“Sare Hanım herkesi, her şeyi anlayabildiğini sanıyordu. Anlayamazsa ölecekmiş gibi geliyordu hatta. Ne tuhaf. Oysa anlamaktan da ölebilirdi insan. Fazla anlamaktan ölebilirdi.”


Yalçın Tosun, ilk kitabı “Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler”den itibaren yeni dönem öykücüler arasında yüz güldüren, nefes aldıran bir role sahip. Edebiyattaki cinsiyetçi dilin ve kendinizi baskı, tehdit altında hissetmenize neden olan üslubun çok ötesinde bir yerde konumlanan Tosun, toplumun farklı kesimlerinin o kadar da “başka” olmadığını ve o farklı kesimin hepimizin yanı başındaki insanlardan oluştuğunu gösterme konusunda usta. Bir Nedene Sunuldum ise Yalçın Tosun’un yoluna devam ettiği ve karakterlerinin, olaylarının daha da güçlendiği son kitabı. Kitaptaki öyküler çok biz; çok annemiz, babamız, komşumuz. Çok sevgilimiz, çok kıskançlığımız. Fesleğenlerine özenle eğilen Sare Hanım, bizim de komşumuz mesela; Tahsin Bey, bizim sokağın da esnafı. 


Gündelik hayatta defaatle karşılaşılan

Kapatılmanın en küçük birimi olan aile, ahlak anlayışımızı şekillendirme de en etkili faktör. Nerede, ne tepki vereceğimizi, çoğu zaman, ilk aldığımız eğitim belirliyor. Örneğin sadece kadın ve erkeklerin birlikte olabileceği, gibi en basit yargılarımızı dahi bizi çevreleyen ailenin ahlakı belirliyor. Annemiz bir şeyden rahatsız oluyor; peki ne? Bilmiyoruz, biz de rahatsız oluyoruz. Babamız bize fazla yakın davranıyor, evet bizi çok sevdiğini düşünüyoruz; ama rahatsız oluyoruz. Neden rahatsız olduğumuzu sonra anlıyoruz. Komşu amcanın bizimle oynaması hoşumuza gidiyor, aslında amcanın oyuncak bebeklerden hiç hoşlanmadığını sonra öğreniyoruz. Gündelik hayatta defaatle karşılaşılan ve bazen farkına varılmayan her şeyi alıp önümüze koyuyor Yalçın Tosun ve “seç birini” diyor. Sokağın başındaki bakkalda sen de bunu yaşadın, baban seni sıkıca sardığında sen de böyle hissettin, en yakın kız arkadaşın bir erkeğe aşık olduğunu söylediğinde sen de aynı hayal kırıklığına uğradın ve onun sadece kız arkadaşın olmadığını anladın. Cinselliğimizi çevreleyen ve ona sınır koyan her şeyi arkasına alarak aşktan ve cinsellikten bahsediyor Tosun. Utanmadan yaşamayı ve utanılsa da zaten bunun içinde olunduğunu, kaçış olmadığını gösteriyor, bir kez daha. 


Gerilim ve yüzleşme

Konuşulmayan veya konuşulmaktan çekinilen ne varsa yine konuşulmuyor bu kitapta; ama bir karakterle her şey bir anda su yüzüne çıkıyor. Cinsel gerilimler hayatlara nasıl yön veriyor ve bu gerilimler nasıl içselleştiriliyor, ona tanıklık var. Yazarın diğer kitapları gibi bu kitaptaki öykülerinin de her birinde farklı bir gerilim ve farklı bir yüzleşme var. Toplumsal yargılarla yaşamanın ve güdülerimize ket vurmanın manasızlığını Yalçın Tosun, tokat gibi indiriyor yüzümüze. Bazı durumların sadece sınırlı çevrelerde hakim veya belirli bir kesimin tekelinde olmadığını tekrar tekrar anlatıyor ve en çok da arzularımızdan utanmanın gereksizliğini vurguluyor. En çok da ahlakı hırpalıyor aslında. Bireyin içsel çatışmaları, kimi zaman arzularına ket vurmasına neden olsa da yaşam boyu önlenemeyen olaylar hasıl oluyor. İlk gençlikten, hatta bebeklikten itibaren anneye, babaya veya arzu nesnesi olarak görülen herhangi başka bir şeye yönelme; ondan kaçamama, sürekli ona yönelme hayatın ortasına düşen gerçeklikler. Bu gerçeklikler uzağa da düşmüyor. Geliyor evin salonuna, balkonuna, yorgun bedenin bırakıldığı sıcak yatağa düşüyor. 

Kitabın yazarına dair söylenecekler de başka bir yazının konusu olabilir; lakin söylemeden geçmeyelim: Genç dönem yerli öykücüler arasında, özellikle boğucu, eril ve tabii ki “Ankara edebiyatı” yapan ve kendinizi baskı altında hissetmenize neden olan cinsiyetçi yazarlar arasında –kadınlar dahil– en büyük şanslarımızdan olabilir Yalçın Tosun, rahatsız etmeyen üslubu ve boğucu olmayan fesleğenli öyküleriyle.


Tuğçe YILMAZ