Şimdiki gelişmeleri ve AKP’nin 50 vekilini “bölgeye” sürüp gönülleri fethetme projesini nasıl buluyor acep? Ne düşünüyor diye merak ediyoruz açıkçası!
**
Hazır Anayasa taslakları partiler tarafından Meclis başkanlığına veriliyorken yine muhteşem bir geri dönüş yapalım. Zaman tünelindeyiz ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı olan Burhan Kuzu dinlenme tesislerinde bir zıkkım içip, az sahanda yumurta şeyini şey edip sonra da insanlıktan çıkmak için durduğumuzu varsayalım. Kendisi demişti ki “Başbakan’ın ‘Başkan’ olması fedakarlıktır, vatanperverliktir.”… Okuma fırsatınız olduysa AKP’nin anayasa taslağı arasına zaten direk eklenmiş “Yetki başkandadır” diye. Yani fedakarlık kısmı tamam! Asıl bomba ise devamında vardı. Demişti ki “Kürtçe eğitim şeytana uymaktır.”… Kurt görünümlü Kuzu halen bu fikirde! Başka benzetmeleri de var. Onları da ünlü yazar Galeano’dan sıralayalım; Burhan’cığım bugün bize kapitalizmi pazar ekonomisi, patronun çalışanın emeğine tecavüzüne emek piyasasının esnekliği, işkenceye yasadışı baskı, emperyalizme küreselleşme, resmi dil ve kadın haklarına azınlık, askeri diktatörlüğüne süreç, sansür politikalarına demokrasi ve ihanetlerine de realizm diyen bir muazzam yetinin, dilin, beynin sahibi oluyor.
**
AKP 2012 yılında bir kitapçık hazırladı. Adına “İleri Demokrasi Yolculuğu” dedi. Ve demokrasinin kitabı bizde yazılır diyerek Demokritos’u saf dışı bıraktılar. Kitapta özetle denmişti ki “Her şey süper, ortam manyak. Türkiye dımtıs dımtıs ülkesi. Hepsi bizimle geldi, aydınlandık elhamdülillah”… Ve Erdoğan önsözde şöyle seslenmişti bana sana ona: “Kuşkusuz bu süreçte adımlar atılırken risk de alındı. Ancak uzun vadeli düşünülerek istikrar, huzur ve refah hedeflendi”…
Bu hatırlatmayı yapma sebebim şu: Akiller toplantısında Erdoğan “Yasal güvenceleri yapmam zor, ileride bundan doğacak olası sorunların vebalini ben ve çalışma arkadaşlarım alamaz” minvalinde bir şey demiş oradakilere. Yani riskten bir kaçış var. Uzun vadeli plan-programda tırt!
(Bu madde için kendime not: Şimdi hassas arkadaşlara(!) göre eski meseleleri açmanın manası yok! Şuan adımlar atılıyor ve bunu görmek buna odaklanmak lazım! Eyvallah… Lakin sağlam bir belleğim yok ve maalesef aklıma güvenmiyorum. ‘Söz’ün de artık Çarşamba pazarında satılan domatesten daha az alıcısı olduğuna göre burada “yazı” olarak not düşüyorum kendime. Onun için sakin ol kovboy! Ellerini yavaşça indir ve olacakları bekle, az sabır eyle! Çaylar benden…)
**
İki ayda bir basın üzerinden şaşalı ve cici fotolarla servis edilen “Polis ve Kürtçe sevgisi” temalı haberlerden sonra insanın sorası geliyor: Kürtçeniz ne durumda sayın polêsler? Everything is ok?
**
En son “Kayıp Türkler” bulundu denilerek gündem yapılan ve sayılan özellikleri arasında tobe heram tek bir tanesi Türklerle alakalı olmayan “Dukha” halkı vardı. Sahi ne oldu onlara?
**
Peki, “Benim ana dilimi yasaklasalar ben de dağa çıkardım. Yapacak başka bir şey yok” diyen Mümtazer Türköne en son ne yaptı? Ne eyledi? Çıktı mı?
Söz değil eylem istiyoruz Türköne! Göktürk ve Börteçine aşkına kalk git hele. Daha yapacak çok şey var, biliyorsun…
**
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, sanatçı İbrahim Tatlıses’in doğduğu belirtilen mağarayı inceleyerek, “Bu mağaradan çıkıp Türkiye’de belli bir noktaya gelmek kolay hadise değil, herkese nasip olmaz” dedi. Hiçbir şey demiyorum!!
**
Murat İzol’un ailesine baş sağlığı diliyorum.
Bir kaç hatırlatma
Fethullah Gülen bundan yaklaşık 6 ay önce şöyle bir şey demişti: “5 yıl önce, Kürt meselesi konusunda bölge halkıyla bütünleşmeyi, hemdert olmayı, insanlarımızın gönüllerini fethetmeyi sağlayacak bir öneride bulunduk hükümetimize. Bu öneriler dikkate alınmış olsaydı, mesele, Allah-u a’lem, bu noktalara gelmeyebilirdi”…