
Baran Dersim (İsmail Aydemir) yoldaş özgürlük ateşini harlamak, Kürdistan topraklarına özgürlük tohumunu ebediyen ekmek, direnişin sırrına ermek için yollara düşenlerdendi. Dersim’de 16 Eylül’de Erdal (Abdurrahman Akçin), Cilo (Resul Balıkçı) ve Botan (Sedat Arslan) yoldaşlarla birlikte şehit düştü. Kürdistan ve Dersim halkının yüreği, Sakine Cansız yoldaşımızın şehadetinden sonra en büyük acılardan birini daha yaşadı.
Baran yoldaşın mücadele yaşamı oldukça uzun. Kürdistan’ın birçok yerinde gerillalık yaptı, en çok da Dersim’de kaldı. Dersim halkı Baran yoldaşı çok iyi tanır. Dersim direniş mücadelesini Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ile devam ettirdi, bu geleneği sürdürdü. Her yönüyle mücadeleye, direnişe adanmış bir yaşamdı.
İsyan yürekli, bilge, temiz, sessiz fakat bir o kadar da kahramanca yaşamış kişiliklerdendi. Hiçbir çıkar, beklenti ve karşılık beklemeden tek gayeleri hakikati ortaya çıkarmak olanlardan… Sevgi, paylaşım, dayanışmasıyla eşit ve özgürce yaşanacak bir dünyanın mümkün olduğunu ve süreklileşebileceğine inanan ve kanıtlayanlardan… Bu inancı ve çabası kendisiyle sınırlı kalmadı, yaşamın her anında bunun mücadelesini verdi. Tıpkı bu kişiliklere dair kulağımıza fısıldanan efsanelerdeki kahramanlar gibi yaşadı. O kahramanlar gibi toplumun ortak vicdanı, değeri haline geldi.
O yeminin izinde yürüdü
“Mümkün mü?” diye sorduran efsanelerin, gerçekleri dile getirdiği çoğu zaman çok sonradan öğrenir bu merakın peşine takılanlar. Dersim’in direniş mücadelesi, bu mücadelenin önderleri, kahraman kişiliklerinin hayat hikayeleri, ağıtları şairlerin şiir ve klamlarında dile gelirdi. Yazıya değil, daha çok söze dökülmüştü. Ağıda dönüşmüştü. Susturulmuş, konuşması ve yazması yasaklanmış bu coğrafyanın gizli tarihinin kulaktan kulağa fısıldamasına engel olamamıştı. Dersim’de çocuklar böyle büyümüştü. Erkenden bu gizin izlerinin peşine düşme ve gerçekleri korku zincirinden kurtarıp ortaya çıkarma arayışı bundandı. Sait Kırmızıtoprak da bu izin ve gizin peşine düşenlerdendi. Yazılmasına ve yasının tutulmasına yasak konan bu gizemi erken çözmüş ve hesabını sormaya yemin etmişti. Bizlerin ve Baranların çocuk hafızası, yüreği erkenden bu duygular ve öfke ile şekillenmişti. Bu yeminin gerçekleşen sonuçlarına günbegün tanık olduk.
Biz bu topraklarda doğmuştuk. Tarihimiz, kültürümüz, ruhumuz ve kişiliğimiz burada bedenleşmişti. Köklerimiz tarihin derinliklerinde ve bu coğrafyada saklıdır. Burada yaşamla tanışmış ve yeni Kürt toplumunun, Kürt Özgürlük Mücadelesinin tohumlarını bir daha sökülmezcesine bu topraklara ekmiştik. Toplum olarak kendimiz üretip, hep birlikte yönetip ve yaşayacaktık. İnançlarımız ve kültürümüzde öteki olmayacaktı. Kutsallarımızı hep birlikte, karşılıklı saygı temelinde koruyacaktık. Ortak değerlerimiz öne çıktıkça, ayrılıklarımız azalacak ve farklılığımızın güzel renkleri bizi büyütüp ve güzelleştirecekti.
Direniş mirasını devraldı
Dersim dağları bu güzelliklerin onuruyla görkemli bir duruş kazanmıştı. Dağların özgürlüğün korunmasındaki kilit rolüne kutsallık atfedilmişti. Kötülük tanrıları çıkarlarına uygun görmemiş, katliamla bu değerleri yok etmek istemişlerdi. En çok da en dar gününde halka kucak açan dağlar hedef alınmıştı. Saldırılarda dağların anahtarı kaybedilmişti. Kaybedilen dağ kilidi, kaybedilen kutsallar olmuştu. Kutsallarını kaybeden coğrafya sahipsiz kalmıştı.
PKK’nin çıkışı ve mücadelesi bu değerlerin kendi kökleri üzerinde yeniden var olmasını sağlama, Dersim direniş mücadelesine sahip çıkma ve geliştirme iddiasıydı. Baran yoldaş da bu inanca sarılan Dersim evlatlarındandı. Dersim direniş mücadele geleneğinin sürdürücüsü Sait Kırmızıtoprak ile aynı toprağın, isyan coğrafyasının çocuğuydu. Erken yaşlarda başlayan isyanında Sait Kırmızıtoprak ve yakından tanıdığı PKK’nin filizlenme döneminin bilinçli, dünya güzeli insanlarının etkisi vardı.
Baran yoldaş erken yaşta bu inançlı duruşunun arkasındaki sırra erişmek için yollara düştü. Dersim’in yeniden direnişçi özüyle buluşturmak isteyen direnişçilerle yürüyecekti. Direniş ve başarı tarihini yazanlara katılmaya, birlikte yol almaya karar verdi ve her anını buna adadı. Bu direniş mücadelesinin öncüleri Seyid Rıza, Besê, Alişer, Şahan Ağa, Mazlum Doğan, Sakine Cansız, Dr. Baran, Kazım Kulu, Azime Demirtaş, İbrahim Kaplan, Şükrü Sever ve daha binlerce yoldaşın takipçisi olarak bu kavgada yer alma ve mücadeleye omuz vermeye gelmişti. Baran yoldaş, mücadeleye katıldığı ilk günden ve son ona kadar en önde tereddütsüz ve kahramanca yer almayı başaranlardandı. Ahlaklı, bilgili, inançlı duruşuyla özgürlük hareketini ona ilk tanıtan PKK öncülerinden öğrendiklerini her yönüyle uyguladı, onları pratiğinde yaşattı ve direniş mirasını devraldı.
Dağlarımızın anahtarını bulduk
Baran yoldaşın gidişi erkendi. Sakine yoldaş gibi hayatını adadığı direnişin özünü bulma mücadelesi binlerce yoldaşın mücadelesiyle devam etti. Bu özgürlük mücadelesi, Baran yoldaşlar ile yatağını bulmuş su gibi sürüyor. Kilite Kou (dağlarımızın anahtarını) bulduk. Hiçbir saldırı ve katliam artık anahtarımızı bizden alamaz. Kutsallarımıza sahip çıkma mücadelesini Kürt halkının en değerli evlatlarının kanı ile sağladık. Kürt halkının, Dersim’in Baran gibi evlatları, kahraman öncüleri oldukça özgürlük kazacaktır.
Baran yoldaş, Dersim’in sana sahip çıkacağını, mücadelesiyle sana layık bir duruş sergileyeceğini biliyorum. Dersim gençliği sizlerden aldığı direniş bayrağını hep dalgalandıracaktır. Seni ve sizleri asla unutmayacaktır. İsyanı, direnişini güncelleyerek var olacak, kökleri üzerinde ve özgürce yaşamaya sahip çıkacaktır. Dersim’in ruhu ve vicdanı olmaya devam edeceksiniz. Senin ve sizlerin anısına sahip çıkmak tek amacımız olacaktır.
FATMA ADIR