26 Aralık’ta Antep’te Nar Sanat’ın organizasyonuyla başlayan film gösterimlerimiz 30 Aralık'ta İzmir’de son buldu.

Dondurucu bir soğukta yaz sineması kurulmuştu Antep’te. Roboskî’de karların içinde son nefesini veren çocuklarımızın bir nebze olsun acılarını hissetmek için yapılmıştı bu. Antep, bu tür çalışmalara susamış olacak ki filme bir hayli ilgi vardı. Film sonrası söyleşimizin bir saati aşması, insanlarımızın soğuklara aldırmadan Roboskî’ye sahiplenişinin en güzel ifadesiydi.  
Ankara İletişim Fakültesi’deki gösterim daha çok öğrencilerin katılımıyla gerçekleşti. Film öncesinde İletişim Fakültesi’nin Rektörü’yle yaptığımız kısa görüşmede siyasi çekincelerini gözlerinden okumak zor olmadı. Rektör, herhangi bir slogan ve eyleme dönüşmeden gösterimin bitmesini dolaylı olarak anlattı bize. Siyasi otoritenin bu baskısı, en iyi üniversitelerde bile kendisini gösteriyordu. HDP başkan yardımcısı Ayhan Bilgen ve Roboskî için müze girişimcileriyle birlikte film sonrası bir söyleşi gerçekleşti. Ayhan Bilgen kısaca film üzerine konuştuktan sonra  Roboskî katliamının siyasi sürecini özetledi.
İstanbul gösterimi Cezayir Restaurant’ında gerçekleşti. SİYAD başkanı ve sinema eleştirmeni Alin Taşçıyan, yazar Funda Danışman, ve halkın yoğun katılımıyla gerçekleşen gösterimde, filmin dili ve müziği hakkında hem olumlu hem de olumsuz eleştirler aldık.
Bursa gösterimi ise Nilüfer İlçesi Konak Kültür Evi’nde gerçekleşti. Üç yüz kişilik salonda yer kalmadığından ayakta izleyenler bile oldu. Bursa benim açımdan başka bir anlam ifade ediyordu. Çünkü, salonda sağcısından solcusuna, dindarından cemaatçisine farklı bir izleyici profili vardı. Film bitiminde aşırı sağcı kişilerin ayakta alkışladıklarını ve gözlerinden 'bunda bizim de suçumuz var’ dediklerini okur gibi oldum. Bursa’daki izleyici aslında sanatın din, dil ve ırkları aşan gücünü gösterir nitelikteydi. Bir imam’ın Roboskî’de yağan bombalar için ‘biz havadan gelen ölümü kabul etmiyoruz, onlar bizim de çocuklarımız’ sözleri unutulur gibi değildi. Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Adil Kayaoğlu, filmi baz alarak devletin bölgedeki yatırım ve belediyecilik hizmetlerini eleştirdi. Kayaoğlu, katledilen çocukların sadece bir çarık ayakkabı satın almak için askeri birliklerle anlaşma dahilinde yaptıklarının kaçakçılık sayılamayacağını dile getirdi.
29 Aralık'ta Bursa gösteriminin bittiği anlarda  Roboskî’den gelen telefon beni hem hüzünlendirdi hem de buruk bir sevinç yaşattı. Roboskî Mon Amour  belgesel filminin görüntü yönetmeni Gökhan Mezarcı, filmi Roboskî’lilere izletmiş ve ardından beni aramıştı. "Abi Roboskî’de hem sevinç hem gözyaşı verdı; filme hem güldüler hem de ağladılar" dedi.  "Annelerin bir kere olsun yüzünü güldürebildiysek ne mutlu bize" demeden edemedim.
Sonraki gün Çiğli Belediyesi’nde (İzmir) ki gösterimdeydik.  Ege Güneşi’nin organizasyonuyla gerçekleşen gösterimde ilginç soru ve cevaplar vardı. Filmde oynayan Handan Yıldırım’a gelen sorular üzerine Batı’dan bir kişi olarak Roboskî’ye olan vicdani yolculuğundan bahsetti. İzmir MKM'ye başvurduğumuz halde seçim çalışmalarını bahane ederek bize yardımcı olamayan arkadaşlar film sonrası eleştirilerini film yerine organizasyona yöneltince, devreye girip önce iğneyi kendimize batırmanın daha doğru olacağını ifade ettim. Umarım mesaj yerine ulaşmıştır. İzmir gösterimiyle son bulan Türkiye turuyla vicdani bir hissiyatla başlayan Roboskî yolculuğu tabi ki bitmeyecek. Ama bu günlerde belki de en çok ihtiyacımız olan vicdan meselesinde bir nebze olsun rahatlamamızı sağlayacak.  
Bağımsız bir sinemacı adayı olarak, film gösterimleri için aldığımız bireysel desteklerinden ötürü Hatice Yıldız, İpek Kaya, Mukit Arslan, Cihan Tekbaş, Gözde Özçiçek’e sonsuz teşekkürler. Bağımsız bir sinema, bağımsız destekçileri olduğu sürece var olacaktır. Yeni yılda hoşgörülü bir toplum dileğiyle...