Bir yerlerde bir yanlış yapıyoruz!

Forum Haberleri —

7 Eylül 2020 Pazartesi - 11:25

  • Tüm iyilerin başına üşüştüğü, bir avuç su ile söndürmeye çalıştığı koca yangının içinde yanıp kül olmak üzereyiz. Bunca zalim vukuatın, kötünün bunca alçak saldırısının sebebine odaklanacak akıl çalınmış sanki. Bu cehennem ateşini karşımıza almak en doğru tutum iken bu zalim rejimden tek kurtuluş seçeneğini unutmuş gibiyiz.
  •  
  • Kuzey Kürdistan dağlarından tutalım Güney Kürdistan’a, Rojava’dan tutalım, Rojhilat’a her zeminde her biçimde Türkiye’nin en azgın saldırıları karşısında hiçbir algı oyunu ve özel savaş planı karşısında devrimci aklını yitirmeden direnebilen PKK’nin etrafında kenetlenmekten başka çare ve doğru yol yoktur.

DOĞAN ÇETİN

İçimizi paramparça eden zalim bir vukuat her saat başı gündemimize düşüyor. Vicdan sahibi insanlar ve bu coğrafyanın ‘iyi’leri kan ter içinde bir avuç su taşıyor bu yangına. Dinen yangın mı oluyor vicdanımızın sızısı mı pek belli değil? Üstelik tüm ülkede her şey güllük gülistanlık sanıp derdimizi bu küçük yangın yerlerinden ibaret görmek gibi bir aptallık sinmiş üstümüze. Bütün ülke bir cehennem yeri ve cayır cayır yanarken ustaca tertiplenmiş bir algı yönetiminin esiri olup o kıvılcımdan bu kıvılcıma koşuyoruz. Sosyal medya zemini her gün bir kurtarma telaşının, bir ‘Devrimci Operasyon’un karargahı gibi. ‘Kurtardığımız’ birkaç hayata seviniyor, sövdüğümüz birkaç zalimi ‘kahretmekle’ övünüyoruz. Küçücük bir çay kaşığı kadar ‘kurtulan’ların yanında kazan kazan ‘ölmüşlerimiz’e çaresiz kalıyoruz.

Kürdistan’da katledilen, tecavüze uğrayan kadınlardan, hak hukuk için bedenini ölüme yatırmış güzel insanlara, Kürt çocuklarına işkenceden, Kürtçe konuştuğu için katledilenlere, TC faşist rejimini eleştirildiği için hakkında fetva çıkarılanlardan, bir mafya devletinin alçakça yumruğundan nasibini almış seçilmişe, zindanda ölüme terk edilenlerden, işkencenin binbir türlüsüne maruz kalanlara… Onlarcasına, yüzlercesine… O gün adı afişe olmuş, yüz binlercesinden sadece birine, gözümüze sokulan, suratımıza çalınan bir isime elimizi uzatıyor, ha bire bir avuç su ile koşturup duruyoruz. Etrafımız koca bir yangın iken tam ortasında bir karış ateşi söndürüyoruz.

Bunlar tabi ki iyi niyetli, insanca çabalar. Ama biryerlerde yanlış yapıyor gibiyiz. Ya içimizdeki en insan yanımız da pes etti bu zalimliğe ya da sönsün diye bu yangın büyük bir yağmur mevsimini beklemek gafleti bizimkisi. Yok bunlar değilse o zaman koca bir yanılgının tam ortasındayız.

Koca bir yanılgı bence. Dedim ya ülke yangın yeri. Hem de cehennem kıvamında. Bir tutam yangına yetiştirdiğimiz suyla söndü mü ülkenin yangını? Bu yüzden gerçekten kurtulanlar kurtulmuş mu oldu? Örneğin o güzel devrimci Ebru Timtik’in ardından kurtarabildik mi Aytaç Ünsal’ı? Gerçekten kurtuldu mu Aytaç? Onun idealleri uğruna bedenini ölüme yatırdığı değerlere birazcık olsun can verebildik mi? Onun kavgaya tutuştuğu bu gerici faşist adalet düzeni geriledi mi? İyi ile kötünün kavgasında ne aldık ne verdik? Öncesi ne idi sonrası ne oldu? Ebru neyin bedeliydi?

Yoğun bakıma alındıktan sonra tahliye kararı çıkan Barış annesi Makbule Özbek’in her an Erdoğan’ın yeni bir talimatıyla tekrardan zindana atılacağı düzen değişti mi? Ya da Makbule anayı ve üyesi olduğu barış analarını her gün bir evlat acısıyla öldüren düzenden kurtarabildik mi?

Musa Orhan adlı tecavüzcüye ve onun ardındaki ‘Soysuz’ devlete hesap ödetebildik mi? Kürt kadınları ve onun dayanışmacı dostları bu tecavüzcü düzenin yüreğine ‘bir daha kadınlara dokunamazsınız’ diye bir korku ekebildi mi? Türkiye kentlerinde Kürt işçilerini linç edenler için caydırıcı ne yarattık? Faşist katil Erdoğan diktatörlüğünü uluslararası konjonktürün matematiğinde endişeye düşürecek, attığı her adımda kaygılandıracak, yaptıklarının hesabını soracak bir değer olabildik mi?

AKP’nin düpedüz yeni bir icadı bu. Özel savaşta yeni bir mühendislik. Tam da Türkiye toplumlarına özgü, tam da zamanın sinsiliğiyle beşlik tokuştururcasına dönemine uygun. Esir alınmış, ölüme yatırılmış bir toplumun bedeninden her gün küçücük bir parça koparmak, her gün yeni icat edilmiş bir kötülükle akıl almak, her gün bu inleten acılar içinde kıvrandırmak. Kendini savunmayı unutturarak, ayağa kalkmayı aklından geçirmesine fırsat vermeden, düşmanına bir sille indirme cesareti çalınarak, zincirlerinden kurtulmaya niyet bile edemez hale getirerek, büyük fotoğraftan bihaber kılarak…

İyi ki de var dediğimiz, yarattığı imkanlarla biraz olsun özgür basının nefes alabildiği sosyal medyanın sinsi bir etkisi bu üzerimizdeki. Faşist bir mantalitenin iyi tertiplenmiş algı yönetimiyle de tahkim edilince zalimler için de bir mevzi burası. İyi insanların en büyük devrimci gücü olan vicdanının birkaç küçük ve sözde kurtuluş başarısıyla uyuşturulması ve aklın bunca karmaşa ve gündem dışı savlarla dumura uğratılması bu mecrada ustaca başarılıyor. Neden? Çünkü toplum gerçek anlamda sahada mücadele edecek örgütlerden ve mevzilerden yoksun bırakılmış da ondan. Sosyal medyadaki bu algı bu yüzden sonuç alıyor. Bu mecrada birey kendi ‘lider’liğini yaptığı kendi ‘örgüt’ünün en sahte ve sanal mücadelesinin yaygarası içinde gerçek ve örgütlü zeminden öncü güçlerden kopuyor. Böylelikle de özel savaş ve algı yönetimlerinin ağır zincirleri altında modern bir esir haline geliyor.

Şuraya gelmek istiyorum; tüm iyilerin başına üşüştüğü, bir avuç su ile söndürmeye çalıştığı o bir tutam ateş ile cebelleşirken, etrafımızı saran koca yangının içinde yanıp kül olmak üzereyiz. Bunca zalim vukuatın, kötünün bunca alçak saldırısının sebebine odaklanacak akıl çalınmış sanki. Bu cehennem ateşini karşımıza almak en doğru tutum iken bu zalim rejimden tek kurtuluş seçeneğini unutmuş gibiyiz.

Bu yüzden Türkiye’nin tek kurtuluş mevzisi ve toplumun özgürlük ve demokrasi idealleri için tek başına her türden sorumluluğu en ağır bedeller pahasına mücadele eden PKK’ye inanılmaz bir saldırı var. Hiç inkar edemeyiz Türkiye’deki bu faşist düzenin karşısında durabilecek, bu gücü gösterebilecek, bu devranı değiştirebilecek tek güç PKK. PKK dev bir yangın yerine dönmüş bu coğrafyada o koca yangını söndürmeye cesaret etmiş, doğru olana odaklanmış tek güç.

Türkiye ve Kürdistan’daki hatta bölgedeki aydınların, demokratların, solcuların, kendi halinde ülkesinde birazcık huzurla yaşamak isteyenin, Türklerin, Kürtlerin, Arapların, tüm inanç gruplarının kısacası ‘iyiler’in PKK’den başka çaresi yoktur! Kuzey Kürdistan dağlarından tutalım Güney Kürdistan’a, Rojava’dan tutalım, Rojhilat’a her zeminde her biçimde Türkiye’nin en azgın saldırıları karşısında hiçbir algı oyunu ve özel savaş planı karşısında devrimci aklını yitirmeden direnebilen PKK’nin etrafında kenetlenmekten başka çare ve doğru yol yoktur.

Bu yüzden tam da şimdi Güney Kürdistan’da gittikçe derinleşen işgale ve işbirlikçi ihanetçi tutumlarla, Rojava’daki soykırımcı işgal saldırılarla, uluslararası pazarlıklarla bölge güçlerinin her zeminde hedefi haline gelen PKK’nin etrafında cesurca kenetlenme vaktidir. Bu basit bir propaganda değil zamanın ve hakikatin dayatıcı gerçeğidir. Bu coğrafyada Faşist Erdoğan hükümetin tutuşturduğu bu yangın ancak böyle sönecektir.

Aksi halde bu ülkede ‘iyiler’in cenaze toplayan, yas tutan, onuru kırılan, rencide olan, sadece dayanışan, acı paylaşan, kötü anılarının üstünü yüce ve erdemli insan olmanın barışa çağıran tavrıyla süpüren, yalnız olduğundandır ki “yalnız değilsin” diye telkin edilen hallerinden kurtulması mümkün değildir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.