Almanya Gündemi
Ankara’da barış mitinginde patlayan bomba Türkiye’nin Cumhuriyet tarihine kalın harflerle geçecek bir katliama daha neden oldu. Kuşkusuz bombayı patlatan canlı bombaları katliamın yegane failleri gibi göstermek gafletine düşmeyeceğiz, nitekim ülkesine barış gelmesini isteyen ve bunun için meydanlarda bütün gücüyle haykıran insanlar da pekala bunun bilincinde. Türkiye’nin ve Kürdistan’ın her köşesinde ne kadar ötekileştirilmiş, insani değerler uğruna mücadele veren devrimci, demokrat, yurtsever insan varsa bu mitingde barış temennilerini haykıracaktı, öyle güçlü bir sesti ki bu; her şeyi tekleştirmeye çalışanları çıldırttı, korkuttu.
Katliamın ardından devlet yetkililerin yaptığı açıklamalar ise her şeye rağmen aklı selim düşünmeye çalışan insanları bile çileden çıkaracak mahiyette idi. Açıklamalardaki tek düze ve seviyesizlik bir tarafa, katliamı kurbanların sırtına yükleyerek sıyrılma çabası, bir türlü yüzümüzün gülmediği 7 Haziran sonrası gelişmelerin ardındaki sorumluyu bizzat parmakla gösteriyor.
Yakın Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından biri olan Ankara Katliamı, başta basını ve medyası olmak üzere, Avrupa devletleri tarafından ‘şiddetle’ kınandı.
Almanya Başbakanı Merkel, saldırıyı "demokrasi ve barışı hedef alan korkakça bir eylem" olarak niteledi, Dışişleri Bakanı Steinmeier ise "Türkiye’nin demokratikleşme sürecine bir saldırı" olarak değerlendirdi. Merkel ile birlikte Alman yetkililerinin katliamı kınama mesajlarında altını çizdikleri nokta önemli. Fakat Türkiye ile yakın ilişkileri olan Alman devletine şiddetle kınama mesajından daha fazla görev ve sorumluluklar düşüyor.
Bildiğiniz üzere Avrupa’nın son bir kaç aylık gündemini önü alınamaz mülteci akını belirledi. Bunun için sıkı önlemler alan, acil durum planları geliştiren Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye’yi güvenli ülke statüsüne alma tartışması bile başlattı. Bu uygulama daha önce Bosna Hersek, Sırbistan ve Makedonya için yapılmıştı. Daha çok mültecileri ilgilendiren bu kararda; ‘Güvenli Üçüncü Ülke’ listesine giren ülkelerden gelen mülteciler, başvuruları işleme konulmadan geri gönderiliyor zira, listeye giren o ülkede insan hakkı ihlali olmadığı kabul ediliyor. Avrupa Birliği Komisyonu tarafından şu süreçte böyle bir tartışmanın başlatılması bile abesle iştigal. Bunun ötesinde, Ankara’da amaçları barış istemek olan kitleyi katleden, katliam sırasında kitleye gaz sıkıp, coplayan, mağdurları suçlu statüsüne çekerek ellerindeki kanı temizlemeye çalışan, medyayı susturan bir devletle yapılacak çıkar pazarlıkları, demokrasi, eşitlik, özgürlük, insan onuruna ve insan haklarına saygı temelinde kurulan AB’nin kuruluş amacına ters düşer. Peki Almanya mültecilere yönelik çözümde nerede duruyor?
Almanya mülteci krizini çözme noktasında kilit ülkelerden biri. Nitekim Dışişleri Bakanı Steinmeir’ın Ankara ziyareti de Türkiye ile pazarlıkların startı gibiydi. İçişleri Bakanı de Maiziere ise AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’ın Türkiye’nin güvenli bölge ilan edilmesi fikrini, muhalif partilerden gelen sert eleştirilere rağmen destekliyor. Diğer taraftan Ankara’daki katliamın yarattığı sıcak atmosfer sürerken, Başbakan Merkel Pazar günü Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirecek. Merkel ziyaretinin temel hedefi mülteci krizi konusunda Türkiye’yi bir takım antlaşmalar yapmaya ikna etmek. Bu antlaşmalar çerçevesinde sınır güvenliğini artırmak amacıyla yüklü bir maddi destek maddesi de var. Şunu doğrudan söyleyelim:
Mülteci akınını Avrupa’ya doğru durdurmak için, Türkiye devletinin estirdiği savaş politikalarını, başta Kürtler olmak üzere demokrasi güçlerine zulmünü görmeden yapılacak pazarlıklar kirlidir. Dillerinden düşürmedikleri kutsal kavramların altında kalmak istemiyorlarsa, son olarak Ankara’daki saldırı olmak üzere, Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan gayri insani uygulamalar, resmi kelimelere dökülen formalite kınama cümleleri ile değil, yaptırımlarla kınanmalıdır. İşte bu nedenle Merkel’in ziyareti önemlidir.