
11 Haziran 1981 günü Gaziantep E Tipi Cezaevi'nde idam edilen Veysel Güney'e son isteği sorulduğunda, babasına bir mektup yazmak istediğini söylüyor. “Değerli babacığım ve tüm dostlarım” diye başladığı mektubuna “ben hiç bir şahsi çıkarımı gözetmeden ülkemin bağımsızlığı ve halkımın kurtuluşu için doğru bildiğim yolda inanarak mücadele ettim. Benim kalbim insan sevgisi ile doludur” diye devam etti. Mektubun son bölümüne ise veda satırlarını yazdı: “Ben ölüme seve seve gidiyorum. Bir namussuzluk ve bir şerefsizlik yapmadım. Onun için hiç üzülmeniz gerekmez. Benim binlerce annem babam olduğu gibi, sizin de binlerce oğlunuz var...”
Bu mektup ailesine verildi mi dersiniz? Hayır. Mektup aileye verilmediği gibi Güney'in cenazesi de bilinmeyen bir yere gizlice defnedildi. Ailesinin cenazeyi almak için defalarca yaptığı başvurular ise her seferinde reddedildi. Oysa Güney son mektubuna vasiyeti niteliğinde şu dizeleri yazmıştı: “Mezarımı yol kenarına kazın/ üzerine devrim şehidi yazın/ başına yumruklu yıldız kazın/ gidiyorum ölümsüzlüğe hoşçakalın….”
25 yıl sonra ailesi ve arkadaşları idam edilişinin yıldönümünde Güney'in mezarını aramaya başlayınca sakıncalı bulunarak aileye verilmeyen o mektup da ortaya çıktı. Güney'in tutuklandığı 28 Aralık 1980 tarihinden sonraki 21 gün içinde idam talebini içeren iddianame hazırlanmış, 30 gün içinde idam kararı verilmiş ve 72 gün sonra da idam kararı onaylanmıştı. İdamın onaylanmasından infazın olduğu güne kadar kendi içinde onlarca yazışma gerçekleştiren devlet, idam ettiği devrimci bir tutsağın cenazesini gasp ederken, son mektubunu dahi yıllarca ailesinden gizlemişti.
Mazlum Doğan, Dersimli bir Kürttü. Aleviydi. Anadili Kürtçe olsa da, her Dersimli gibi Türk diline de edebiyatına son derece vakıftı. Üniversitedeki hocaları ve arkadaşları onun Türkçe'yi bütün diğer öğrencilerden çok daha iyi kullandığına şahitti. Mazlum Doğan'ın politikaya olduğu gibi, edebiyata da büyük ilgisi vardı ve mektup bunların başında geliyordu. Ailesinin demesine göre, yaz tatillerinde geldiği köyünden okuldaki arkadaşlarına sürekli mektuplar yazıyordu.
Mazlum Doğan'ın ailesine yazdığı son mektup 1982 yılının başında onlara ulaştı. Ancak cezaevinden yazdığı bu tek sayfalık kısa mektup onun son mektubu değildi. Yıllar önce aileyi telefonla arayarak o süreçte Diyarbakır Cezaevi'nde görevli asker/gardiyan olduğunu iddia eden bir kişi, elinde Mazlum Doğan'a ait mektup ve dökümanların olduğunu iddia etmiş ve Türkiye'nin o zamanki politik zemini nedeniyle korkuya kapıldığı için de aileyi bir daha aramamıştı.
21 Mart Newroz Bayramı, Ortadoğu'nun birçok ülkesinde kutlansa da Kürtlerin tarihinde özel bir anlamı vardır. Zira Newroz Kürtlerde direnişin sembolüdür ve bu bir dirilişi simgeler. Cezaevi arkadaşları 21 Mart 1982 günü Mazlum Doğan'ın üç kibrit çöpü yakarak hücresinin gözetleme deliğinden dışarı uzattığını ve “Bu gün 21 Mart Newroz günüdür, Newroz ateşi yakmak lazım!” diye bağırdığını anlatır. Ertesi gün, Amed Zindanı başta olmak üzere ülkenin dört yanında estirilen baskı ve işkence politikalarına karşı Mazlum Doğan'ın fedai bir eylem yaptığı anlaşılır. Geriye ondan kalan "Berxwedan Jiyan e” sözünden başka bir mektup bırakıp bırakmadığı ise hiçbir zaman bilinmez.
1982'den günümüze tam 37 yıl geçti. O gün doğan çocuklar bu gün 37 yaşında. Zülküf Gezen ise henüz doğmamıştı. Tekirdağ 2 No'lu Cezaevi'nde hükümlü olarak bulunan açlık grevi direnişçisi Zülküf Gezen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan nezdinde Türkiye halklarına uygulanan ağır tecride karşı Mazlum Doğan'ın direniş çizgisini seçti. Gezen'in eylemini “intihar” diyerek itibarsızlaştırmaya çalışanlara en büyük itiraz kendi ailesinden geldi. Amcası, Zülküf Gezen'in tıpkı Mazlum Doğan gibi fedai bir eylem gerçekleştirdiğini açıkladı. Alman basını da aynı zihniyetle Uğur Şakar’ın eylemini itibarsızlaştırmaya çalıştı.
Peki insan yaşamına zerre kadar değer vermeyen devlet ne yaptı? Devletin “güvenlik” güçleri Zülküf Gezen'in cenazesini ailesinden ve halktan kaçırarak bir gece yarısı ancak birkaç aile ferdinin katılımıyla zorla defnettirdi. Mezarlığa gitmek isteyen halkı engellemeye çalıştı, darp etti. Bütün bunları ailesi “Allah yanlarına bırakmasın” diyerek Kürt medyasına anlattı.
Bir Newroz zamanındayız. Newroz, kışın hemen ardından gelir ve bu bize bütün kara kışlarının bir sonunun olduğunu gösterir. Bu Newroz da gösteriyor ki, bu zulüm bir gün, ama mutlaka bir gün bitecek. Bir gün güzel günler de gelecek. O günler için de direnmek gerek.