Cumartesi Anneleri, 21 Temmuz Cumartesi günü saat 12:00’de 382. kez Galatasaray meydanında olacaklar.
Bu sefer Abdulgani Dağ’ın hikayesini anlatacaklar.
Abdulgani henüz 17 yaşındaydı. 23 Temmuz 1994 günü Mardin/Nusaybin İlçesine bağlı Stile köyündeki halasını ziyaret etmek için yola çıktı.
Bindiği minibüs kimlik kontrolü yapan askerler tarafından durduruldu.
Abdulgani ve üç yolcu jandarma tarafından gözaltına alındı. Aile Mardin’deki devlet yetkililerine ve Diyarbakır DGM’ye başvurdu. Devlet; “bizde yok” dedi.
Abdulgani ve 3 kişi, 7 gün Mardin Tugay Komutanlığı’nda tutuldular. Orada yoğun işkenceler gördüler.
Abdulgani ile birlikte gözaltına alınan 3 kişi daha sonra mahkemeye çıkartıldı ve cezaevine konuldu. Abdulgani’den ise bir daha haber alınamadı. Cenazesinin nereye gömüldüğü veya atıldığı hakkında devlet tek söz etmedi.
Ailesi Abdulgani ile birlikte gözaltına alınan iki kadınla Diyarbakır Cezaevi’nde görüştü. İki kadın; “7 gün birlikte Mardin Tugay Komutanlığında gözaltında tutulduklarını ve ağır işkenceler gördüklerini” söylediler. Öbür tanık Mardin Cezaevine götürülmüştü. Aile onunla da görüştü. Tanık; “7 gün birlikte Mardin Tugay Komutanlığında yoğun işkencelere maruz kaldıklarını ve Abdulgani’ye inanılması güç işkenceler edildiğini ve bu konuda tanıklık yapacağını” söyledi. Ancak devlet çocuk yaştaki Abdulgani’yi gözaltına aldığını inkar etti.
Dağ Ailesi’nin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı.
Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Savunucuları 382 haftadır sessizlik duvarında gedikler açmaya çalışıyorlar. Ancak işleri kolay değil…
Devlet eliyle toplu kayıp etmenin tarihi çok eski. İlki 7 Aralık 1941’de Nazilerce yapıldı. Binlercesi Nazi işgalindeki Avrupa halklarına gözdağı için gece yarılarında evlerinden alınıp kaybedildi. Operasyonun ismi ‘gece ve sis’ti. ‘Gece ve sis’, ‘gece yok et ve sisle çevir’ manasına geliyordu. 1960’larda Guatamala, Brezilya, Şili ve Arjantin’de aynı operasyon yapıldı.
‘Gece ve sis’ operasyonu 1980’lerden bu güne Türkiye’de yapılıyor. Katiller operasyon yaparken artık geceye tenezzül etmiyorlar; gündüz vakti evlerinden, arabalarından, otobüslerden alınıp sivil-resmi arabalara koyuluyor ve götürülüyorlar.
Sise güvenleri sonsuz!
İnsan Hakları Savunucuları ve Cumartesi Anneleri ‘gece ve sisi’ dağıtmak için bu Cumartesi bir kere daha failleri soracaklar! Devlet faillerden hesap sormuyor, onları koruyor, kolluyor!
Korkunç olanı, hakkında insanlık dışı iddialar bulunan kişiler yalnızca aramızda dolaşmakla kalmıyorlar, toplumumuz tarafından yönetici olarak seçilebiliyorlar. Belediye başkanı, milletvekili, parti genel başkanı oluyorlar.
Faillerden Tansu Çiller malikanesinde keyif çatıyor. Faillerden Süleyman Demirel malikanesinde her gün üst düzey kişileri ağırlıyor, saygı görüyor ve toplumun akil adamı olarak lanse ediliyor. Faillerden Mehmet Ağar’a tek kişilik ayrıcalıklı bir cezaevi tahsis edilmiş durumda ve her gün misafirleri oluyor. Faillerden Ünal Erkan, Hayri Kozakçıoğlu, Doğan Güreş ve binlercesi saygı görüyorlar; evlerinde, sokaklarında ve şehirlerinde keyif yapıyorlar!
Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları, Abdulgani’nin kaybedilişinin 18. yılında Galatasaray’da Abdulgani’yi anlatacaklar ve toplumun vicdanına seslenecekler:
“Geçmişin sessizliği, bugün Roboskî’nin faillerini ve azmettiricilerini cesaretlendirdi! Hukuksuzluğu kurumsallaştırdı! Adaletsizliği derinleştirdi. Bu günkü sessizlik karanlık geleceğimiz olacak! Susmayın; insanlık onuruna sahip çıkın!” diyecekler.
Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Savunucuları, ‘Gece ve sisi’ dağıtmak ve aydınlık, berrak bir Türkiye için bir kere daha soracaklar: ‘FAİLLER NEREDE?’
Bir kayıp hikayesi: Abdulgani Dağ