Tarihten birer kesittir fotoğraflar, resimler... Zamanın akışını tek bir kareyle ifadelendiren kesitler... Bir yolculuğa çıkarır ansızın insanı. Duygu ve düşüncelerin odaklandığı zaman dilimleridir. Bazen hüzünlendirir, bazense mutluluğa dair anımsamalara vesile olur... Zaman durmuştur resimlerde... Tarih de o “an”da donakalmıştır... Sonra tarihin diğer yaşanmış kesitleri canlanır havsalada... Okunanlara, bilgilere, duyumlara, şahitlere dayalı anlatımlar bir film şeridi gibi geçer kurgu deryasında...
Biz bir grup yurtsever arkadaşla “Özel Savaş” eğitimini alıyorduk. Dersle bağlantılı olarak bir slayt gösterisi izlemeye başladık. Resimler, çekimler kronolojik olarak gösteriliyordu. Uygarlık canavarlarının savaşlarının yabancısı değildik. Ne de olsa biz Kürtler soykırım çocuklarıydık...
Savaş tarihi, kadın etrafındaki değerler topluluğuna saldırılarla başlamış. Zihniyeti gereği de katliamdan başka birşey vermemiş insanlığa... Beşbin yıldır devam eden bu gasp savaşlarında insan öldürmeyi marifet sayan iktidar hastası imparatorlar, sözde komutanlar heykelleri, resimleri, anıtlarıyla ölümsüzleştirmeye çalışmışlar. Oklar, yaylar, kılıçlar, ateşli silahlar ve en son konvansiyonel silahları kullanmışlar. Biyolojik silahlar ve tüm özel savaş yöntemleri kullanılmış hiçbir sınır tanımadan. Milyonlarca insan ölmüş savaşlarda. Sadece Birinci Dünya Savaşı’nda (1914-1918) 39 milyon, İkinci Dünya Savaşı’nda ise 64 milyon insan öldürülmüş.
Uygarlık tarihi boyunca da neredeyse savaşsız bir gün geçmemiş. 3357 yılın, 3140 yılı savaşla, 217 yılı ise barış olarak kayıtlara geçmiş. Yani gözlerini dünyaya yeni açan bir bebeğin barışı yaşama olasılığı yüzde 6,4 gibi küçük bir olasılık... Zaten bu kısacık 227 yılın da savaş planlarıyla geçtiği de malumumuz!.. Bu nedenle de Rêber Apo “Mutlak barış yoktur, ateşkesler vardır!..” diyerek bu gerçeğe işaret etmekte.
Sıraya dizilmiş çırılçıplak kadınlar…
Atalarımız Aryen Kürtleri ise her zaman bu gasp saldırılarına karşı direnmişler, zorlandıklarında dağlara sığınmışlar... Yine de durmamış işgal, ilhak saldırıları... Semitik, Babil, Akad, Asur, Roma, Bizans, Moğol, Selçuklu, Osmanlı ve son yüzyıldır da Türk devletinın saldırılarıyla özel savaş yöntemleriyle devam etmekte... Kürt serhildanlarında onbinlerce Kürt katledilirken, sadece Başûrê Kurdistan’da Saddam diktatörü Enfal’le çoğunluğu erkek çocuk ve yetişkin erkek olmak üzere 182 bin Kürt insanı katletmiş, cenazeler kepçelerle kazılan kuyulara gömülmüş... Yine Halepçe’de 5 bin Kürt insanı Hollanda’dan getirilen elma kokulu kimyasal gazlarla katledilmiş... Her dört parça Kürdistan’da yürütülen ‘kültürel soykırım’ da cabası... Bu katliam zinciri uzadıkça uzuyor...
Slayt gösterisinde resimler ard arda katliam, kırım, kan gözyaşı resimlerini verirken etkilenmemek elde değildi...
Aniden bir fotoğraf daha gördük. Sarsılmamak elde değildi. Doğru mu görüyoruz diye donakaldım. Daha öncesinden hiç rastlamadığım bir fotoğraftı bu... Çırılçıplak soyundurulmuş kadınlar, bazılarının kucağında bebekleri var. Sarmalamışlar bebelerini, kötülüklerden korumak istercesine... sıraya dizilmiş, beklemedeler... Birbirlerine kenetlenmişler, destek almak ister gibi... Bir ana da, yine kucağında bebeğiyle kadınlar grubuna yetişmeye çalışıyordu.
Dersim katliamı yazıyor fotoğrafın yan tarafında. Zaten olsa olsa bir katliam görüntüsü olabilir bu dehşet fotoğrafı... Suçları ise ‘Kürt Alevi olmak’ ‘Kürt kadını olmak’!.. Kültürün taşıyıcısı, dilin anası, varlığıyla anlamlılaşan Kürt kadınları... Nereye götürüldükleri belirsiz bir bekleyişteler... Bundan daha korkunç muamele olabilir mi?...
Doğa-ana dilsiz, doğa-ana isyandadır... Aynı Kürt kadınlarının belki de daha kısa süre öncesine kadar yüz sürüp dualar ettikleri, mum yaktıkları kutsal dağlar, taşlar, ağaçlar şaşkın!... Hiç böylesine tanık olmamışlar çünkü... Bu ne dehşettir diye sorarlar birbirlerine! Çünkü bilirler ki, kadın bedeni kutsaldır. Hele ki bir de ana isa, yani yaratansa, yani can’sa, yani yaşamsa... Ve zaten eğer yaşama layık görülen bu zulümse, orada insanlık da ölmüş demektir...
Dersim Tertelesine (soykırım) dair yaşanmış birçok trajediden bahsedilir. Hamile bir kadının karnındaki çocuğun kız mı yoksa erkek mi olduğuna dair Türk askerlerinin ’bir lira’ için iddiaya girdikleri, içlerinde Dersim serhildanının önderi Seyîd Rıza’nın eşi Besê ve Nurî Dersimî’nin 14 yaşındaki kızı Fatma’nın da içinde olduğu yüzlerce kadının askerlerin eline geçmemek için kendilerini uçurumlardan attığını, komutan Alîşêr ve Zarîfe’nin direnişi anlatılır günümüze dek...
Bu soykırımcı T.C. zihniyetinin Kürt kadınlarına yönelik kirli savaş siyaseti özel olarak uygulanmaktadır. Çünkü kültür taşıyıcısı kadındır. Kadın katliamı toplumun da yok edilmesi anlamına gelir. Bir dönem bakanlık yapan AKP’li bir vekil “Bizim en büyük eksikliğimiz biz Afrikalılara Türkçeyi öğrettik, fakat Hakkarili kadınlara öğretemedik!...” demişti. Yani asimile edemediği için hayıflanıyordu bu vekil efendi...
Her savaşta ilk hedeflenen kadınlar olmuş. Çünkü eril zihniyete göre kadın ‘ganimet’tir, ilk gasp edilmesi gerekendir. İslam orduları Kürdistan’ı ‘zorla’ müslümanlaştırırken, bazı kaynaklara göre 32.000 Kürt kadınını yine zorla Mekke’ye götürmüştü. En yakın tarihte de DAİŞ çetelerinin Şengal saldırısında 7.000 Kürt Êzîdî kadınının esaret altına alınması tüm dünya insanlığının şahitliğinde gerçekleşti.
Dersim Tertelesinde bilindiği kadarıyla 80 bine yakın Kürt Alevi insanı T.C. tarafından katledildi. Kalanlarsa ya sürgün edildi ya da beyaz katliamla “düşmanına aşık” insanlar haline getirilmeye çalışıldı... Yatılı okullarla Kürtlük, Alevilik adına ne varsa belleklerden silinmeye çalışıldı. Küçük Kürt kızları Türk subaylarının hizmetine verildi. Bazı işbirlikçi aşiretlerden tarihsel toplumdan kopuk insan müsveddeleri yaratıldı. Onlara özünü inkar ettiği sürece mevkiler verildi. Tıpkı şimdi katliamı gerçekleştiren partinin, yani CHP’in genel başkanlığına Kemal Kılıçdaroğlu’nun getirilmesi gibi. K.Kılıçdaroğlu’nun partisi en son özgür Kürt kazanımı Rojava Devrimi’ne saldırı tezkeresine onay verdi. Ancak Kürtlük özünü yitiren ‘sahte’ bir Kürt buna onay verebilir... Tıpkı Mehmet Metiner ve onun gibi ‘sahte Kürt’ vekiller gibi...
Günümüzde Alevi örgütlerin bütünleşmemelerinin altında yatan gerçeklik bu politikalarla bağlantılıdır... Dersim Alevi Kürtlerinin özgür Kürt kimliğine giden yolun özsavunma savaşından, bunun da bilinç ve örgütlülükten geçtiğini bilince çıkaramamaları, halen Dersim soykırımının yarattığı travmayı aşamamalarından kaynaklanmaktadır. Bilge kadınlardan annem, Dersimli insanlarımız için “Kafaları karışık!...” diyordu. Bunu bir itham biçiminde dillendirmiyordu kuşkusuz. “Kızım, ailesi katledilen ya da halkın katliamına tanıklık eden bir çocuk büyüdüğünde de normal bir insan olamaz ki!...” diye de ekliyordu. Kaldı ki tarihte Dersim üzerine toplamda 104 savaş seferi düzenlenmiş. Direnense hep tıpkı Zerdeştilik, Yaresanlık, Kakailik, Êzîdîlik, Kurmanclık gibi Alevilik olmuştur. Ardında bir direniş kültürünü bıraktığı gibi, fay hatları misali kırılmaları da bırakarak!...
Bir fotoğraf bazen çok şey anlatır!...
Bu soykırımcı T.C. zihniyetinin sanatçı Mikail Aslan’ın, Aynur Doğan’ın Dimilkî klamların hep hüzünlü olması bu sebepten olsa gerek!...
Neden bu kadar Kürt düşmanlığı?!.. Kadın gerilla cenazelerini Botan’da yüksek kayalıklardan atan T.C.‘nin faşist ordusu, neden bu toprakların asıl sahiplerine karşı bu denli nefret doludur?.. Cizre YPS direnişinde bodrumlarda susuz kalan insanlarımıza su yerine benzin veren PÖH’ler, JÖH’lerin bu katliamcı zihniyeti kaynağını nereden alıyor?!.. Bu Kürt sendromu kaynağını nereden alıyor?!
Çünkü Rêber Apo’nun ifade ettiği gibi “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürtlerin soykırımdan geçirilmesi temelinde kurulmuştur...” Yani diğer bir deyişle ‘Devletin bekası için Kürtlerin katli vaciptir...’ zihniyeti hakimdir Türk devletinde... Bu zihniyet maalesef Türkiye toplumuna da nüfuz ettirilmiştir... En basitinden spor karşılaşmaları insanları kaynaştırma aracıyken, Amedspor’a olan tahammülsüzlük bile bunun bir göstergesidir... Dersimli futbolcu Deniz Naki koluna ‘Azadî’ dövmesi yaptırınca Türkiye’de linç edilmesi, Ahmet Kaya’nın “Kürdüz ölene kadar!...” dediği için çatallar fırlatıldı güzel yüzüne... Daha binlerce örneği var bu soykırım zihniyetinin. Serhat Eyaleti’nde özgürlük gerillaları, Gelîyê Zîlan’dan geçerken halen de Agirî serhildanında katledilen Kürtlerin kemiklerine rastlarlar. Böylesine örnekler güncellenerek daha da çoğaltılabilir.
Bu kutsal analarımızın fotoğrafı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yaklaşık yüz yıldır yürüttüğü soykırımcı politikalarının fotoğrafıdır… Ve daha kimbilir ne kadar fotoğraf düşmüştür devletin kozmik odalarına... Faşist şef Tayyip Erdoğan “Çocuk da olsa, kadın da olsa gereken neyse o yapılacaktır!...” demesi bu soykırım politikasının itirafıdır.
Buna karşılık, Rêber Apo’nun dediği gibi “Hakikat ne kadar saklanmaya, geriletilmeye çalışılsa da yok edilemez, sonunda kazanan yine hakikat olur!...” Tıpkı katledilmeye götürülen Kürt kadınlarını yok edemedikleri gibi...Tıpkı Bêrîtanları, Zîlanları, Ronahî ve Bêrîwanları, Viyanları, Sakine Cansızları bitiremedikleri gibi...
‘Bu resmi çerçeveletip evime asacağım’
Sadece ben etkilenmemiştim o fotoğraftan… Tartışmalara katılan bir yurtsever, değerlendirmesinde “o Dersimli kadınların resmini büyütüp çerçeveletip evimize asacağım...” demişti. Katliam, zulüm tarihini unutmamak adına yapacaktı bunu... Kürtler olarak tarihsel belleğimiz zayıftır. Belki de bu dehşet politikalarından kaçış biçimidir bu... Ama her kaçışın da bir durak noktası vardır elbette. Eğitim sona erince, yalnız kaldığımda gözyaşlarına boğuldum. Çözüm olmayacağını bilsem de acı yüreğimin tam ortasına oturmuştu. Kendimi o Kürt analarının yerine koydum. Çırılçıplak bedenleriyle de bile direnen Kürt kadınlarının acılarını hissetmeye çalıştım...
Nurî Dersimî’nin neden ‘İntikam’ başlığıyla o tarihi yemini yazdığına şimdi daha fazla anlam yükleyebiliyor insan...
Halihazırda ise büyük tarihsel bilinç kaynağı Rêber Apo ve Özgürlük Hareketi sayesinde Kürt halkı, bu soykırım zihniyetini parçalamıştır. Dört parça Kürdistan büyük bir uyanış içerisinde. Ortadoğu’da yine Kürt teşisi dönüyor. Döndükçe de yeni ve özgür yaşamın ipini eğiriyor... Bu iple özgürlük, yeniden beyinlere ve yüreklere nakşediliyor. Bir Ortadoğu rönesansı yaşanıyor. Kürt Halkı açısından da Savaşan Halk Gerçekliği’ne ulaşılıyor.
O demlerin dehşet tufanında susan dağlar konuşuyor artık! Ağaçlar, taşlar dilleniyor teker teker.. Suların fısıltıyla başlayan akışı, coşkun Munzur’a dönüşüyor çoğalarak. Hepsi Can’ların belleğine kazınıyor. Anaların ürkek gölgelerinin düştüğü topraklar yeşeriyor yeniden. Yarını göremeyen çocukların akranları büyüyor, katliam ninnilerini dinleyerek. Yakılan ağıtlar sözden saza, sazdan kavgaya evriliyor. Analarımızın ‘faili belli’ katlinin intikamı oluyor. Dağlar gerilla yürüyüşünün müjdesini veriyor birbirlerine. Bakın geldiler, geldiler işte özgürlük gerillaları diye!...
Bir fotoğraf bazen çok şey anlatır!...
Tıpkı unutulmaması gereken hakikatler gibi!..