Burda yazılanlar hayal ürünü olmayıp gerçek hayattan esinlenerek anlatılmıştır 


Dikenli tellerle çevrili sarayında bir patırtıyla uyandı padişah. Sesler mi duymuştu? Nasıl olurdu bu? Mümkün değildi! Hepsini susturmamışlar mıydı? Düşünmeye çalıştı, kimler vardı, kimler konuşabilirdi, kim kalmıştı ki? Aklı geriye gitti. 

Bir Kürt kızı vardı. Adı Dilan. Köylerini basmış, bütün evleri yaktılar. Annesine, ablalarına tecavüz edip bir gece vakti arabalara bindirip “kaybetmişlerdi”. Babasını da cezaevine atıp nice işkencelerden geçirdiler. Amcasını sokak ortasında ensesine silah dayayarak infaz ettiler. Ama Dilan’ı yakalayamamışlardı. O ellerinden kaçmıştı! Nerdeydi acaba? 

Büyük bir ter damlası belirdi padişahın alnında! Başka kimler vardı susturulmuş? Padişahın aklına bir kız daha geldi. Bir Alevi kızı. Adı Sevdacan. Onların da semtlerini basmış, önceden işaretledikleri bütün evleri ateşe vermiş, Sevdacan’ın da ailesini evleriyle birlikte yakmışlardı! Sevdacan’ın ninesi ayrı bir mahallede yaşıyordu. Tek gözlü ninesinin sağlam gözünü tornavidayla oyup çukura atıp üstüne kamyon devirdiler. Ama Sevdacan? Sevdacan’ı bulamamışlardı. Nerdeydi Sevdacan?

Büyük, şişman bir ter damlası daha belirdi padişahın lekeli alnında. Uykusu kaçmıştı padişahın. Yapmacık bir parlamento kurulmuştu yıllar önce halkları kandırmak için, içindeki vekillerin çoğu da padişahın yalakasıydı. Bu açıdan rahattı padişah. Fakat bir huzursuzluk çöktü içine. Bu düşünceler de nerden çıkmıştı şimdi? Aklı yine gerilere kaydı. 

Mihayil diye bir Süryani ve onun bir Ermeni arkadaşı vardı, Arşak adında. Arşak “canlandıran güneş“ demekti. Nerden mi biliyordu? Aynı mahallede büyümüşlerdi. Komşuydular. Bir gece Mihayil, Arşak ve yoldaşlarının evlerini, dükkanlarını yağmaladılar, Mihayil’in kızkardeşine tecavüz edip öldürmüşlerdi. Mihayil ve Arşak’ın ailelerinden katliamdan kurtulanlar ülkeyi terkedip uzak diyarlarda hayata küsüp öldüler. Ama Mihayil ve Arşak hiç bulunamamıştı. 

Yağmur damlaları gibi çoğaldı terler padişahın alnında! Tarla fare suratlı bir yağdanlığı girdi içeri: “Haşmetlûm! Yüce padişahım!” Bir el hareketiyle susturdu padişah yağdanlığını!

Dışardan gelen sesler dalga dalga çoğalıyor, deniz dalgaları gibi, coşkun sular gibi yükseliyordu! Terler göl gibi birikmeye başladı alnında! Kirli bir mendille sildi, hemen ardından çoğalarak çıktılar. 

Padişahın aklına Ekin geldi. Bir işçi kızıydı. Babası tersanede çalışırken, bir iş makinası babasının üstüne devrilip öldürmüştü onu. Annesi mevsimlik işçisiydi. Uzak şehirlere giderken, mevsimlik işçileriyle dolu olan otobüs kaza yaptı ve içindeki bütün işçiler öldü. Ekin’in ablası da katıldığı bir 1 Mayıs yürüyüşünde bir otelin üstünden açılan karanlık kurşunlarla katledildi. Ekin o günden sonra ortadan kayboldu. Bir daha bulamamışlardı!

Padişahın göğsü daralmaya başladı. Neler oluyordu?

Arkadaşının kızını düşündü. Seher’di adı. Başını kapatmışlardı, ama onun arkadaşları rengârenk partinin neferleriydi, sosyalistti, ezilendi, bütün halklardan, inançlardandı. Seher onlarla birlikte bütün önyargılarını silip attı. Onu da çoktan görmemişti padişah. 

Nefes almakta zorlandı birden. Koltuğundan sallanarak kalktı, gömleğinin ilk düğmelerini açtı. Cama doğru hamle yaparken, yağdanlığı arkadan seslendi: “Yüce padişahım! Sakın cama gitmeyin!” Ama geçti artık. Padişah sarayın lüks camlarından dışarda olup bitenleri görmüştü bir kere! Sarayın önü, sarayın yanındaki parlamentonun her bir yanı, padişahın gözlerinin gördüğü kızıl ufuklara kadar inanılmaz bir kitleydi! Bütün renkleriyle halklar gülerek, oynayarak, kardeşçe, özgürce yaşamak için sarayın ve parlamentonun kapılarına dayanmışlardı! Pankartları gördü padişah: Halkların kardeşliği’nden bahsediyorlardı, “Faşist padişah” diye sloganlar duydu. Gerisini duyacak hali kalmamıştı padişahın!

Bütün ezilen halklar, inançlar, inançsızlar, emekçiler, hep birlikte sarayı basmaya gelmişlerdi! Devrim yapmaya geldiler! Son bir kez deniz dalgalarını andıran kitleye bakarken padişah, gördüklerine inanamadı: işte orda, mutlu ve umutlu kalabalığın içindeydiler: Dilan’lar, Sevdacan’lar, Mihayil’ler, Arşak’lar, Ekin’ler, Seher’ler!

Padişahın gözleri yerlerinden fırlayacak gibi açıldı. Gerisini göremedi zaten! Bayılıp bir patates çuvalı gibi yere yığılmıştı!

Saraydaki padişah kim, sarayı yıkmaya gelenler kim? Eh, onu da siz biliyorsunuz zaten...