- Ulusal ve uluslararası hukuk, Bursa’dan 49 mil uzaklıkta olan İmralı Adası’na 25 Mart 2021’den itibaren ulaşamıyor. Hiçbir insani, hukuki, ahlaki ve vicdani normu tanımayan Türk iktidarı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ı 23 yıldır tecrit altında tutuyor.
Uluslararası Komplo’yla Türkiye’ye 23 yıl teslim edilen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 23 yıldır İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde rehin olarak tutuluyor. Son olarak kardeşiyle 5 dakikadan sonra kesilen telefon görüşmesi yaptırılan Öcalan’dan tam bir yıldır hiçbir haber/bilgi alınamıyor, tüm iletişim kanalları da kapatılmış durumda.
Teslim edildiği 1999’dan 2011’e kadar aile ve avukatlarıyla kısmen de olsa görüştürülen Öcalan üzerindeki tecrit, 27 Temmuz 2011’den bu yana derinleştirilerek sürdürülüyor. 2011’den 2019’a kadar avukatlarıyla görüştürülmeyen Öcalan, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde cezaevlerinde başlatılan açlık grevi sonucunda 5 avukat görüşmesi gerçekleştirebildi. 7 Ağustos’ta yapılan son görüşmenin üzerinden iki yılı aşkın süre geçmesine rağmen avukatların İmralı’ya gidişine izin verilmiyor.
Aile ve avukatların 1999’dan 2016’ya kadar yaptığı görüş başvuruları, “hava muhalefeti”, “gemi bozuk”, “koster bozuk” gibi gerekçelerle engellendi. Bu tarihten 2019’a kadar yapılan başvurular ise üç aylık aile, 6 aylık avukat görüş yasağı şeklinde reddediliyor. 2019’dan sonra yapılan başvurulara ise olumlu ya da olumsuz yanıt verilmiyor. İmralı’da tutulduğu süre boyunca ilk kez 27 Nisan 2020’de telefon görüş hakkını kullanabilen Öcalan, sağlık ve güvenlik koşullarıyla ilgili kaygılar üzerine ikinci kez 25 Mart 2021’de kardeşi Mehmet Öcalan’la telefon görüşmesi sağlayabildi.
Son görüşmedeki sözleri
Götürüldüğü Urfa Adliyesi’nde telefonla görüştürülen Mehmet Öcalan, Öcalan’ın kendisine, “Kim seni getirdi? Nasıl oldu? Nereden arıyorsun?” diye sorduğunu ve şunları söylediğini aktardı: “Bu yapılanlar için hem sen hem de devlet yanlış yapıyor. Nedeni şudur; bir yıldır hiçbir şekilde görüşme yok. Bu yapılanlar ne devlet hukukunda ne de başka bir hukukta yer alıyor. Senin gelmen yanlış ve çok tehlikeli. Devlet de çok tehlikeli. Bu doğru bir şey değil. Bir görüşme olacaksa hukuksal çerçevede olmalıdır. Bir yıl sonra kendi istekleri üzerine telefonla görüşme yaptırmak olmaz. Bu yaptığınız çok yanlış. Devlet de yanlış oynuyor, siz de. Bu hukuki değil, doğru da değil. Bu asla kabul edilemez. Bu aynı zamanda çok tehlikelidir. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Avukatlarımın buraya gelerek benimle görüşme yapmasını istiyorum. Bu hukuki bir şeydir. 22 yıldır buradayım. Bu sorun gelecekte nasıl olacak? Bu sorun ancak hukukla çözüme kavuşturulabilir. Neden buraya gelmiyorlar? Şayet bir görüşme olacaksa bu avukatlarla olmalıdır. Çünkü bu durum hem siyasi hem de hukukidir.”
4-5 dakika sonra kesildi
Mehmet Öcalan, yaklaşık 4-5 dakika konuştuklarını ve Öcalan’ın, “Bu görüşme çok yanlış. Bu görüşme değil” dedikten sonra telefonun kesildiğini açıkladı. Yarıda kesilen bu telefon görüşmesinden sonra Öcalan’dan tam bir yıldır haber alınamıyor. 25 Mart’ta yarıda kesilen telefon görüşmesinden sonra Asrın Hukuk Bürosu avukatları görüşme yapabilmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na 147 başvuruda bulundu. Bugüne kader ne olumlu ne de olumsuz yanıt verildi. Aileler de 25 Mart 2021’den sonra geçen bir yılda 49 başvuru yaptı; tıpkı avukatların başvuruları gibi yanıtsız bırakıldı.
CPT’ye de başvuruldu
Avukatlar, yanıt verilmemesi üzerine 27 Temmuz’da Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’ne (CPT) başvurdu; avukat, aile ve telefon görüş yasağının son bulmasını talep etti. Yasakların sistematik bir şekilde devam ettiğine, durumun anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğuna işaret edilerek, CPT’ye görev ve sorumlulukları hatırlatıldı.
‘Derhal görüşme’ girişimi
Bütün başvurulara yanıt verilmemesi nedeniyle ‘derhal görüşme’ talebiyle 22 Kasım’da Bursa İnfaz Hakimliği’ne başvuruldu. Haber alamama haline son verilmesi ve fiziki temas sağlanması talebinde bulunan avukatlara aileler de eşlik etti. Hakimlik, 23 Kasım’da cevap vererek, 6 aylık avukat ve üç aylık aile görüş yasağı gerekçesiyle görüşme talebinin reddedildiğini iletti, ancak gerekçe gösterilen kararlara dair bilgi verilmedi.
Avukatların girişemleri sürdü
Avukatlar, 23 Kasım’da da ‘derhal görüşme’ talebiyle Adalet Bakanlığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ile Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı’na ayrı ayrı başvurdu. Avukatlar, “avukat ve aile ziyareti kapsamında fiziki temasın sağlanarak endişe verici mahpusluk koşullarının müvekkillerinin yaşam ve sağlıkları hakkında yarattığı belirsizlik haline son verilmesini” istedi. Avukatlar, ayrıca 24 Kasım’da Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na, 25 Kasım’da barolar ve sivil toplum örgütlerine (STÖ), 26 Kasım’da uluslararası kurum ve STÖ’lere başvurdu. Her kurumu yüklendiği misyonu yerine getirmeye çağıran avukatlar, İmralı’daki hukuk dışı durumun teşhir edilmesini istedi.
İki yeni görüş yasağı
Avukatların ‘derhal görüşme’ başvurusuna 23 Kasım’da yanıt veren Bursa İnfaz Hakimliği, Öcalan hakkında iki yeni görüş yasağını olduğunu belirterek, başvuruyu reddetti. Hakimlik, görüşmeye engel olarak Öcalan hakkında 12 Ekim’de 6 aylık görüş yasağının, 18 Ağustos’ta da üç aylık aile görüş yasağının verildiği iletti, ancak yasağa gerekçe gösterilen kararlara dair yine bilgi vermedi.
AYM de reddetti
Asrın Hukuk Bürosu, 24 Aralık’ta tedbir talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Avukatlar, Öcalan’la son temasın 25 Mart 2021’de sağlandığını anımsatarak, başvuru dilekçesinde, “25 Mart 2021 tarihinden beridir haber alınamayan başvurucuların yaşamları potansiyel risk altındadır. İlerlemiş yaş ve sağlık durumlarının yanı sıra uzun süredir maruz kaldıkları mutlak izolasyon hali ruhsal ve fiziksel bütünlüklerini tehdit etmektedir. Denetim mekanizmalarının ve etkili başvuru yollarının olmayışı risk durumunu büyütmektedir. Anayasa madde 17 ihlalinin (işkence yasağının) oluşturduğu zararın son bulması için aile ve avukatları ile görüşmelerinin sağlanması yönünde İçtüzük madde 73 gereğince tedbir kararı verilmesini talep etmekteyiz” ifadelerine yer verdi. Normal şartlarda üç gün içinde ‘tedbir’ konusunda bir karar vermesi gereken AYM, avukatların talebini 12 Ocak’ta reddetti. AYM ret kararını ise 31 Ocak’ta avukatlara tebliğ etti. AYM ret kararında, “Başvuru dosyasında yer alan bilgiler ve ceza infaz kurumu tarafından Anayasa Mahkemesine gönderilen bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirildiğinde başvurucuların sağlık hizmetlerine erişim imkanına sahip oldukları, ziyaretçileriyle ve avukatlarıyla görüşmelerine kısıtlamalar getirildiği, ceza infaz kurumunda tutulma nedeniyle yaşamlarına ya da maddi veya manevi bütünlüklerine yönelik ciddi bir tehlikenin ortaya çıktığına dair bilgi ya da bulgunun olmadığı anlaşılmıştır. Açıklamanın gerekçelerle başvurunun İçtüzük’ün 73. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bölüme gönderilmesine yer olmadığına karar verilmiştir” denildi.
HSK’ye şikayet edildi
Asrın Hukuk Bürosu avukatları, görüşme talebiyle yaptıkları başvurularını yanıtsız bırakan hakim ve savcılar hakkında “görevi kötüye kullanmak suretiyle yasaya aykırı olarak hak kullanımını engellediği” nedeniyle 24 Aralık’ta Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) şikayette bulundu.
CPT’ye tekrar başvuru
Avukatlar, 24 Aralık’ta da bir kez daha CPT’ye başvurarak, 25 Mart’tan bu yana haber alamama durumuna dikkat çekti. İmralı’da yaşananları “işkence ve kötü muamele” olarak tanımlayan avukatlar, bu uygulamaların son bulmasını ve derhal İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne ziyaret gerçekleştirilmesini istedi.
Acil eylem çağrısı
Asrın Hukuk Bürosu avukatları, son olarak 3 Şubat’ta BM İşkence Özel Raportörü’ne ‘acil eylem’ başvurusunda bulundu. Girişimlerini ve CPT raporlarını hatırlatan avukatlar, haber alınamama durumuna ilişkin BM İnsan Hakları Komitesi’nin daha önce verdiği kararlara da atıf yaptı. Avukatlar, BM Medeni Haklar Sözleşmesi’nin işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen 7 ve 10. maddelerine de işaret ederek, BM İşkence Özel Raportörün’ün harekete geçmesi için ‘acil eylem’çağrısında bulundu.
Hukuka kapalı ölüm koridoru
“Politik ölüm koridoru” olarak da adlandırılan İmralı’daki tecrit, 25 Mart 2021’den sonra farklı bir boyut kazandı. Ulusal ve uluslararası hukuk, 25 Mart’tan sonra Bursa-İmralı Adası arasındaki 49 millik mesafeyi aşamadı. Bu durumu ‘sistematik işkence’ olarak tanımlayan Öcalan’ın avukatları ve ailesi, cevap alamazsa da düzenli başvurularını sürdürüyor. MA/İSTANBUL