İstanbul’da bir pazar yerinde, tezgahtaki domates ve biberlerin üzerinde "T.C." yazan kağıtlar vardı. Bu T.C. savunucularının bir protestosuymuş öğrendiğimize göre. Bu görüntü, aklıma PKK’li olduğu iddiası ile gözaltına alınıp imha edilen hint kenevirlerini getirdi. Domates ve biberler de Ergenekoncu diye tutuklanırsa maazallah, üreticisine yazık olacak. Üstelik, böylesi bir süreçte bazı devlet dairelerinin tabelalarındaki T.C.'lerin silinmesi ve başlayan tartışmanın bir provokasyon olabileceği ortadayken.

Pazar tezgahlarına bakıp desek ki "domates T.C.", devlete hakaretten hakkımızda soruşturma açarlar. Oysa yılmaz savunucuları devletlerini domatese bibere yazmış, biz sadece gördüğümüzü söylüyoruz. Bunu yapmakla T.C.'nin domates gibi alınıp satılabileceğini mi, ipliğinin pazara çıktığını mı söylemiş oluyorlar? Yok fiyat etiketi yerine kullandık deseler, bu kez de T.C.'nin para değerini sormak zorunda kalacağız. Her halükarda sorunun parayla ilişkisini koparamayız zaten. Yani ya, bir T.C. kaç para, ya da, bir domates kaç T.C.?..
Bu "T.C." kampanyasının sanal ayakları da var ama onu şimdilik bir yana bırakırsak, akil insanların çalışmaları, yeni anayasa konusunda gelinen aşama, dördüncü yargı paketi, sürece yönelik milliyetçi kesimin artan tepkileri ve son olarak Hizbullah ve PKK’li öğrenciler arasında süren çatışmalar süreçteki önemini koruyor.
Bir AKP organizasyonu olması ve bileşimi düşünüldüğünde halkların yararına umut bağlanamayacak olan Akil İnsanlar’ın, çalışmalarını değerlendirmeye yarar pratikleri de henüz yok.
Bu noktada, toplumun barış ve çözüm sürecine yaklaştırılması, barışın ve demokrasinin toplumun talebi olarak sahiplenilmesinin sağlanması ve hükümetin ayak oyunlarının boşa çıkarılması ve benzeri konularda HDK’dan beklenen performansın yakalanamamış olması da iktidara alanı tek başına yönetme lüksü veriyor halen…
Böylesi güç dengelerini zorlayan, alaca karanlıkta yaşanan süreçlerde provokasyonlara yol verilir, bunu deneyimlerimizle biliyoruz. Hizbullah da yakın dönemde bölgede pek çok saldırı eylemine imza attı ve bu eylemlerin hepsinde hedefinde PKK ve mücadeleye bağlı Kürtler vardı. Ancak, bölgede, üniversitede, öğrenciler arasında, PKK’yle çatışarak sahneye çıkışı pek çok yeni soruya kapı araladı. Hizbullahın kontra geçmişi, bu gün de devlet güdümünde hareket edip etmediği işin bir tarafı, ama her halükarda, PKK’nin kazanımlarından hak etmese de kendisine pay istediği yönünde yapılan değerlendirmeler yabana atılamaz. En önemlisi, Kürt halkının özgürlük yolundaki yürüyüşüne verebileceği zarar elbette. Bunu engellemek için neler yapılabileceği ise, bu günün önemli bir sorusu ve dikkatle cevap bulmayı gerektiriyor…
Bütün bu belirsizlikler, bu alacakaranlık, aşılmayı bekliyor. Ve tarihimize bakarak diyebiliriz ki; aşmanın yegane yolu, ölümüne sahiplendiğimiz özgürlük mücadelesindeki kararlı yürüyüşümüzü devam ettirmekten geçiyor.