Söylemeye çok gerek yok ama söylemekte fayda var. Bu anlamda özet niteliğinde bir iki şey belirtmek gerekirse!

AKP için söylenebilecek en genel şey: “bir yaşam düşmanı” olduğudur. Bencilliğin zirvesinde soluduğu kibir oranı o kadar yüksek ki, yaşamı sadece kendinden ibaret görüyor, kendi varlığı ile sınırlı tutuyor. Müthiş bir antagonizma iken, diyor ben sosyal organizmayım. Onun dünyasında insan ve yaşamın yeşermesi yerine ajanlığın, ihbarcılığın birbirinin kurdu olmanın bu kadar revaçta olması boşuna değil.

***

Ahlaksızdır…

Toplumsallığın çimentosu olan ahlakı içi bomboş bir kavram haline getirmeyi başardılar. Yeni Türkiye’den kastları yeni bir ahlaktır. Nedir bu ahlak? Plastik, hormonlu ve ucubeliktir. Böyle bir ahlaktır. Çıkarlarına geliyorsa iyi gelmiyorsa kötüdür. Ahlaksız olunduğu için politik olamıyorlar. Politik olamadıkları için de güzeli yaratma güçleri yok.

Balzac “ahlaksızlık, vasatlığın ordusudur” der. Bugün muhafazakar İslam’ın büyük bir bölümü rant gereği vasat olmayı kabul etmekte, ahlaksızlığı kabul etmektedir. Birçok kesimde ince yöntemlerle yaşamsallaştırılan ahlaksızlığı fark edemiyor. Soren Kierkegaard Avrupa’yı eleştirirken “Pazar günü Hristiyanlığı” şeklinde bir eleştirisi var. AKP’de dinci, dindar vs. değil, dinbazdır. Dini kullanıyor. O anlamda dindarlığı “Cuma günü Müslümanlığı” ile sınırlıdır. Ahlakının yoğunlaştığı gün bugündür.

***

Özgürlük karşıtıdır. Bu çerçevede özgürlüğün sembolü ve yaratıcıları gençlikten, onun enerjisinden ödleri kopuyor. Yoz, softa ve kindar nesil için tüm ideolojik aygıtları devrededir. Birazcık düşünen ve fikrini söyleyen biri anında cendereye alınır. Damgalama, sindirme ve bin bir türlü yolla saf dışı edilir. Görünmez bir tecrite itilir. Ehlileşip rehabilite olursa benim, olmazsa kara toprağındır diyerek; zindanların, tomaların, jopların önünü açıyor. Bir genç, yani hayalleri ve umutları olan bir genç, bugünkü atmosferde nesnelerin dilinden anlamaya çalışırken bir nesne olduğunu görmekten, şeyleştirildiğini farketmekten öteye gitmeyecektir. Bu bağlamda yanılsamalı bir özgürlük 7 / 24 üretilip bolca servis ediliyor.

***

Eğitim politikası cahillik üretmedir. Anaokulundan başlayarak ona koşulsuz itaat edecek nesil peşindedir. Aradığı tek kriter “içselleştirme” dir. Onun huyuna – suyuna gidecek ve esasta neye hizmet ettiğini asla bilmeyecek. Abartılı ve gösterişe dayalı, taassupçu bir edebiyat retoriği ile sürekli konuşmaları yok yere değil.

***

Doğa düşmanıdır. Doğa kendi içinde ne kadar dengeli ise bunlar o kadar dengesizdir. İnsanı birey, boş olan her toprak alanını TOKİ olarak gördüklerinden; gelecekmiş, yeşillikmiş, ekolojiymiş umurlarında değil. Talan kültürü ile şiddet kültürünün muhteşem bir sentezini sürekli izliyoruz. Doğadan anladıkları şey “beton”laştırmadır. Kutsal kitaplarda dünya yedi günde yaratıldı denir. Bunlar altı günde tüm dünyayı betonla kaplar yeniden yaratır, tokileştirebilir. Bu istekleri ve azimleri mevcuttur. Beton aşkları kişiliklerinin de tezahürü… Mat, soğuk ve sert! Doğayı düşman olarak görüp, onu yenmekten bahseden düşünür Bacon’a rahmet okutacak cinsten zihniyetleri mevcut.

***

Yalancıdır.

Duyguları örselenmiş, şefkat adı altında yapısal şiddete maruz kalmış, arzuları kışkırtılıp kenara atılmış, zenginlik düşleri satılmış, geleceği çalınmış milyonlarca seçmenin, vatandaşın kapısını çalın ve sorun. Size yalanın anatomisini anlatsınlar. Her gün yalan atıyorlar. Mesela “PKK hayır dediği için evet diyoruz” diyorlar. Bu da yalan, hem de kuyruklu. Ekranları, gazeteleri yalan mezbahına çevirmişler.

Öldürüyor, yaşatıyorum diyor. Tüketiyor, üretiyorum diyor. Her türlü haksızlığı alenen yapıyor, mağdur edildim diyor. Nefret ediyor, seviyorum diyor. Aka kara, sola sağ, çevreye merkez diyor. Yalanlarla nereye kadar gideceklerini düşünüyorlar acep?

***

Son bir yalanla kapatalım. Şimdi referandum hazırlığı var ve “evet” diyorlar. Bu evet’in içinde tüm yalanlar var. Tüm faşizm var. Doğrusu “HAYIR”dır. Ancak hayır’a evet diyebiliriz. Başka verecek bir evet’imiz yok.