Peṣmerge lideriydi.
Savaṣan aydındı.
Dağlarda ilk Peṣmerge radyosunu kuran adamdı.
KDP’de ayakta kalmayı baṣaran sosyalisti idi.
Melle Mustafa Barzani’ye kafa tutandı…
Adı gençlik dönemimizin ideallerinin kızıl Kürt rengiydi.
2007 yılında güney Kürdistan’a yaptığımız yolculukta, görmeyi arzuladığım tek adamdı.
Akṣam yemeğinde buluştuk.
Sadece soru sordum.
Sosyalizme olan sevdasını hiç yitirmediğini anlattı.
Kültür Bakanıyken, Türkiye’nin “istenmeyen adam” listesindeydi.
Sonra listeden çıkarıldı.
Türkiye’ye gitmesi “serbest”ti.
Bu kez o: “Türkiye izin verdi ama, benim hükümetimin de izni gerek” dedi ve durdu.
Gözleri görmeyecek kadar, kalın mercekli bir camdan bakıyordu.
Hafızası diriydi.
70’inde bize veda etti.
Doğduğunda, Mahabad Cumhuriyeti’nin ilanına iki yıl vardı.
Travma yaṣayan bir coğrafyada, Petrol kuyularına yakın kent Kerkük’de doğdu.
O doğmadan 19 yıl önce İngiliz emperyalizmi, Kraliyet Hava Kuvvetlerinin bombalarıyla Mahmudê Berzenci’nin Kürdistan Krallığına son vermiṣlerdi.
O, Sovyet sisteminin etki alanındaki Ortadoğu’da, Bağdat’daki Arap solcularıyla hareket etti.
Kürt solcusu olarak baṣladı iṣe.
Melle Mustafa 1958’de Sovyetler’den geri döndüğünde, Kürdistan damarını Melle Mustafa’nın önderliğini yaptığı KDP’de buldu.
Sosyalist bir parti kurmak isteyip istemediğiyle ilgili bir bilgiye sahip değilim, ama 1966’dan sonra Mam Celal’in cephesine rıza göstermediğini anlatmıṣtı.
Belki de o dönemin moduydu; Dr. Ṣıvan’da illegal bir parti kurmasına rağmen, KDP’yi bir Kürdistan korunağı olarak görüyordu.
2007’de görüṣtüğüm ve artık aramızda olmayan o idol adam, Felakedin Kakeyi, Kandil’e sıcak bakan ender “resmi”lerdendi.
Sakindi.
Sohbetimizde, sloganvari konuşmadı.
Temkinli de değildi.
Korkusuz ve “sınırsızdı”.
Nezaket icabı, radikal konular açmadım.
O zamanlar da, sağlığından dolayı, bazı yemeklerden feragat ettiğini, ve uzun dönem oturmak istemediğini anladım.
Bizden ayrılıp gittikten sonra…
Güney Kürdistan hala “rahat”a ulaṣmadığı bu dönemde;
Kuzey Küristan’da, en iyiye ulaṣmak için bir ara dönemi yaṣadığımız bu günlerde:
Rojava’da, yeni bir toplumsal yapının temellerinin sabırsızlıkla atıldığı her saat, her günde;
Kürdistan’da, toplumsal kurtuluṣ için, köleliğe karṣı sabırla, sabırsızlık arasındaki sınırın belrginsizliğinde;
Ulusal Kürdistan Kongresi’ne yol alınan bu dönemde, Kakeyi’ye ve bu ara dönemin kahramanlarına atfetmek istediğim hikaye Brecht’den:
“Tu Me-ti’ye geldi ve ‘ben savaṣmak istiyorum, bana öğret’ dedi.
Me-ti: ‘otur’ dedi. Tu oturdu ve ‘nasıl savaṣabilirim?’ diye sordu.
Me-ti güldü ve ‘rahat oturuyor musun?’ diye sordu.
Tu hayretler içinde ‘bilmiyorum’ dedi: ‘nasıl rahat oturabilirim ki, ben oturmayı değil, savaṣmayı öğrenmeye geldim’.
Me-ti sabırla: ‘Biliyorum, sen savaṣmayı öğrenmek istiyorsun” dedi.
‘Ancak bunun için rahat oturmalısın, çünkü biz ṣimdi oturuyoruz, ve oturmasını öğrenmek istiyoruz”.
Tu: ’Eğer kiṣi hep rahat durumu elde etmek uğraṣısına sahip olmak ve mevcut durumdan en iyisine ulaṣmak isterse, kısacası eğer kiṣi rahata ulaṣmak için çaba gösterirse, o zaman nasıl savaṣabilir ki?’
(Me-ti):
‘Eğer kiṣi rahatı için çaba göstermiyorsa:
Mevcut durumdan en iyiye ulaṣmak istemiyorsa;
Eğer kiṣi en iyi durumda olmak istemiyorsa:
O zaman neden savaṣsın ki?’
Bir İdol’ün ölümü
70’li yılların sonunda Kuzey Kürdistan’da Güneyli idol aydınlar arasında adı listenin baṣındaydı.