Füle, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) için çok önemli bir ülke olduğunu söyleyerek başladığı konuşmasında, Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerinde üzücü bir şekilde bir yıldır hiçbir ilerleme kaydedilemediğini belirtti.
Türkiye’nin üyelik sürecine yönelik yenilenmiş yapıcı bir takvimin tekrar oluşturulmasının tam zamanı olduğuna vurgu yapan Füle, bu yeni takvim sayesinde müzakere sürecinde yeniden bir momentum sağlanabileceğini kaydetti.
AB Komisyonu’nun yayımladığı raporda, sivillerin ordu üzerindeki kontrolünde müspet ilerlemeler sıralanırken, katedilmesi gereken yola da dikkat çekildi: YAŞ’ın yapısı ve yetkilerinin değiştirilmemesi, terfi ve atamalarda sivil kontrolün sınırlı kalması, İçişleri ve Milli Savunma bakanlıklarının jandarma üzerindeki yetkisinin sınırlı kalması, askeri yargının yapısı ve görev alanının gözden geçirilmemesi, YAŞ kararlarının ve diğer askeri makamların kariyer yönetimiyle ilgili kararlarının yargı denetimine yeterince açılmaması, TSK Güçlendirme Vakfı’nın Sayıştay denetimine açılmaması, orduya siyasete müdahale alanı bırakan TSK İç Hizmet Kanunu’nun değiştirilmemesi, Genelkurmay’ın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmaması, orta öğrenimde milli güvenlik derslerinin subaylar tarafından verilmesi ve TSK’nin medya kuruluşlarına seçici akreditasyon uygulamasını sürdürmesi...

Yeni anayasa çağrısı

İlerleme raporunda, ‘’Yeni anayasa, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık haklarına saygıyı güvence altına alan kurumların istikrarını güçlendirecek ve aralarında Kürt meselesinin de bulunduğu köklü sorunların çözülmesini sağlayacaktır. Hükümet ve muhalefet, özgürlükleri merkezine alan yeni anayasa için çalışma konusunda taahhütte bulundular. Anayasanın hazırlanması sürecinde tüm siyasi partiler ve sivil toplum dahil en geniş istişarelerin gerçekleştirilmesinin güvence altına alınmasına azami dikkat edilmelidir’’ ifadesi kullanıldı.

Gül ne olacak?

AB Komisyonu’nca hazırlanan raporda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ülkedeki belirgin kutuplaşma atmosferinde ‘’uzlaştırıcı rolünü sürdürmesi’’ nedeniyle övgü aldı. Gül’ün görev süresinin gelecek yıl mı yoksa 2014 yılında mı sona ereceğinin hala müphem olduğu ifade edildi.

İfade ve basın hürriyeti

Raporda, hassas olarak nitelendirilen meselelerin kamuoyunda açıkça tartışılabilmesine rağmen yüksek sayıda ifade özgürlüğü ihlallerinin ve basın özgürlüğünün pratikte kısıtlanmasının endişe doğurduğu bildirildi.
Gazetecilerin hapse atılmasının bu endişeleri güçlendirdiği savunulan raporda, Türkiye’nin ifade ve basın özgürlüğünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla uyum sağlayabilmek için yasal düzenlemeler yapması gerektiği belirtildi. İlerleme raporunda, ‘’Türkiye’de ceza yasaları büyük ölçüde sorunlu ve ifade özgürlüğünü orantısız şekilde kısıtlamaya açık. Basın kanunu ve Atatürk’ü koruma kanunu da ifade özgürlüğünü kısıtlamada kullanılıyor’’ denilerek Türk Ceza Kanunu’nun 125, 214, 215, 216, 220, 226, 285, 288, 314 ve 318’inci maddeleriyle Terörle Mücadele Kanunu’nun 6’ncı ve 7’nci maddelerinin değiştirilmesi talep edildi.
AB ilerleme raporunda, medya kuruluşlarına birçok kez yüksek para cezası uygulanması eleştirildi.

Yeni fasıl açılamadı
AB Komisyonu’nun ilerleme raporuyla eşzamanlı olarak yayımladığı genişleme stratejisi belgesinde, ‘’Türkiye’de AB ile ilgili reformların teşvikinde, dış politika ve güvenliği ilgilendiren konularda diyaloğu ilerletmedi, ekonomik rekabet gücünü kuvvetlendirmede ve enerji arz kaynaklarının çeşitlendirilmesinde katılım müzakereleri en etkin çerçeve olarak kalmaya devam ediyor. Katılım müzakerelerinde ne yazık ki bir yılı aşkın süredir yeni fasıl açılamadı. Türkiye ile ilişkilerde ortak çıkarı ilgilendiren alanlarda somut adımlara dayalı yeni bir yapıcı dönemin tetiklenmesine ihtiyaç duyuluyor’’ denildi.
Belgede bu kapsamda Türkiye ile daha yapıcı ve müspet ilişki tesisi için vize, siyasi reformlar konusunda daha yoğun diyalog ve işbirliği, vize sorununu hafifletecek adımlar, „terörle mücadelede işbirliği“nin ilerletilmesi, Gümrük Birliği’nin daha da ileri götürülerek üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşmalarında Türkiye’yle yakın koordinasyon sağlanması ve enerji alanında işbirliği gibi önerilere yer verildi.

Uluslararası Adalet Divanı önerisi
AB Komisyonu’nun üye ülkelere Avrupa Parlamentosu’na gönderdiği genişleme sratejisi belgesinde, Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Kıbrıs arasında yükselen tansiyondan endişe duyulduğu belirtilerek iyi komşuluk ilişkilerini ve sınır anlaşmazlıklarının barışçıl çözümünü olumsuz etkileyecek her türlü tehdit, sürtüşme ve eylemden kaçınılması çağrısı yapıldı.
Belgede, tüm AB üyelerinin uluslararası sözleşmelere ve AB müktesebatına uygun olması koşuluyla ikili anlaşmalar imzalamaya muktedir olduğu savunuldu. Türkiye’ye limanlarını açması ve Kıbrıs Rum kesimiyle ilişkilerin normalleştirilmesine dönük adımlar atması çağrısı yapılan belgede, AB Komisyonu’nun Türkiye’nin bu yükümlülüklerinin takipçisi olmayı sürdüreceği ifade edildi.
Genişleme stratejisinin tavsiyeler bölümünde üye ülkelerden, ikili sorunları hızla çözerek katılım sürecinin tıkamasına izin vermemelerini talep eden AB Komisyonu, ikili anlaşmazlıklar nedeniyle katılım sürecinin kilitlenmesinin genişleme sürecinin aday ülkeleri dönüştürme gücüne zarar vereceği uyarısında bulundu.

Belgede isim verilmeden Doğu Akdeniz’deki enerji geriliminde Uluslararası Adalet Divanı’nın çözüm kapısı olabileceği belirtildi.


Kürt sorunu endişeleri

Raporda, yargının işleyişiyle ilgili endişelerin; Nisan 2009’da başlayan ve 2 binden fazla siyasetçi, insan hakları savunucusu ve yerel yöneticinin tutuklu yargılandığı ‘KCK Davası’yla da bağlantılı olduğunun altı çizildi.
Ekim 2010’da başlayan, 104’ü tutuklu 152 kişinin yargılandığı Amed’deki KCK ana davasının, Kürtçe savunma yapılmasına izin verilmediğinden tıkandığı ifade edildi. „Denetimli serbestlik yerine tutuklamaya sıkça başvurulması, dosyalara sınırlı erişim hakkı, tutuklama gerekçelerinin detaylandırılmaması gibi sebepler, Türkiye’deki yargı sisteminin uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi ve Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) değiştirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarıyor.“
„Seçilmiş politikacıların tutuklanması, yerel yönetimle ilgili engeller çıkarmasının yanı sıra, Kürt sorununun çözümüyle ilgili diyalog yolunu da tıkamaktadır.“
Raporda, Ergenekon ve Balyoz davalarının ise „demokratik kurumların çalışabilmesine ve hukukun egemenliğine olan güvenin güçlendirilmesi için bir fırsat olduğu“ ifade edildi. Bu davalarla ilgili olarak da soruşturma ve yargı süreçlerinin, adil savunma hakkını tehlikeye atabileceği uyarısında bulunuldu. Bu süreçlerle ilgili endişelerin, davaların kamuoyu nezdinde meşruluğuna gölge düşürülebileceğine dikkat çekildi.
„Cezaevindeki sekiz milletvekilinin durumu, uzun süren soruşturmalar ve TMK’dan kaynaklanan ‘savunmanın dosyalara ulaşamama sorunuyla’ ilgili endişeleri daha da açığa çıkarıyor.“
Yerel yönetimlerin geliştirilmesinde hiçbir ilerleme kaydedilmediğine dikkat çekilen raporda, yerel yönetimlere kaynak ayrılmamasına vurgu yapıldı.
„Belediyeler merkeze hala sıkı şekilde bağlı. Kurumlarda Türkçe dışındaki dillerin kullanımında ve belediye yöneticilerinin, yargılanma korkusu olmaksızın siyasi kararlar alabilmesinin yolunu açacak yasaların değişmesi için adım atılmadı. KCK davasıyla ilgili belediye yöneticileriyle çalışanlarının tutuklanmalarının devam etmesi de, yerel yönetimlere çıkarılan bir başka zorluk.“
KCK Davası’nda, avukatların ve insan hakları örgütlerinden gözlemcilerin, „gözaltı, tutuklama, dava süreci, delil toplama ve soruşturma prosedürüyle ilgili birçok hatayı bildirdiği“ ifade edildi.
„Kürtçe savunma talepleri ve tutukluların serbest bırakılması talepleri mahkemece birçok kez reddedildi.“

„Kürt siyasetçilere açılan birçok başka dava mahkumiyet kararıyla sonuçlandı, birçoğu da devam ediyor. Özerklik talebini dile getiren Demokratik Toplum Kongresi’nden politikacılar için de Diyarbakır Savcılığı’nda soruşturma açıldı. Barış ve Demokrasi Partisi’nin Eylül ayındaki genel kongresi de başka bir soruşturmayla karşı karşıya.“


BRÜKSEL