Ankara Katliamı’ndan sonra Konya stadyumundaki saygı duruşuna gösterilen tepki, aslında 1 Kasım seçimlerinin sonuçlarına dair ipucu veriyordu. Ancak bunu çok öngöremedik. Dolayısıyla 'bir musibet bin nasihatten iyidir’ deyip seçim sonuçlarını ortaya çıkaran zihniyeti irdelemek gerekir. 

1 Kasım’da sandıktan AKP çıktı. AKP’nin başta Kürdistan olmak üzere seçimlerde baskı uyguladığı, bir kısım seçmenin sandığa gitmediği, kimi yerlerde boş tutanakların imzalatıldığı, asker ve polisin sandık başında beklediği, seçmeni kimlik kontrolüne tabi tuttuğu, sayımda hilelerin yapıldığı, oyların çalındığı gibi birçok bilgi, seçim ihlali olarak kayıtlara geçti. 

Ancak yine ortaya çıkan sonuçları bu veriler üzerinden değerlendirmek yetmez. Çünkü demokratik güçler zaten bunların olacağını tahmin ediyordu. 'Ama devlet yapmaz ki’ demeyin; iktidar odaklı her oluşum bunu yapar. Dolayısıyla devlet daha fazla yapar. 

Seçim sonuçları ciddi analizler gerektirmektedir. Siyaseten ortaya çıkan sonuçları birkaç noktada ele almakta yarar var.

Birincisi; AKP’nin seçim çalışmalarının ana argümanını savaş ve katliam politikası oluşturdu. Topluma sürekli 'tek parti olmazsa istikrarsızlık olur, savaş olur, kaos olur’ denildi. Bu politika toplumda karşılık buldu. Yine Kürt düşmanlığı ve bölünme paranoyası tekrar şaha kaldırıldı. MHP’den daha milliyetçi olan AKP; Fırat’ın batısında bu politikanın sonucunu aldı. 

Demokrasi kültürünün geliştiği toplumlarda bunca hukuksuzluk, baskı, işkence, katliamlardan sonra sandıktan AKP gibi partiler çıkmaz. Çünkü hiçbir toplum demokrasi, barış, huzur, birlik gibi argümanları red etmez. 

Yine hiçbir toplumun savaştan ve kaostan çıkarı yoktur. Belki iktidar rantından faydalananlar için bunu söylemek mümkün ama toplumun geneli için söylenemez. 

Maalesef Türkiye toplumunda demokratik taleplerin öncelikler arasında olmadığını da bu seçimlerde tekrar gördük. Türk toplumu; farklılıkların kendini ifade edeceği demokratik sistemi halen bir tehlike olarak görüyor. Barış ve demokrasi adına atılan adımları bölünmeye götüreceği kaygısını çok derin yaşıyor. Demokrasi arayışlarının yükseldiği dönemlerde bizzat iktidar ve devlet tarafında bölünme paranoyasının pompalanması, bu kaygıları derinleştiriyor. Türkiye’deki darbe dönemleri incelendiğinde, bu somut olarak görülmektedir. Birlik ve bütünlüğün, barışçıl demokratik, eşit, adil bir sistemde kalıcılaşacağı fikrinin toplumda yer edinmesi sürekli engellenmekte. Devletin tekçi ve ulusalcı politikaları ile sürekli bastırılmakta ve demokrasi talepleri 'terör ve bölücülük’ diye toplum dokusuna yerleştirilmektedir. Oysa demokratikleşmeyen hiçbir devletin uzun vadeli olmadığını tarihsel deneyimlerden bilmekteyiz. 

İkincisi; HDP’nin payına düşen seçim çalışması, katliam ve saldırılarla mücadele etmek oldu. Suruç Katliamı ile başlayan çatışmalar, Cizre Katliamı ile devam etti. Ankara Katliamında ise barış talebi etrafında kenetlenenleri hedef alarak 'barışa hayır’ denildi. Tabii belediye eşbaşkanları, il-ilçe eşbaşkanlarının tutuklanması ve HDP teşkilatlarına yönelik siyasi soykırım operasyonları seçim günü de devam etti. Kısacası HDP böylesi bir atmosferde seçime girdi. Tüm bunlara rağmen seçim haritası, bu seçimlerin iki kazananından birinin HDP olduğunu gösterdi. 

Fakat Kuzey Kürdistan ve Türkiye halkları açısından da ele alınması gereken yanlar vardır. Devletin tekçi politikalarına 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde en çok maruz kalan halklardan biri Kürtlerdir. 7 Haziran’dan sonra Kürt gençlerinin parçalanmış cesetleri, yerde sürüklenen, çırılçıplak edilerek sokaklara atılan cansız bedenlerin izleri halen çok sıcak. 

1 Kasım seçimlerinde öz yönetim ilanlarının yapıldığı yerlerde HDP çok yüksek bir oranda oy aldı. Söylenin aksine özyönetimlerin ilanı oyları düşürmedi, bizzat bedel ödeyen kesimler demokratik sisteme olan ihtiyacı HDP’ye oy vererek tekrar gösterdi. Hem de asker ve polis ablukasında. Yine Kuzey Kürdistan’da 1 Kasım seçimlerinde AKP politikalarına hayır da denildi. Ama yine de bunca katliama rağmen neden kısmi de olsa bir artış var. Bunu da irdelemek lazım.  

Kürdistan’da HDP birinci parti olsa da halen demokrasi ve eşitlik arayışının herkesim de olgunlaşmadığını görmek gerekiyor. Kimi kesimlerin AKP’nin baskılarından kurtulmak için oy verdiği basına yansıdı. Fakat verilen oyların savaş ve katliam olarak döndüğünü seçimden hemen sonra gördük. 

Demem o ki; Türkiye halklarında demokrasi, özgürlük ve eşitlik arayışı henüz çok zayıf. Kürdistan’da ise halen tekçi zihniyetten medet uman kesimler var. 

Dolayısıyla demokratik kesimlerin barış ve demokrasinin birlikte yaşamanın olmazsa olmazı olduğunu daha güçlü anlatması gerekmektedir. 'Bir müsibet bin nasihatten iyidir’ denilerek, doğru analizler yapılarak demokrasi ve barış taleplerinin daha güçlü örgütlendirilmesi gerekmektedir.