Besteci ve vokal Olcay Bayır’ın müziği, Anadolu’nun geleneksel mirası ve Londra’nın hareketli ve eklektik ruhunun bütünleşmesinden oluşuyor. Olcay, geleneksel halk müziği, aldığı klasik soprano eğitimi ve dünyanın her yerinden müzisyenlerle yapmış olduğu çalışmalarla müziğini şekillendiriyor.
SUNA ALAN / LONDRA
Sanatçı Olcay Bayır’ın Mart 2019 yılında öncelikle Avrupa’da Arc Music etiketiyle ve geçtiğimiz Aralık ayında ise Türkiye’de Kalan Müzik etiketiyle çıkan Anadolu kültüründen beslenen ve çağdaş bir yaklaşımla harmanlanan ‘’Rüya’’ isimli albümü üzerine konuştuk. Bu albümle, Olcay ilk defa kendi bestelerini dinleyenlerinin beğenisine sunuyor. Albümdeki Yar Dedi bestesi, Türkiye’de albüm henüz yayınlanmadan tanınmaya başlandı bile. World Music Central America’nın ‘’Büyüleyici bir ses, tutkulu ve enerji dolu’’, The Guardian gazetesinin de ‘’Olcay Bayır Rüya albümüyle, Britanya Dünya müziği sahnesindeki en seçkin ve ilgi çekici şarkıcılarından biri olduğunu kanıtladı! Muhteşem!’’ diye nitelendirdiği Olcay ile yeni albümü üzerine konuştuk.
Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Dersim’den göç eden bir aileden geliyorum. Ancak ben Antep’te doğdum. 16 yaşında ailemle beraber İngiltere’de yaşamak için göç ettik Türkiye’den. Dil ve adaptasyon dönemini aştıktan sonra Londra’da Middlesex Üniversitesinde Klasik Batı Şan Bölümü Opera bölümünü bitirdim. Okul döneminde ve sonrasında opera ve müzikal tiyatro yaptım. Ancak sonrasında müzikte kendi yolumu bulma adına ilk albümüm Neva’nın çalışmalarına başladım ve 2014 yılında Neva Avrupa’da Riverboat Müzik tarafından çıktı. Bu arada beste çalışmalarım da devam ediyordu. Ve sonraki süreçte ikinci Rüya için çalışmaya başladık. Rüya, Avrupa’da Arc Music Türkiye’de ise Kalan Müzik etiketleriyle çıktı.
Son albümün ‘Rüya’nın hikâyesi nedir? Hangi his ve fikirlerin ürünüdür?
Rüya benim son 4 yıllık çalışmamın ürünü. Bir çoğu yaşanmışlıkların ifadesi ya da gözlemlerimin... Rüya benim için genelden özele geçiş yaptığım kişisel bir albüm. Ayrıca hissettiğim müziği ve yorumladığım lokal melodiyi özünü bozmadan enternasyonal dinleyici ile buluşturmak istediğim bir fikrin ürünü. Tabi ki kendimi de şarkıcı ve besteci olarak ilk ifade ettiğim bir albüm Rüya, aslında çıkış noktası bu dönemdeki müzikal yolculuğum ve kişisel etkileşimlerim.
Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?
Yaptığım müzik, köklerinden beslenen ancak kendine biraz kutunun dışından, kendi müziğine dışarıdan bakabilme çabası içinde olan bir anlayışa sahip. Yer yer melankolik, yer yer isyankar, sorgulayan, temasını hayatın her renginden alan... Köklerinden Anadolu’dan beslenen ve bu yereli genele taşıma çabasıyla yapılan eklektik bir müzik. Tabi kendi şarkılarımın taşıdığı ruh da melodiyi oluşturmada belirleyici oldu.
Albümde yeralan eserler ve bunların hikayelerinden bahsedebilir misiniz? Kimlerle çalıştınız?
Albümdeki 9 şarkıdan 5 tanesinin müziği ve yine 3 tanesinin söz ve müziği bana ait. Albüm ayrıca bir Karacaoğlan ve bir Aşık Veysel ve bir Şiwan Perwer bestesi ile bir de geleneksel Kıbrıs ezgisi olmak üzere geleneksel şarkılardan oluşuyor. Albümdeki şarkıların aranjelerini London Kefaya Grubu kurucularından Al MacSween ve Guiliano Modarelli ile beraber yaptık. Albümde kullandığımız etnik sazlar Türkiyeli ve Yunanistanlı müzisyenler tarafından çalındı.
Önünüzde nasıl bir takvim var?
Öncelikli planımızda Rüya’yı elimizden geldiği kadar çok dinleyene ulaştırmak ve paylaşmak var. Önümüzde İngiltere turu var. Şubat ve Mart ayında gerçekleşecek. Sonrasında Londra’nın bilinen caz mekanlarından olan Jazz Cafe’de 2 Mayıs’ta bir konserimiz olacak. Sonrasında Almanya’da bir kaç konserimiz olacak. Albüm Türkiye’ye henüz Aralık başında Kalan Müzik aracılığı ile girdi. Yani şu an çok yeni. Öncelikle bir tanıtım çalışması sürecimiz olacak ve sonrasında da mutlaka orada da konserlerimiz olacak.