
Zindan direnişinin büyük olmasının nedeninin saldırının büyüklüğünün görülmesine bağlayan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, “14 Temmuz direnişçiliğinin belki de en önemli sonucu ya da hareketimiz açısından, Kürdistan halkı ve tarihi açısından en önemli yarattığı değer, Kürdistan devriminin tarzını yaratmasıdır” dedi.
Mustafa Karasu, 14 Temmuz direnişi ve sonuçları ile günümüze yansımaları konusunda sorularımızı yanıtladı.
14 Temmuz direnişinin hareketiniz için önemi nedir?
Hareketimiz açısından çok büyük önemi vardır. 14 Temmuz, 12 Eylül faşist cuntasının PKK’yi 5 nolu zindana gömme politikasına darbe vurmuştur. Amed zindanı gerçeğinde PKK tasfiye edilmek istendiği gibi, Kürt halkının özlemleri de betonlara gömülmek istenmiştir. Türk devleti Amed zindanı şahsında çok stratejik bir hedefe ulaşmak istiyordu. Türkiye Cumhuriyeti, bir özel savaş devletidir; karakteri de esas olarak Kürtleri ortadan kaldırma amaçlıdır.
1970’lerden sonra ortaya çıkan ve PKK’de sembolünü bulan Kürt uyanışı, Türk devletinin bu nihai amacını, politikalarını darbeler nitelikte bir gelişme göstermiştir. 12 Eylül darbesi iktidarı ele geçirdikten sonra esas olarak da Kürdistan’da ortaya çıkan bu uyanışın kökünü kazımayı hedeflemiştir. Bu açıdan da PKK’nin üzerine çok şiddetli gitmiştir.
14 Temmuz direnişi, direnişçileri Türk devletinin politikalarını görmüşler; neyi hedeflediğini çok iyi anlamışlardır. Sadece kendilerine zulüm yapmayla sınırlı olmadığını, sadece zindandaki tutuklulara işkence yapmayla sınırlı olmadığını, bunun çok haince, uğursuzca, Kürt’ü yok etmeyi hedefleyen büyük tarihsel toplumsal sonuçları olacak bir saldırı olduğunu görmüşlerdir. Eğer zindanda büyük bir direniş olmuşsa, bunun nedeni bu saldırının büyüklüğünün görülmesidir. Bu nedenle saldırının büyüklüğü direnişin de büyüklüğünü beraberinde getirmiştir.
Bu açıdan biz bu direnişi hem PKK gerçeği açısından hem de Kürdistan gerçeği açısından çok tarihi bir direniş olarak görüyoruz.
Zindanlara gömülmek istenen PKK, büyük direnişiyle PKK’nin direnişçi kişiliğini en zor koşullarda somutlaştırmıştır. Bu duruşuyla dışarıdaki parti örgütü ve önderliğine büyük bir güç vermiştir; dışarıda mücadelenin geliştirilmesine çok büyük manevi değerler katmıştır. PKK’nin en zor koşullarda direnen bir hareket olduğunu tüm halka göstermiştir. Bu tabii ki halkın PKK’ye büyük güven sağlamasını beraberinde getirmiştir.
14 Temmuz direnişçiliğinin belki de en önemli sonucu ya da hareketimiz açısından, Kürdistan halkı ve tarihi açısından en önemli yarattığı değer, Kürdistan devriminin tarzını yaratmasıdır. Kürt halkının ve PKK’nin eline en büyük değeri vermiştir. Eline altın bilezik verme biçiminde bir kavram vardır. 14 Temmuz direnişçiliği de PKK’nin ve Kürt halkının eline altın bileziği vermiştir. Yani her koşulda mücadele edip başaracağı en büyük değeri, en büyük gücü, en büyük imkanı yarattığı tarzla vermiştir. Bu da en zor koşullarda mücadele etme ve kazanma tarzıdır. En zor koşullarda mücadele etme tarzının yaratılması ve bunun PKK’ye ve Kürt halkına verilmesi 14 Temmuz direnişçilerinin Kürt halk tarihine yaptığı en büyük katkıdır. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum.
Bu tarz neden bu kadar önemlidir?
Çünkü Ortadoğu dünyanın en zor coğrafyasıdır, Kürdistan halkının Özgürlük Mücadelesi de dünyada yürütülebilecek en zor mücadeledir. Kürtlerin Özgürlük Mücadelesi kadar zor, PKK’nin öncülük ettiği Özgürlük Mücadelesi kadar zorluklarla karşılaşan bir mücadele ne tarihte görülmüştür ne de bundan sonra görülecektir. Dünyanın en zor coğrafyasında, bütün dünya güçlerinin egemenlik kurmak istediği bir coğrafyada, tarihin ilk en büyük devletlerinin ortaya çıktığı coğrafyada, tarihin en zalim devletlerinin ortaya çıktığı coğrafyada Kürt toplumu dört parçaya bölünmüş, yani vücudu, beyni parçalanmış ve üzerinde en büyük zorbalıkla yok edilme politikası izlenmektedir. Bu politika izlenirken de dış güçlerin desteği alınmaktadır. Bu nedenle Ortadoğu’da Kürt halkının mücadelesini vermek çok büyük zorlukları göze almayı gerektirmektedir. Ancak büyük zorlukları göze alanlar, bu büyük zorluklar ortamında mücadele etmesini bilenler, zor koşullarda mücadele edecek düzeyde bir mücadele ruhuna, tarzına, kararlılığına sahip olanlar bu topraklarda varlığını sürdürüp başarılı olabilirler. Bunun tarzı, ruhu, militan kişiliği, direnci ortaya çıkmadan, Ortadoğu’da, özellikle de Kürdistan’da başarılı mücadele yürütmek ve sonuç almak mümkün değildir. Bu gerçeğin bilincine varılırsa 14 Temmuz direnişçiliğinin büyüklüğü de çok iyi anlaşılır.
14 Temmuz, düşmana karşı direnme iradesini göstermiş, bu direnişini sonuna kadar götürmüş ve 12 Eylül’ün yenilgisinin ve sonunun başlangıcını burada gerçekleştirmiştir. 14 Temmuz direnişiyle birlikte hareketimiz en zor koşullarda mücadele etmenin tarzını ele geçirmiştir.
Artık PKK mücadelesinde, özgürlük tarihinde kadrolar için, sempatizanlar için, hatta halk için örnek ortadadır. PKK’lilik nedir denilirse 14 Temmuz direnişçiliğidir. PKK’lilik nedir denilirse Kemal Pir duruşudur, Hayri duruşudur. Böyle bir militanlık gerçeğini ele geçiren PKK tabii ki yenilmez olacaktır, yenilmez bir mücadele gerçeğini pratiğinde ortaya koyacaktır.
Tabii ki siyasal olarak da 12 Eylül’ün yenilgisini başlatan, 12 Eylül’ü 14 Temmuz şahsında başarısızlığa uğratan bir tarihi sürecin, bir mücadele sürecinin başlamasını ifade etmektedir. 14 Temmuz’la birlikte PKK’nin de, Kürt halkının da ufku netleşmiştir, önü açılmıştır. Artık 14 Temmuz direnişinden sonra kim köleliğe boyun eğebilir, kim bu mücadelenin başarılamayacağını söyleyebilir? 14 Temmuz direnişçiliğinden sonra kim Kürdistan’daki sömürgeciliği kabul edebilir, kim mücadele etmeden, 14 Temmuz ruhuna ve gerçekliğine bağlı olmadan kendisine Kürt’üm, kadroyum, yurtseverim diyebilir? Bu yönüyle 14 Temmuz Kürt ve Kürdistan gerçeğinde çok büyük değerleri ve ölçüleri ortaya koymuştur.
14 Temmuz militanlar için, yurtseverler için, devrimciler için, demokratlar için ülkeye dön çağrısı olmuştur. 14 Temmuz direnişçiliği, 14 Temmuz’un yarattığı değerler, ortaya koyduğu duruş, PKK’nin içine de sokulmak istenen mülteciliğe ölümcül darbeyi vurmuştur.
15 Ağustos gerilla hamlesini başlatan ruh 14 Temmuz direnişçiliğidir. 15 Ağustos hamlesini başlatmak için Kürdistan dağlarına koşturan, Kürdistan dağlarına çağıran 14 Temmuz direnişçiliğidir. Bu açıdan 14 Temmuz direnişçiliğinin tabii ki PKK tarihi açısından da, mücadele tarihimiz açısından da önemi çok büyüktür.
14 Temmuz direnişçiliğinin PKK ve Kürdistan tarihindeki en önemli yeri, Kürdistan devriminin tarzını yaratmasıdır. Zor koşullarda mücadele edip başarmanın tarzını yaratmasıdır. Bu tarzı Kürt militanlarının ve Kürt halkının eline vermesidir. İşte bugün dağlarda, ovalarda, şehirlerde bütün baskılara rağmen Kürt Özgürlük Hareketi’nin, halkın mücadelesinin yenilmemesinin nedeni bu mücadele içinde bulunan 14 Temmuz ruhudur.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da İmralı Cezaevi’nde büyük bir direniş gösteriyor. Bu direnişin 14 Temmuz direnişiyle benzerlikleri ve farklılıkları nelerdir?
Önder Apo üzerindeki politikalar ve amaçlananlarla Diyarbakır 5 nolu zindanında izlenen politikalar ve amaçlananlar aynıdır. Her ikisinde de PKK’nin, yani Kürt Özgürlük Hareketi’nin kökünü kazımak, tasfiye etmek ve halkın özgürlük umudunu yok etmek amaçlanmıştır.
Diyarbakır zindanlarında binlerce kişiye planlı bir biçimde uygulanan zulüm, baskı ve teslim alma politikası İmralı’da Kürt Halk Önderine karşı uygulanmaktadır. İmralı’da uygulanan her politika, söylenen her söz, her uygulama da bir plan çerçevesinde yürütülmektedir. Önder Apo da Türk devletinin bu politikasına karşı direniş göstermektedir.
Eğer Önder Apo’nun bugün üzerinde uygulanan tecrit bizim üzerimizde uygulansaydı, bu kadar ağır bir tecrit altında, insanlarla ilişkilenmeyen bir ortamda hücrede kalsaydık çok zorlanırdık.
Bu nedenle tek kişilik hücrede 14 yıl yaşamanın ne anlama geldiğini belki cezaevinde kalmamış, hücrede kalmamış, dolayısıyla sınırlı düzeyde de olsa bunu hissetmeyen insanlar bu gerçekliği anlamayabilir. Ama şunu söylemeliyim ki, 13-14 yıl tek başına hiç kimseyle ilişki kurmadan bir hücrede kalmak, tek kişilik zindanda kalmak dünyanın en ağır işkencesidir; en büyük psikolojik saldırısı altında yaşamaktır.
İmralı’da bu sistemi bilerek kurmuşlardır. Ama Önder Apo, büyük bir iradeyle İmralı zindanını, tek kişilik cezaevini tek kişilik direniş odağı haline getirmiştir. Sadece kendisi direnmemiş, toplumun ve örgütün direnmesini sağlayan bir duruş içinde olmuştur. Bunun görülmesi gerekir. Bugün önderlik gerçeği olarak, duruş olarak daha da güçlüdür. Zindanı kendisini daha da güçlendirme yeri haline getirmiştir.
Bu yönüyle 14 Temmuz direnişiyle çok önemli benzerlikleri vardır. Direndiği baskı sistemi, 14 Temmuz’daki baskı sisteminden daha planlı ve daha sistemlidir; daha da rafine haline getirilmiştir. Tek farkı, 5 noludaki gibi fiziki işkencenin çok şiddetli olmamasıdır.
Direniş açısından da farklılıklar bulunmaktadır... Kendisinin hiçbir koşul altında direnişinin bir ölüm orucu biçiminde olmayacağını vurgulayarak kamuoyuna ilan etmiştir. İmralı’daki direnişin diğer bir büyük farklılığı da bu direniş bir halkın direnişi, bir örgütün direnişi, bir tarihin direnişi olarak anlaşılmalıdır.
Hayri Durmuş
Kuşkusuz Hayri Durmuş’un zindan direnişindeki yeri apayrıdır; çok ayrı değerlendirilmesi gereken bir arkadaştır. Hayri kişiliği anlaşılmadan zindan direnişini ve 14 Temmuz direnişçiliğinin büyüklüğünü anlamak mümkün değildir. Hayri Durmuş gerçekten büyük bir devrimci insandır, büyük bir bilge insandır. Gerçekten çağdaş derviş kişiliğin timsalidir. Zaten zindandaki bütün tutsaklar üzerinde manevi bir gücü vardı. Kemal Pir bile kendisine bir şey sorulduğunda, “bana sormayın doktor ne derse öyle olsun” derdi. Doktorun, yani Hayrı Durmuş’un doğru düşüneceğini, doğru karar alacağını bilirdi. Hayri Durmuş arkadaşlarına bu düzeyde güven veren bir önderlik gerçeğiydi; bir Önder kişiydi.
Kemal Pir
Kemal Pir kişiliği çok özgündür. İsminin çok öne çıkması onun kişiliğinin özgünlüğüyle ilgilidir. Bir devrimci kişi nasıl olur denilirse herhalde bunu en iyi ortaya koyan Kemal Pir kişiliğidir. Bir dava adamıdır; militan ve yoldaştır. İnancı çok derindir. İnancının büyüklüğü düzeyinde hisleri ve duyguları da büyüktür. Bu nedenle Kemal Pir’i tanıyan bir daha unutmamıştır, unutamaz. Kemal Pir’i tanıyanlar her zaman anar ve hatırladığında yüzünde bir gülümseme belirir. Kemal Pir’in hatırlanması bile bir morali ve güzelliği ifade eder. En zordaki insanı bile moralli kılabilir, geleceğe umutlu kıldırabilir. Kemal Pir bu yönüyle büyük bir moral kişiliği, devrimci coşkuyu en yüksek düzeyde taşıyan kişiliktir. Öyle ki, zindan koşullarında kimse kimseyi göremez biçimde hücrelerdeydi, ama Kemal’in sesi duyulduğunda herkes moral kazanırdı. En moralsiz insan, umutsuz insan bile Kemal’in sesini duyduğunda morali ve umudu yükselirdi. Bu düzeyde bir moral deposu, devrimci coşkuyu ifade eden, umut ve inanç veren bir gerçeklikti.
Zindanlara sığamıyordu. Onun gördüğü eziyet, fiziki olarak gördüğü baskı ve eziyet değildi; kişiliğinin zindana sığamamasıydı. Bir şehir ve ülke bile Kemal için yetersiz kalırdı. Böyle büyük bir devrimciydi Kemal Pir. Bu nedenle babası cenazesini alırken boşuna “Kemal Pir sen bu dört tahtaya nasıl sığacaksın” dememiştir.
Devrimcilik ona çok yakışıyordu. Kemal Pir’i tanıyıp da anlatmamak herhalde Kemal Pir’e yapılacak en büyük saygısızlıktır. Bu açıdan hepimiz Kemal Pir’e borçluyuz. Eğer dünyada devrimci mücadele sürecekse, bundan sonra da devrimci mücadeleler olacaksa Kemal Pir’in devrimci duruşu ortaya konulmalı, halkların evrensel bir değeri haline getirilmelidir.
Ben Kürdistan dağlarına gelirken Önder Apo bana açıkça şunu söylemiştir: Ben senden çok şey istemiyorum. Sen Kemal Pir kişiliğini, zindan direnişçiliğini, Hayrileri, Mazlumları, bu direnişleri anlat yeter, demiştir.
Kemal Pir’in çok temel özellikleri vardır. Kesinlikle sözün pratiğe geçmesine inanan bir devrimci Önderdi. Hem öğretmendi, eğitimciydi hem örgütçüydü, hem de eylem adamıydı. Bu üçünü aynı süreçte gerçekleştirirdi.
DEVAM EDECEK
NURDOÐAN AYDOÐAN / HABER MERKEZİ