İleri demokrasinin hüküm sürdüğü bir hukuk devleti ve bu devletin sahip olduğu yüksek ekonomik istikrardan bahsediliyorsa, doğal olarak bu ülkede başta hak ve özgürlükler olmak üzere, her alanda işlerin tıkırında olduğu gelir akla.
Memlekette ileri demokrasi söylemlerinin boş olduğu, her vatandaş tarafından açıkça görülebilecek kadar somut. İktidar yanlılarının dahi bu demokrasi söylemlerinin boş olduğunu kabul ettikleri bir noktadayız.
Belki iktidarın söylem ve pratik uyumsuzluğu, daha da doğrusu söylem-eylem zıtlığından, vatandaşların yüzde ellisinin rahatsızlık duymaması durumu“onlar da pek demokrasi yanlısı değiller zaten” denilerek geçiştirilebilir.
Ancak kağıt üstündeki sayılarla oynanarak manipüle edilmeye oldukça müsait olan ekonomik verilerin bu kadar şişirilmesine açlık sınırındaki vatandaşın hiçbir tepki vermemesi, cidden bilimsel bir araştırma konusudur.
Normalde temel hak ve özgürlükleri istemekten, insani değerleri sorgulamaktan uzak durmayı tercih eden, en bilinçsiz vatandaş dahi kişi başına düşen milli gelirin, bir şekilde kendi cebine de yansıması gerektiğini bilir.
Hele ki bahsi edilen kişi başına düşen milli gelir, hükümetin söylemindeki gibi bu kadar yüksek rakamlarla ifade ediliyorsa.
Osmanlı nostaljisiyle yanıp tutuşan belli kesimlerin, ülkenin büyük bir ekonomik güç olarak sunulmasından memnuniyet duymalarına anlam verilebilir. Peki işsizlik ve yoksulluk içinde kıvranan milyonların, bu sözde ekonomik refahtan hiçbir pay almamayı sorgulamamaları normal mi?
İktidar sözde refah rakamları istediği kadar şişirsin, milyonlar da buna kendini kandırmayı tercih ede dursun, gerçekler hiçbir şüpheye yer vermeyecek kadar ortada aslında. Bunun için resmi verilerin tahrif oranını göz ardı etmeden, memleketin rakamlarla istikrar bilançosuna bakmakta yarar var.
2012 yılı itibariyle kişi başına düşen gelirin 16,504 Dolar(yaklaşık 30,103 lira) olduğu söyleniyor. Bu miktar yılın 12 ayına bölündüğünde, ortalama her vatandaşın 2500 lira aylık gelire sahip olması gerekiyor. Tabii bu sözü edilen milli gelir, toplumun kaymak kesimini oluşturan birkaç yüz zengin ve ayrıcalıklı politikacıların ceplerine akmıyorsa.
Çünkü iş bulma şansına erişmiş azınlık içerisinden orta gelirli sınıfta değerlendirilebilecek asgari ücretlilerin aylık geliri sadece 701,44 lira. İşsizlerin hiçbir gelire sahip olmadıklarını da unutmamak gerekiyor.
Tabii ki istatistiksel ekonomik istikrar rakamları, en optimal düzeyde olsa hatta bu rakamlar bir oranda gerçekten de vatandaşın yaşamına yansıyor olsa da siyasi istikrarın olmadığı bir yerde fazla bir anlam ifade etmez.
Zira vatandaşın hiçbir maddi problemi olmasa dahi demokratik koşulların darbe zamanlarını aratmadığı, hukukun bütün kurumlarıyla çöküntüye uğradığı, korku siyasetinin hüküm sürdüğü ve komşu ülkelerle savaşın eşiğinde olunan bir ülkede, huzur ve refahtan söz etmek mümkün değildir.
Hükümetin tıkanan politikalarıyla “yarının ne getireceğinin” iktidarın moraline endeksli olduğu bir siyasi ortamda, vatandaşın refahı, midesine inen ekmekle ölçülmeye çalışılıyor.
Bu yolla, “şükretme” mantığı yayılarak, her açıdan elde olanla yetinmek öğütleniyor.
Günlük hayatın, her açıdan gelecek endişesinin gölgesinde aktığı net olarak görülebiliyorken; kalın istatistiksel rakamlar ve tozpembe vaatler, masal anlatım sanatının alanına giriyor artık.
Resmi rakamların şıklığı, IMF babalarının gözünü boyayabilir. Unutmayalım ki önemli olan; vatandaşa şu an acilen gerekli olan barış ve huzur ortamını gerçek kılabilmektir.
Bu noktada; huzur ortamını sağlama sözleriyle iktidara talip olan ve yönetim kadrolarına yerleşenlere, asli görevlerinin vatandaşa hizmet etmek olduğunu hatırlatmak, yine vatandaşın kendisine düşüyor.
Böylelikle vatandaşa takla attırma dönemi, yine vatandaş tarafından kapattırılmış olur belki.
Bir hukuk devletinin istikrar bilançosu