- İdris-i Bitlisî-Yavuz ittifakı bağlamından koparılıp eklemeler ile manipüle edilerek, Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın tarihsel tespiti bağlamından koparılıyor. Takip edenler bilir ki Sayın Öcalan, çözüm odaklı tarihsel vurgular ve tespitler yaparken kendisine alan açarak hakikati ortaya koyar.
- Oysa siyaseti biraz olsun takip edenler, ne demokratik Kürt Hareketi’nden ne de Sayın Öcalan’dan Alevi düşmanı yaratma çabasının mümkün olmadığını bunun ancak bir psikolojik harp işi olduğunu bilir. Zira bu çarpıtmayı ve algı operasyonunu anlamak için Kürt Hareketi’nin kurucularına bakmak yeterlidir.
- Demokratik Kürt Hareketi ve Önderliği bugüne kadar başta Alevilik olmak üzere, yok sayılan, ötekileştirilen ve kıyımdan geçirilen tüm kimliklere sahip çıkmıştır. Sayın Öcalan’dan ve kurucusu olduğu hareketten Alevi düşmanlığı yaratmaya çalışmak psikolojik harp aparatı olmak değilse nedir?
ERGİN DOĞRU
Türkiye’de değişen gündemleri takip etmek zor olduğu kadar anlamak da kolay değil. Bu tespiti doğrulayan noktalardan biri de, ortada hiçbir şey yokken birdenbire Alevilerin süreç karşısındaki durumunun manipüle edilerek gündemleştirilmesidir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeki durağanlık sorgulanıp, demokratik Kürt Hareketi’nin sesini yükseltmesiyle yeni bir adım atılarak “çerçeve yasa” çıkarılıp sürece nefes aldırılınca, ilginç bir şekilde sürecin etkisini kırmak için birden hızlanan süreç karşıtı adımlara şahit olduk. Süreci dikkatli takip eden, ülke gerçekliğini ve hakikati bilenler açısından bu durum şaşırtıcı olmasa da geniş kitleler ne olduğunu anlamaya çalışıyor.
Şunu da not etmek gerekiyor sürece ilişkin herkesin eleştirisi ve kaygıları olabilir, lakin bunu ifade etmenin dili ve yöntemi önemlidir. Yapılan eleştirinin ve duyulan kaygının farklı noktalara çekilip saptırılabileceği gerçeğinden yola çıkarak aşırı titiz olmak gerekiyor, aksi takdirde her türlü operasyonel yaklaşıma açık bir durum açığa çıkar. Aslında yaşananlar tipik bir psikolojik harp uygulaması. Bizi bu tespite iten ise yaşananlar ve süreçte devreye sokulan aktörler. Hepimiz biliyoruz ki devlet olgusu yekpare değil ve çeşitli kliklerin her dönem güç savaşı içerisinde olduğu bir olgudur. Bu gerçeklikten yola çıkarak hakikati ortaya koymak, vicdanlı ve toplumsal düşünen her bireyin sorumluluğudur.
Akıl tutulması
Şimdi bütün gelişmelerin varmak istediği nokta; demokratik Kürt Hareketi ile Barış ve Çözüm Süreci’nin, Türkiye’nin demokratikleşme çabasının en önemli dinamikleri olan Kürtler, sosyalistler ve Alevi hareketi arasındaki makası açmak. Bu dinamikler arasında şüphe tohumları ekerek toplumsal dinamik güçleri dağıtmak ve süreci tümüyle denetim altına almaktır. Bunun yolu da demokratik Kürt Hareketi’ni yalnızlaştırarak kendi çözümünü dayatmaktır. Bu politikanın bir adımı Kürtler ve demokratik Alevi hareketini ayrıştırmak olarak ortaya çıkıyor. Alevilerin önemli bir bölümünün Kürt olduğunu not ederek geçelim. Bu ayrımı yapmak için kullanılan argüman ise korku siyasetini depreştirmek ve Alevilerin hassas olduğu tarihsel yaşanmışlıkları öne çıkarmaktır. İdris-i Bitlisî-Yavuz ittifakı bağlamından koparılıp eklemeler ile manipüle edilerek, Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın tarihsel tespiti bağlamından koparılıyor. Takip edenler bilir ki Sayın Öcalan, çözüm odaklı tarihsel vurgular ve tespitler yaparken kendisine alan açarak hakikati ortaya koyar.
Sayın Öcalan, İdris-i Bitlisî ile Yavuz ittifakının tarihsel süreçte açığa çıkardığı durumun analizini yaparken bu ittifakı doğrulamak ve desteklemekten ziyade yol açtığı sonuçları ortaya koyar. Bu ittifakın tarihsel anlamını tarihçilerin tartışması gerekir. Bizim Sayın Öcalan’ın bu tespitinden anladığımız ise ne Yavuz’un politikalarının doğruluğu ne de İdris-i Bitlisî’nin doğru kişilik ve konumda olduğudur. Fakat bir realite var; o da bu ittifak ile yeni bir dönemin açıldığıdır. Sayın Öcalan bu tespiti yaparken ne Yavuz’un bugünkü Türk siyasetçileri olmadığını ne de demokratik Kürt Hareketi’nin İdris-i Bitlisî konumunda olmadığı gerçeğini bilmediğini düşünmek, akıl tutulması değilse, kesinlikle art niyettir ve bir yerlere hizmet amaçlıdır.
Algı operasyonu
Tartışmalarda çok yönlü hedeflerden bir tanesi de Sayın Öcalan’ın Alevi düşmanı bir İslamcı olduğu algısı yaratmaktır. Bununla da demokratik Kürt Hareketi’nin Alevi düşmanı olduğu ilan edilmeye çalışılıyor. Oysa siyaseti biraz olsun takip edenler, ne demokratik Kürt Hareketi’nden ne de Sayın Öcalan’dan Alevi düşmanı yaratma çabasının mümkün olmadığını bunun ancak bir psikolojik harp işi olduğunu bilir. Zira bu çarpıtmayı ve algı operasyonunu anlamak için Kürt Hareketi’nin kurucularına bakmak yeterlidir.
Öte yandan Sayın Öcalan’ın Alevilik için çeşitli kitaplarda ve çözümlemelerinde yazdıkları da ortadadır. Sayın Öcalan’ın, örgütünün ötekileştirilen, yok sayılan ve kıyıma uğratılanlara ilişkin şu tespiti genel yaklaşımını belirliyor: “Aleviler ezildi. Aleviler, Yezitler karşısında ezilen Hüseyinler, İslamcı iktidarların çok amansız saldırıları altında ezilen Zerdüştiler, Kemalizmin ezdiği Kürtler ve komünistlerdir. Aleviler, bunları çok iyi inceleyip, yüksek bir bilinç ve hassasiyetle ele alırlarsa Kerbela’lık olmayabilirler ve tarihte katlandıkları o her türlü zulmün altından ezilmeden çıkabilirler. Biz ise, tüm halklardan tuttuk; Alevi halkasını tuttuk, Êzîdî halkasını tuttuk, bunun yanında sosyalist halkayı tuttuk. Hepsini PKK içinde sentezleyebildik. Bu insanın birliğidir, çok gereklidir; eşitlik, özgürlük akımının en temel gereksinmesidir.”
Sayın Öcalan’ın sözleri
Sayın Öcalan’ın 2025 yılındaki şu mesajına baktığımızda, Aleviliği örgütüyle nasıl bir gördüğünü görüyoruz: “Cemi yönetecek, semahı iyi yönetecek pirler örgütlenmeli. Özellikle ben semaha ve ceme çok önem veririm ve hatta bu anlamda da bizim hareketimiz ceme ve semaha çok yakındır. Bu bir cem olayıdır. Cem zaten toplantıdan ileri geliyor. Semah adeta onun sihirli havası içinde hareket etmedir, semahın özü o. Ben özellikle ceme de, semaha da, zikre de çok saygılı olunmasını ve gereklerinin yerine getirilmesini bekliyorum. PKK hareketi bu anlamda modern, gerçek bir cem, zikir ve semah hareketidir. Topraklarımız bütün kültürlerin çiçeklendiği bir zamana tanıklık etmektedir. Şimdi çiçeklenme zamanıdır. Aleviliğin tarihsel mirasına sahip çıkarak başarı kazanacağız.”
Yine Sayın Öcalan’ın Suriye’de Arap Alevi kıyımının yaşandığı günlerde görüşçüsünün yaptığı açıklama, Aleviler konusundaki hassasiyetini ifade etmeye yetmiyor mu?
“Bazı aktarımlarda bulunduk. Kendisi Rojava’ya hakim. Nusayri Alevilerin katledilmesine büyük bir öfke duyduğunu söyledi. ‘Bunu kabul etmiyoruz, böyle bir şey olamaz, Alevilere dönük katliamı doğru bulmuyoruz. Kaç kişi katledildi?’ diye sordu. 2 binden fazla insanın katledildiğini söyledim. ‘Çoluk, çocuk, kadın… Önüne gelene kıyım yapıyorlar. Bu DAİŞ vari bir yöntemdir. Bunu kabul etmiyoruz. Nusayri Alevilerin hakkı, hukuku korunmalıdır. Dürzilerin hakkı ve hukuku korunmalıdır. Kürtlerin oluşturduğu sistemlere benzer sistemler oluşturabilirler. Birbirleri ile bağlantı kurabilirler ve bu DAİŞ vari yöntemleri kabul etmemeleri gerekiyor’ yönünde değerlendirmeleri oldu. Şu an Suriye’deki merkezi yönetimi eleştirdiğini de belirtebilirim.”
Öcalan'ın bu açıklaması ve kıyım sürecinde ve sonrasında Rojava Kürtlerinin, Arap Alevilerini sahiplenen büyük yürüyüşleri herkesin bildiği gerçektir.
Alevi ve Êzîdîler
Yine Sayın Öcalan, birçok kitabında ve çözümlemelerinde Aleviliği analiz eder. “Özgürlük Sosyolojisi” isimli kitabının farklı bölümlerinde Aleviliğe ilişkin şu değerlendirmeleri yapıyor: “İslam… Doğuşunun üzerinden daha 50 yıl geçmeden, Şam’da Muaviye sülalesi ile birlikte adeta klasik bir uygarlık gücüne adeta bir yama rolüne dönüştürülmüştür. Ehlibeytin katledilmesi, içeriğindeki birçok olumlu özelliğin de katledilmesidir. Ehlibeyt takipçileri olarak mezheplerle daha çok yoksul kesimin İslam’ı olan Hariciler kayda değer geleneklerdir. Ehlibeyt’in Şia kolu İran’da Safevi Hanedanlığından resmi uygarlık yoluna girerek anti-uygarlıkçılığı boşaltmıştır. Anadolu ve Kürdistan Alevileri ise yüzyıllarca Sünni iktidar geleneğinin amansız takibi altında ancak ahlaki ve toplum boyutunda var oluşlarını devam ettirebilmişlerdir. Diğer kolların durumu da farksızdır…
Çok iyi tanıdığımız İslam uygarlığının tüm halife, sultan, emir, şeyh ve komutanının her biçimine karşı en ayrıntılarına kadar öyküler anlatacak, ama üç kıtaya yayılmış, müminlerin tarikat ve mezhepleri, direnişleri, özlemleri ve inançları layıkıyla ya tarihselleştirilmeyecek ya da çarpıtılarak öyküleştirilecektir. Açıktır ki burada uygarlık içi çatışma ve ikilem vardır. Kendi yaşamımda bile tanık oldum. Alevi Kürt’ü, Sünni Kürt’ü ve Êzîdî Kürt’ü de gözlemledim. Açıkça söylemeliyim ki, Alevi, Êzîdî Kürt’ündeki binlerce yıldan beri süzülüp gelen uygarlığı, karşı uygarlıktan daha ahlaki ve politik buldum. Halbuki klasik uygarlık söylemleri Alevi ve Êzîdîler hakkında ağıza alınmayacak karalamalarla doludur. Tabii burada Sünni emekçileri, kabile ve aşiretleri kültürlerini kastetmiyorum. Tüm bunların uygarlık felsefesindeki yerleri demokratiktir.”
Psikolojik harp
“Demokratik modernitenin, ahlakı ve politik toplumun yeniden inşa edildiği ahlaki kurumlar olarak, örgütlenme, program ve örgütlenme tarzı gerekirse reformdan geçirilip, yeniden düzenlemelere kavuşturulmalıdır. Alevi Cemevleri daha çok ahlaki ve politik toplum kurumları rollerini oynamalarına karşılık, onların da yeniden inşa çalışmalarında öncü düzeyde yeniden düzenlemelere kavuşturulması gerekir. Devlet ve iktidarın karşı dayatmalarına karşılık, ahlaki ve politik toplum birimlerinin kutsal ve ahlaki direnme hakları vardır… Alevilik ve haricilik mezhepleri kabile ve aşiretlerin özerk yaşam politikalarını yansıtır. Sünni hükümranlık, sultanlık geleneğine karşı her kavim bünyesinde görülen yaygın muhalif mezhep çıkışları, özünde aşiret ve kabile halklarının direnişçi ve özgürlükçü politikalarının sonucudur…”
Sayın Öcalan, yukarıdaki tespitlerinin yanında Aleviliği iktidara bulaşmamış olarak görür ve “Benim felsefem Aleviliğe daha yakındır” diyor.
Sayın Öcalan’ın yukarıda alıntıladığımız bakış açısı ortadayken, Öcalan’dan ve kurucusu olduğu hareketten Alevi düşmanlığı yaratmaya çalışmak psikolojik harp aparatı olmak değilse nedir?
Demokratik Kürt Hareketi ve önderliği bugüne kadar başta Alevilik olmak üzere, yok sayılan, ötekileştirilen ve kıyımdan geçirilen tüm kimliklere sahip çıkmış; onların korunması ve güçlendirilmesi için elinden geleni yapmıştır. Şengal’de Êzîdî kıyımına karşı yapılanlar, Suriye’de Arap Alevilerine dönük kıyım ve tehditlere karşı tüm Rojava’nın ayağa kalkışı, coğrafyamızda Aleviliğe dönük her zaman destekleyici yaklaşımlarına bakıldığında, düğmeye basanların ve onların aparatlarının operasyonel yaklaşımı daha iyi anlaşılıyor. Sayın Öcalan Alevileri, ortaya koyduğu ‘Ahlaki-Politik Toplum’ teorisinin önemli bir parçası olarak görüyor. Cemevlerini de Ahlaki-Politik Toplumun örgütlenebileceği merkezler olarak işaret ediyor. Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu yeni paradigmanın örgütlenme modelinden tutalım, ahlak ve toplum yaklaşımına kadar birçok yönüyle Alevi felsefesinin, yaşamının ve duruşunun bir yansıması olarak görülebilir.
Şimdi bir olmanın zamanıdır
Şimdi son günlerde operasyonel olarak düğmesine basılanlar ve onların çekmek istediği noktada söylemler geliştirip katkı sunanlara sormak gerekiyor: Aleviliği sürekli öne çıkararak olumlayan ve felsefesini, duruşunu örnek aldığını belirtmekten çekinmeyen Sayın Öcalan ve hareketinin Alevi kıyımlarını olumlayabileceğini veya gelecek tasavvurunda siyasal İslam’la iş birliği yaparak Aleviliği tehdit edecek bir yaklaşımda bulunabileceğini söylemek, ifade ettiğimiz gibi operasyonel bir yaklaşım değilse vicdansızlıktır. Fakat hakikati çarpıtmalarla ve yalanlarla maskelemek mümkün değildir. Demokratik Cumhuriyet’te demokratik toplum, eşit ve özgür yurttaşlık anlayışının en büyük dinamiği Alevilerdir. Hiçbir fitne, fesat ve özel harp operasyonu bu gerçeği değiştiremeyecek ve amaçlarına ulaşamayacaktır. Zira hakikat, onu dile getirenlerin ve onun arayışında olan canların eseri olacaktır. Günümüz Hızır Paşalarının ve Yezitlerinin, Hüseyni savdanın ardılları olan hakikat arayışçılarının eşit ve özgür bir gelecek hayallerini önlemesi mümkün olmayacaktır. Şimdi zaman, bir olmanın, diri olmanın zamanıdır.