
Tohumları, etnik siyasi mezhebi dini çelişkiler dikkate alınmadan, haritası cetvelle çizildiğinde atılan Ortadoğu’daki çatışmalar, tüm kuralların rafa kaldırıldığı geri dönülemez bir hal aldı.
Neredeyse herkes herkesle çatışıyor, egemenlerin daha çok petrol ve gaz kaynaklarının kontrolü, İran’ın kendi güvencesi için gerekli Şii kameri’ni korumak için Kudüs ordusu, Şii milisler ve Hizbullah eliyle general Kasım Süleymani’nin koordinatörlüğünde müdahil olduğu, bölge devletlerinin DAİŞ eliyle vekaleten yürüttüğü bu savaş, yakın zamanda ve korkunç yıkımlara yol açmadan sonlanmayacak gibi.
Bu savaş’ın tartışmasız en desteksiz ve özgücü ile (Kısmi olarak partner sıkıntısı çeken batılı devletlerin desteği söz konusudur.) mücadele eden ve savaşı meşru temelde yürütmeye çalışan savaşın ülke topraklarına taşırıldığı Kürtlerdir.
İrili ufaklı etnik, mezhebi, dini grupların tepeden tırnağa silahlandığı ve alan hakimiyeti, yayılma taktiğinin kullanıldığı bu savaşta, neredeyse topraklarını korumak ve güvence altında tutmaktan başka savaşa dahil olmayan yayılma amacı taşımayan yalnızca Kürtlerdir.
Kürtler bu savaşı kurallar ve meşru savunma temelinde yürüten tek güç konumundadır, zira Kürtler söz konusu olduğunda başını kuma gömmeyi adet edinmiş egemen devletlerin birden Kürtleri keşfetme sebebi budur, çünkü Kürtlerden başka bu cinnete kapılmamış güç yoktur.
Kürtlerin içine çekildiği bu cinnet hali Kürtlere geçmişten süregelen bir sorunun çözümünü de dayatmıştır. Üstelik bunu öteleme şansını da bırakmamıştır.
Kürdistan ve Kürtlerin tarihi ile ilgilenmiş herkes, Kürdistan toplumunun kuşatılmışlığı ve duygusal parçalanmışlığını tespit etmiştir. Kürdistan’da en büyük problemlerin temelini duygusal parçalanmışlık oluşturur.
Peki tarihin tekrar kırıldığı ve yeniden yazıldığı, çağın Kürtlere ödev olarak dayattığı, Kürtlerin önüne sınav olarak çıkan bu duygusal parçalanma nasıl aşılabilinir?
Bunun için ilk önce bireyi baz almak ve Kürdistanlı bireyin bünyesinde taşıdığı arızalarla işe başlamalıyız.
Kürdistan’da birey, kimin çıkarı kimin önündedir sorusuyla analiz edildiğinde görülecektir ki, Kürt bireyin sıralamasında ulusal çıkarlar, toplumsal refleks, öğretilmiş ve dayatılmış egemen referanslı din, mezhebi refleks yada siyasal aidiyet Kürt toplumunun çıkarlarının önünde yer alacaktır.
Hal böyle iken, birincil ve öncel psikolojik bariyer aşılmadan diğer problemler bu bariyere çarpacaktır.
Öyleyse bu bariyeri aşmak için zaten pratik örnekleri sergilenen tüm Kürtlerin etrafında birleşebileceği Kürdistan eksenli bir tavrı inşa etmek elzemdir.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan cinnetin zorladığı ve cephelerde omuz omuza Kürdistan şiarı etrafında toplanmış, faşizme ve barbarlığa karşı Kürdistan’ı savunma cephesini oluşturmuş Kürt savaşçıların temelini attığı bu cephe Kürtler için birliğin temelini oluşturmalıdır.
Tarih Kürtlere birliğin elzem olduğunu defalarca dayatmış olmasına rağmen maalesef gerekli olan ve gerekirse herkesin kendi ideolojik duruşunu muhafaza edebileceği Kürdistan’a özgürlük şiarı etrafında toplanılan bir şemsiye Kürtlerce hayata geçirilememiştir.
Bu birliği inşa etmek, en başta dün Dersîm’de Geliye Zilan’da, Koçgiri’de Şeyh Said kıyamında darağacına yürüyen Mahabad’lı Qazi Muhammede Amed zindanında Kürdistan’ın onuru için kendini feda etmiş Hayrilere Mazlumlara, Dörtlere…’’ bugün Kobanê’de Şengal’de Kerkük’te Tıl Temir’de Serêkaniyê‘de kanını Kürdistan’ın özgürlüğü için akıtmış ve canını feda etmiş Kürdistan’ın kahraman oğulları ve kızlarının anısına sadakattir.
Ateş’in ve güneş’in oğulları ve kızları Kürdistanlılar ve Kürtler adına mücadele yürüten Kürt öncüleri… Zalim Dehak’ın zulmüne son veren Kawa’nın şafağı Newroz adına, tarih bir kez daha önümüze kaçış şansımızın olmadığı bir sınav çıkardı. Kürdistan şiarı etrafında toplanarak, Kürdistan’ın her bir karış toprağını çağın barbarlarına karşı koruyalım. Kobanê’de Şengal’de Kerkük’te Serêkaniyê‘de Efrîn’de Amed’de Mahabad’da ve Kürdistan’ın şehitlerin kanı ile sulanmış her bir karış toprağında ortak düşmana karşı ortak tavır sergilemek, anamız Kürdistan’a ve şehitlerimize sadakat borcumuzdur.
Ve unutmayalım bu savaşta en az hasarla ve ülke toprakları korunarak çıkılmasının tek yolu, farklılıklarımızı koruyarak ülkemiz ve mazlum Kürt halkı için aynı cephede ve aynı mevzide durmaktan geçer.
Bunun aksi, daha doğmamış Kürdistan’ın oğulları ve kızlarını bir yüzyıl daha özgürlüğe hasret bırakmak, köleliğe terk etmek, Kürtlerin hafızasında acısı hiç geçmeyecek yeni travmalara yol açmak anlamına gelir.