylarında karşılayıp, meydanlarda alkışlamaya koşan kalabalıklara mutluluk dağıtma nutkuna geçiliyordu.
Fırıldak doyasıya yedikten sonra kaykılıp ayağa kalkıyor, yazılıp eline verilmiş, içinde bolca “Allah, maşallah, inşallah, peygamber, cami, namaz" sözü geçen metni, görünmez ekranda haykıra haykıra okuyor, ırkçılığın ruhuna tirit suyu niyetine devam edip, günün zaferi olarak katledilmiş Kürtlerin sayısını müjdeliyordu.
Bu tirat, dini, dinin gereği orucu berbat ediyordu.
Oysa, fırıldağın haberi yok ama, İslamın kitabı Kur’an Müslümanın Müslümana zulmünü yasaklıyor, Ramazan ayında da, sebep ne olursa olsun insan kanı dökmeyi, ev, bark yakmayı, cehennemlik günah sayıyordu.
Fırıldak ise cinayetlerle övünüyor, Kürt kanını, serinlik niyetine yandaş ruhuna serpiyordu.
Kürtler barbardan, hırsız ve katilden dindar çıkmayacağını haykırdıkça fırıldak kudurganlaşıyor, daha da vahşileşerek saldırıyor, yakıp yıkıyor, önüne çıkanı öldürüyordu.
Bu satırlar yazılırken, Lice dağları yanıyor, Gabar Dağı, Nuh peygamberin mekanı, efsanevi Cudi Dağı alevler içindeydi.
Köyler muhasara altında, kedi ve köpekler de Türk ordusunun düşmanı olarak mahpustu. Eşek ve katırlar da esir…
Kürtlerin sırtından geçinen bir Kürt politikacı da, kendini satışa çıkardığı pazarda fiyatını artırma cehdiyle, Kürt kanınında şenlik düzenleyen, Ramazanı bile hırsızlık şölenine dönüştürenleri Müslümandan sayıyor, “arkadaşlarla namazdayken“ diye söze giriyordu.