1 Kasım’da sonuç ne olursa olsun, Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’daki ezilenlerin o "yeni yaşam manifestosu" sekteye uğramayacak.
Sınırlara rağmen, sınırsız yaşamak!
Bir sonbaharın hikayesi bu.
Ortakları:
Erdoğan’a rağmen Rojava’ya komşulukta ısrar eden, Gezi Parkı’nın ilk müdavimleri.
Barış için, kan duvarına çarpacaklarını bilerek yola koyulan, İzmir’liler.
Tekke ve Cami’nin Kürdistan’da yaşayanlara mezar olmasını önlemek isteyen milyonlarca Türkiyeli.
Türkiye’de yaşayanlara kin beslemeyerek, sorumluların adresini unutmama cesareti gösteren Kürdistanlılar.
Erdoğan’ı, Davutoğlu, Akdoğan ve Hikmet Fidan’ın söylediklerini "beş para" etmez, Texas çetesi benzeri bir güruhun çaresizliği olduğunun farkına varan herkes.
Erdoğan ve diğer egemen güçleri derinden sarsacak yeni bir yaşam zemini…
Kanlı tertipler bundan dolayı.
Katliamla durdurmak istedikleri, insanca yaşamak isteyenlerin, aşmak istedikleri sınırları, çitler çekerek, korumak.
Korktukları, Nişantaşı ile Kandil arasındaki kırmızı telefon irtibatı değil; İstanbul’dakilerin, Hakkari’deki halkın yaşadıklarına "dur!" diyecek bilince ulaşmaları.
Bu sohbaharın hikayesi "umut yüklü".
Herşeye rağmen, kurtuluş için biraraya gelenleri durdurmaları mümkün değil.
Çıldırıyorlar;
Ankara’dakiler "tehdit çetesi" olarak adlandırılıyorlar.
Bundan hiç çekinmiyorlar, "ölüm mangaları"nı harekete geçireceklerini söylüyorlar.
Ne onları kimse durdurabiliyor; ne de onlar kurtuluş ve özgürlük için yola koyulan kitlelerin yürüyüşlerini engelleyebiliyorlar.
Kazanmak, yürüyüşçülerin nihai hedefi.
Karşı devrim başka bir proje yükseltiyor:
Erdoğan "Tanrı" olduğunu ilan etti; adına "Reis" diyorlar.
Eskilerde "Reis", Muhsin Yazıcıoğlu’ydu.
Erdoğan’ın "Reis" olmasıyla, asıl "Reis"in sonunun aynı olacağını iddia etmiyorum.
Erdoğan’ın sonu daha da kötü olacak.
Munsin "oba" başıydı.
Erdoğan "Ümmet Reisi".
Forsu da ağır, cezası da.
Arınç, Erdoğan’ın ipini çekmek üzere hortlamadı.
Bülent Arınç, keşif uçağı gibi durdu.
Bilgiler ve görüntüler ana merkezde değerlendirilecek.
"İzin çıkarsa", Erdoğan’ı, Erbakan gibi düşürecekler.
Suç seceresi ağır hüküm giyecekler kadar yüklü.
Çarlık dönemi ceza sistemi uygulansa, 40 yıl kömür ocağına mahkum edilirdi, bu binlerce Kürdistanlı'nın katledilmesine damga vurmuş adam.
Ama burası Türkiye.
Kürdistan "arka bahçe".
Tüm bir ülke "Kasaplar Deresi"ne çevrildi.
"Öküzler’in bile boyundurluğa dayanmadığı" (La Botie) düşünülür ve Erdoğan’ın adamlarının böylece yüzde 39’un altına düşecekleri tahmin edilse bile, bu adamlar toplumsal ve vicdani cezaların en ağırını hak ediyorlar.
Onlar istediklerini sonucu elde edemeyecekler; yeni yaşam için varolanlar, yürüyüşe devam edecekler.
O büyük rüya ise, günün birinde, Serhat, Ege, İstanbul, Botan, Garzan Akdeniz, Ege vb. Kantonları kurulursa, gerçekleşecek.