
Gerçeğin değerini geçmiş, tarihin inanırlılığını gelecek belirler. Bu açıdan edebi kanunun göz kırptığı şey daha çok geçmiştendir. Bir nevi edebi olgu, yaşanmışlığa bağımlıdır. O nedenle tarihsel sürüklenişte edebiyatçının analiz duygusu, sosyopolitik evrime göre daha sakindir. Bu sakinlik eleştiri, kuram ve kimi tekniklerin yaratılmasını da kolaylaştırmaktadır.
İngiliz, Fransız, Rus toplumlarının siyasi atmosferi, aynı zamanda onların edebi yaygınlıklarını da nitelemekte ve iç dinamiklerinin tanıtılmasını kolaylaştırmaktadır. Son iki asrın politik öncüllüğüne paralel gelişen edebiyat haritası, elbette büyük yazım ve düşün akımlarına da sahne olmuştur. Edebiyatın zaman,mekan ve materyal açısından gerçeğin içindeliğini varsayarsak, üç büyük devrimin (İngiliz, Fransa, Rus) öncesi ve sonrasıyla da edebiyatta ve edebiyattan fazlaca dönüşüm kaptığını rahatlıkla kavrarız. Tabii ki tarih ve düşünce iletkendir ve her defasında bir güçle hareket kazanır. Günümüzde zamana, fenomenolojik olarak boyut esprisi yakıştırılır. Bu espri ihtimali edebi dünyaya da pek uyuyor. Ve bu hareket iletkenliği içinde edebiyat tarihine de yeni oyuncu olarak günümüzdeki Amerikan baskınlığıyla beraber Amerikan edebiyatını işaret ediyor.
Üstelik fikir ithalatı yaptığı İngiliz, metot derlediği Avrupa toplumuyla her açıdan başa giden bir realitenin birincil muhatabıyken. Bugünden üç büyük devrime uzanan karşılaşmada kültürel, teknik, ekonomik ve düşünsel yayılmanın kulesinde amerikan devrimi oturuyor. Bu nedenle günümüzde yazımı, politik, ekonomik ve askeri gücünün arkasında kalmış Amerikan edebiyatıyla parça parça tanışsak da Amerika edebiyatında, Amerikalılık bütün bir gerçeklik. Üstelik bu bütünlük şimdilerde Amerikan gerçekliği olarak da daha da küreselleşmişken… Artık Amerikasız şey ve gerçek yoktur, zamanın içinde de dışında da. Ekonomi bütçesi, idari yapısı, diplomasi inisiyatifi, kar tekeli, dev şirketleri ve askeri öngörüsüyle sınırlı olmayıp, bunların icra ve ihracını hızlı sağlayan çok uluslu, çok unsurlu, bir realite istasyonudur Amerika. Bu istasyondan dünyamıza yayılan düşünce ve deneyimi tanımanın bir yolu da edebi tarihtir. Keza biliyoruz ki düşünce de en az devletler kadar kendi realitesinden doğar ve Amerikan edebiyatı da kendi oluş ve bozuluşunu yansıtan realitenin parçasıdır.
Henry James’in "Bir Kadının Portresi" adlı kitabı da Amerikan realitesinin kuruluş sonrasına dair psikolojiyi yansıtan kitaplardan biridir. Henry James’in Amerikalı aslı, İngiliz yaşamı bir nevi Britanya ile Birleşik devletlerin geçirdiği sosyal, sınıfsal, kültürel metamorfozu da sembolize eder. Zira Britanya ve Birleşik Devletlerin bağları görünenden çok daha karmaşık ve belirleyicidir dünya için. Bu iki ülke aynı dili kulanmakla kalmayıp, ortak strateji ilgisine de sahiptir. O nedenle Henry James biraz Amerikan yükselişini, biraz ingiliz gizemini ama en çok da edebi muhtevaya yeni bir teknik uyarladığı için büyük yazar sınıfına girmiştir.
Özgürlüğün başlangıcı
Modern edebiyatı makul kılan, onun zamanını yazmasıdır. Biraz daha olacakları bireyin etrafında oluşturma üretkenliğidir. Kahraman, kuram ve kurgudan ziyade bireyin içte ve dışta müdahil olduğu bir arenaya çıkışıdır aslında. Bilinç akışı tekniği de bu dönemde edebiyatın geliştirdiği modern tavır olarak gelişmiştir. ‘Bir Kadının Portresi’ndeki (The Portrait of a Lady) Isabel Archer’ın kimliği, yaşama dahiliyeti ve durumu da bir bakıma bilinçte başlatılan mücadelenin sembolik halidir. Ve bu yöntemle yazılan ilk kitaptır. Üstelik James’in eliyle diğer romancılardan farklı olarak çağın yeni değerleri bir kadının kişiliği ve kimlik edinme süreciyle iç içe işlenmektedir. Bu neredeyse bir ilktir ve İsabel Archer’in göçmenlikten geleceğe evrilen yaşamında özgürlük iddiası tamamen yeni bir durumdur. Üstelik James’in, yaş ve ikamet kültürünü düşündüğümüzde İngiltere, Avrupa ve Amerika patentli devrimlerde yaşanan etik, toplumsal sınıf ve sosyal komplimanda kadınların henüz kamusal bir taraf bile olmadığı belliyken… Isabel Archer, Amerika, Londra, Roma ve Paris arasında tecrübe toplamaya koyulurken, bir bakıma Avrupa kültür dünyasındaki değişimin kadın dünyasındaki etkisini de kendi yaşamında göz önüne serer.
Bir Kadının Portresi güçlü bir roman, Isabel Archer karakteri de dönemi itibariyle güçlü bir kadın karakteridir. Zira İngiltere ve Avrupa’daki kadınların varlık mücadelelerini hatırladığımızda Archer’ın sınıf, ego, bilgi, özgürlük, etik ve evlilik sürecindeki tutum ve konumlanışı pek çok kere kadının eşitlik çabasındaki vizyon arayışını üstlenen bir yeni bir aydınlanma ısrarıyla karşılaşıyoruz. Eğitim ve fırsat eşitliğinin hatta kamusal görünürlüğün kadınlar aleyhine çok sert olduğu o dönemde İngiliz, Amerikan ve Avrupa toplumunda bir kadının özgürlük bilincini, kişisel eylemlilik ekseninde kavramaya çalışması gayet önemlidir.
Bir Kadının Portresi ve Henry James iki nedenle diğer çağdaşlarından ayrıdır. Zira James, yazarlığında baş kahramanlarının kadın olduğu bir icat romanın yazımına, İsabel Archer de bütün yerleşik kanı ve kurallara meydan okuyarak bir nevi çağdaş döneme daha çok risk, daha çok özgürlükten yana tavır alarak yola devam ediyor. Bir Kadının Portresi’ndeki Isabel Archer’ın girişimleri kilise, şato, balo salonu arasında sıkışıp kalan devrin kadın modelinin hepten çürütülmesi, yeni özgürlük çağının her zorluğa rağmen benimsemeyişidir aslında. Zira o vakit özgürlük bugünkü kadar açık, çoğulcu ve kolay tartışılıp eleştirilebilen birşey değildi kimse için. Özgürlük bir süre daha bireyselin etrafında ya da korunmasında aranacak ve kadınlar için daha katedilmesi gereken onlarca başlıkta sömürü ve şiddet en büyük tehlike olarak artmaya devam edecekti. Ve sonraki dönemlerde kadınlar değişimi de, yazarlığı da, özgürlüğü de kendileri elde edecekti.
Kitap 1881’de, altı yüz sayfa olarak yayımlanmış ve Henry James’in; Roderick Hudson, The American, Daisy Miller, büyükelçiler gibi başlıca eserlerinden daha fazla etki uyandırmıştır. Ve aynı kitap 1996 yılında da sinemaya uyarlanmıştır.