
Bu savaşın 2012 yılı açısından merkezi Suriye olmuştur. Bir Ortadoğu maketi olan Suriye bu yıl adeta kapitalist sistem ve sistemde daha güçlü yer almak isteyen güçlerin birbirleriyle mücadele alanına dönmüştür. Bunun Suriye’ye faturası müdahale edilen Tunus-Libya ve Mısır’da olduğu gibi kaos, kargaşa ve toplumsal yıkım olmaktadır. Sistem henüz Suriye’ye resmen müdahale etmemiş olsa da, sürmekte olan durum, sistemin Türk devleti üzerinden gayri meşru yöntemlerle gerçekleştirdiği müdahalenin eseridir. Beşar Esad’ın yerini alabilecek sistemle uyumlu ve işbirlikçi bir muhalefet örgütlenene kadar doğrudan bir müdahale edilecek gibi görünmemektedir. Bu süreç, Suriye açısından kaosun derinleşmesi, çatışmaların yoğunlaşması ve bu kaos ortamında Kürtlerin kazandıkları mevzilerin tahrip edilmesi ve dağıtılması temelinde işletilmeye çalışılacaktır.
Kürtler, bu krizli sürecin de kilit noktasında yer almaktadır. Ortadoğu’nun, özgürlük arayışı en güçlü ve en dinamik halkı Kürtler, kaosu yaşayan bölgemizde gelişmeleri belirleyebilecek ve kendisine yer açabilecek halk olma potansiyeline sahip olduğunu kanıtlamıştır. Kürtler, yıllardır mahrum bırakıldıkları toplumsal hakları için mücadelelerini yükseltirken, kapitalist modernite güçleri ve bölgesel işbirlikçileri bu mücadeleyi etkisiz ve sonuçsuz kılmak için elbirliği halindedir. Yürüttükleri en önemli faaliyet ise Kürtlerin adına kendi işbirlikçilerini güçlendirmek ve öne çıkarmaktır.
Kürtlerin birlik sorununu ağırlaştırma, Kürtleri birbiriyle çatıştırma, parçalama, kullanma en rağbet edilen politika durumundadır. Bunun başarılması halinde sadece Kürdistan’da değil bölgesel bazda tüm gelişmelere damgasını vuracak olan kapitalist modernite güçleri ve yeni işbirlikçileri olacaktır. Bu yüzden sistemin temel yaklaşımı Kürtlerin bazı kesimlerini yanına çekmek, kendi çıkarları temelinde kullanmak ve Kürt ulusal birliğini parçalamaktır.
Rojava, Suriye’de bir istikrar alanıdır
Rojava’da (ve Suriye’de) Kürt halkı sistemin oyunlarına gelmeyerek kendi demokratik sistemini kurmakta ve kendi demokratik iradesini geliştirmektedir. Erdoğan ve AKP Hükümeti ise bu iradeyi boşa çıkarmak için tüm güç ve imkanlarını kullanmaktadır. Suriye’ye askeri müdahale temelinde gelişen Kürt iradesini darbelemek isteyen AKP, efendilerinin bu müdahaleyi henüz erken bulmaları nedeniyle ortada kalmış ancak, Kürt iradesine müdahale etmenin peşini bırakmamıştır. Son süreçte çete gruplarının Serekaniyê üzerinden Kürtlere saldırtılması bir AKP icraatı olarak gelişmiştir.
Kürt halkı Rojava devrimini hiçbir çatışmaya girmeden kendi iradesini ve sistemini kurarak gerçekleştirmektedir. Bu anlamıyla kaos içindeki Suriye’de bir istikrar ve barış alanıdır. Bir özgürlük zeminidir. Bu haliyle her türlü müdahaleye kapalıdır. Kendi yağıyla kavrulmakta, kimsenin politikasının kuyrukçuluğunu yapmamakta, kimsenin ucuz düşmanı ya da askeri olmamaktadır. Müdahale için Suriye’nin sürekli bir kaos içinde tutulması ve bunun elden geldiğince derinleştirilmesi izlenen temel siyasettir. Bunda Türkiye’ye önemli bir rol biçilmiştir. Son süreçte Serekaniyê’de gündeme gelen saldırılar Kürt halkını çatışma ve kaos içine çekmeye, sistemini kurmasını engellemeye, savunmaya itmeye, elde edilen kazanımları darbelemeye, güvensizlik ve kaygı yaratmaya dönüktür. Bu nedenle çeteler Türk devletince örgütlendirilmekte, silahlandırılmakta ve Kürt halkının üzerine sürülmektedir.
Kürtler tarih boyunca parçalı oldukları, kritik süreçlerde birlik olamadıkları ve birbiriyle vuruşturuldukları için kaybetmişler, sömürüye maruz kalmışlar, asimilasyon ve soykırım kıskacına sokulmuşlardır. Bu tarihten çıkardıkları temel derslerden biridir. Bugün de Kürtlerin birliğini engelleyerek, parçalayarak, birbiriyle vuruşturarak kendi çıkarları temelinde kullanma temel konsepttir. Hesap Kürdün açığa çıkan özgür iradesini bu yöntemlerle kırmak, yerine işbirlikçi ve teslimiyetçi Kürtlüğü geçirmektir.
Dolayısıyla bu süreçte ulusal birlik çalışmalarını yoğunlaştırmak kadar basit ve dar çıkarlar temelinde sistemle ve sömürgeci güçlerle işbirliği yapan Kürtleri deşifre etmek ve etkisizleştirmek de büyük önem taşımaktadır.
KDP kendini AKP politikalarına yatırmıştır
Bu anlamda KDP üzerinde özellikle yoğunlaşmak kaçınılmazdır. Zira KDP işbirlikçilik geleneğinden vazgeçmemiş; bunu Kürdistan halkının aleyhine daha da derinleştirmiştir. Bu temelde edindiği siyasal ve ekonomik ranttan vazgeçmiş değildir. Bu yüzden hem Kuzeyde hem Rojava’da çok kirli anlaşmalar ve ilişkiler geliştirmektedir. Kendini tamamen AKP politikalarına yatırmıştır ve tam destek vermektedir. Adeta Kürt Özgürlük Hareketine karşı Türk devletiyle birlikte bir savaş yürütmektedir. Rojava’da Kürt halkını kuşatmada tutan, uluslararası güçlerle ilişkilerini önleyen esas güçtür. Açlığa mahkum etmek isteyen, karmaşa ve kaosu derinleştirmeye çalışan, bu temelde Türk kontrgerillasıyla ortaklaşa çeteleri örgütlendiren esas güçtür. Bir yandan bunları yaparken diğer yandan da ulusal birlik konusunda AKP gibi oyalayarak, aldatarak ve zaman kazanarak sonuç almak istemektedir.
Açığa çıkmaktadır ki Rojava’daki neredeyse tüm saldırıların arkasında KDP vardır. ABD ve TC ile birlikte Rojava’daki halkımızı çeşitli vaatlerle güneye çekmektedir. Çektiklerinin bir kısmını eğitip örgütlendirerek, silah-para-erzak ihtiyaçlarını karşılayarak kontralaştırıp PYD’nin üzerine sürmektedir. Bir kısmını da bunların siyasi tabanı haline getirmek istemektedir. Rojava üzerinde ekonomik-tıbbi-teknik bir ambargo uygulayarak, halkta açlık geliştirerek, halkın tepkilerini PYD’ye yöneltmek istemektedir. T.C’nin örgütlendirdiği çetelerle ilişkilenerek ve onlarla ortak hareket ederek, kışkırtarak, saldırtarak Rojava’da istikrarsızlık yaratmaya, tahribat yaratmaya ve böylece sonuç almaya çalışmaktadır.
Tüm Kürtler de görmektedir ki Erdoğan ve AKP’si yaptıkları ve yapamadıklarıyla Kürt halkı için Maliki yönetiminden çok daha tehlikeli ve kötüdür. Bu hem Kuzeyde hem Rojava’da böyledir. KDP’nin Maliki’ye karşı tavır alması, ulusal seferberlik çağrısı yapması ama AKP’yi her koşul ve şart altında desteklemesi, bununla da kalmayıp bütün Kürtlerin de desteklemesini istemesi, dahası bunu dayatması ciddi bir çelişkidir. KDP bu tutumundan vazgeçmedikçe ve ulusal birlik temelinde kendi dışındaki Kürtlerle gerçek bir ittifaka gelmedikçe Kürt halkına zarar vermeyi sürdürecektir.
2012’de Türk devleti çıkmaza girmiştir
Kürt Özgürlük Hareketinin bu yıl açısından önemli sonuçlar yarattığı bir alanda Kuzey Kürdistan’dır. Devletin geçen yıl sonbaharla birlikte, gerillayı darbelediğini, toplumsal ve siyasal alanı tutuklamalarla sınırlandırdığını sanarak, Özgürlük Hareketine saldırılarını yükselttiği bir sürecin ardından, 2012 yılı düşman açısından tam bir hezimet olmuştur. Gerilla devrimci halk savaşını Şemzînan’dan, Erzurum’a, Dêrsim’e ve metropollere kadar büyüterek yürütmüş ve devleti ciddi bir çıkmazla karşı karşıya getirmiştir.
Düşmanın gerilla eylemleri karşısında çözümsüzlüğü yaşadığı bir süreçte, zindanlarda yükselen direniş, düşmanı daha da içinden çıkılmaz bir çözümsüzlükle karşı karşıya bırakmıştır. 3. Zindan Direnişi olarak özgürlük tarihimize yazılan zindan direnişi, 2012 yılı açısından da Kürt halkının özgürlük direnişinin zirvesini ifade etmektedir.
Gerillaya karşı çözümsüzlük yaşayan devlet çareyi halka yönelmekte bulmuştur. Siyasal alanda ve halk nezdinde gelişen tutuklamalar, en son Kürt milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması tartışmalarına kadar vardırılmıştır. Devlet bu sefer parti kapatmayarak fakat partinin tüm üyelerini, tabanını tutuklayarak devre dışı bırakma hesabı yaparken; en son darbeyi de milletvekillerini tutuklayarak gerçekleştirme niyetindeydi. Böyle bir süreçte Zindanlarda gelişen direniş, devletin tutuklama politikalarının devletin başına patlaması anlamını ifade etmektedir. Ne kadar tutuklama geliştirmişse o kadar büyük bir direnişle karşılaşmıştır. Kürt olduğu için tutuklanan binlerce yurtsever, direniş gücü olarak AKP politikalarına karşı canını ortaya koyan bir kararlılıkla militanca direnişe geçmiştir. Buradan çıkan temel mesaj; Kürtlere ne kadar asimilasyon ve soykırım dayatırsanız o kadar büyük bir direnişle karşılaşırsınız olmaktadır.
Açlık grevleri Kürtlerin özgürlük ruhunun hiçbir şekilde bastırılamayacağının, her koşulda direniş gösterebileceğinin göstergesi olmuştur. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Açlık grevleri amacına ulaşmıştır” belirlemesi direniş ve özgürlük iradesinin açığa çıkardığı sonuçtur.
Devletin 2012 yılında Kürt Özgürlük Hareketine karşı en büyük saldırısı Kürt Halk Önderi Öcalan üzerindeki tecridin sürdürülmesi olmuştur. Bununla Kürt halkını ve Özgürlük Hareketini perspektifinden yoksun bırakarak sonuç almak istemiştir. Bir taraftan hareketi perspektifsiz bırakırken, bir taraftan da yönelimlerle darbelemeyi hedeflemiştir. Buna karşı gerilla, halk ve zindanlar nezdinde gelişen 2012 direnişi, devletin bu planını boşa çıkarmıştır. Kürt özgürlük güçleri Önderlik etrafında daha fazla kenetlenerek 2012 yılını direniş yılı olarak tarihe işlemişlerdir.
Açlık grevlerinin bitmesiyle, düşman tekrar, Kürt halkının değerlerine saldırılarını kaldığı yerden devam ettirme yöntemine başvurmaktadır. Tutuklamalar yoğun devam ederken, gerilla üzerinde operasyonlar yoğunlaşmıştır. Kürt halkının iradesi olarak seçtiği milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması tartışması da kaldığı yerden tekrar gündeme sokulmuştur. Devlet bu yönelimlerle Kürt Özgürlük Hareketini darbeleyerek yılı kendine mal etmek istemekte; yine bahara güçten düşmüş kolu kanadı kırılmış bir PKK arzulamaktadır. Bunun için elinden gelen her şeyi canını dişine takarak yapmaya çalışmaktadır.
TC, özgür Kürt’ten intikam almak istemektedir
Şu mesaj Kürt halkına her vesileyle verilmektedir; ‘Siz ne kadar direnseniz de biz imha ve inkardan geri adım atmayacağız!’ Açık ki bu büyük bir zorlanmanın göstergesidir. Sınırsız şiddet, baskı ve zor uygulamaları AKP faşizminin halkımız ve hareketimiz karşısında yaşadığı daralma, teşhir, düşüş ve başarısızlığın dışa vurumu olmaktadır. Devlet her ne kadar bu mantıkla yönelimini sürdürse de ciddi bir tıkanma ve çöküş yaşadığı ortadadır ve bunu hiçbir faşizan yöntemle gizleyemez.
TC’nin teslim alma, bunu gerçekleştiremezse imha etme dışında düşündüğü herhangi bir politikası da ufku da yoktur. Bütün söylemleri ve uygulamaları bu amaçlıdır. Önder Apo, PKK ve özgür Kürt’ten intikam almak istemektedir. BDP’yi iğdiş etmeye çalışmaktadır, zaten fiili olarak kapatmış durumdadır. Hem etkisiz kılmaya, hem de bazılarından hesap sormaya çalışmaktadır. Bazılarının dokunulmazlıklarını kaldırıp, zindana atmak istemektedir. İntikamcı yaklaşımlarla herkesin gözünü korkutup, teslim almayı hedeflemektedir. Soykırım operasyonlarını tüm hızıyla devam ettiriyor ve bunu sürdürmede de kararlı görünmektedir. Amaç Kürt halkının ve Özgürlük Hareketinin siyasal, soysal, kültürel, dini tüm etkinliklerini zorla önlemek ve yaptırmamaktır.
Bu temelde Amed’i Kürtler açısından politik bir merkez olmaktan çıkarmak, sömürgeci politikaların uygulandığı bir merkez haline getirmek istemektedir. Kürdistan’da orta sınıfı ve anlayışını güçlendirip, sömürgeciliğin dayanaklarını sağlamlaştırmak istemektedir. Bunu da siyasal İslamcı güçlerle yapmaya çalışmaktadır. AKP-Fethullah Gülen ve Hizbullah ortaklığı bu amaçla tüm dürüst İslami çevreleri etkisizleştirmeye çalışmaktadır.
Bütün bunlara karşı varlığımızı ve onurumuzu korumak, özgürlüğümüzü ve geleceğimizi güvence altına almak için devrimci direnişi daha güçlü yürütmemiz gerektiği açıktır. Herkesin görev ve sorumluluklarını zamanında ve hakkını vererek yerine getirmesi, bunun için yürek ve beynini ayaklandırması, hiçbir gelişme ile yetinmemesi, kendini günlük sorgulaması, hareketimizin amaçları ve çizgi esasları temelinde yeniden yaratması, özgürlüğe hizmet etmeyen hiçbir anlayış ve yaklaşımı kabul etmemesi, Kürt Halk Önderi Öcalan ve Kürt halkının özgürlüğü için ayaklanması gerekmektedir.
Kahramanlık ve direnişle geçen bir yıl karşısında görev ve sorumluluklarımızın büyüklüğü kendiliğinden ortaya çıkmaktadır, Keskin süreçler, örgütleri de kişileri de keskinleştiren ve, netleştiren süreçlerdir. Gittikçe keskinleşen süreç en temel görev inşa görevlerini aksatmadan yürütmek, serhildanları ve öz savunma duruşunu zirveleştirmektir. 3. Zindan direnişi; her özgürlük militanına ve yurtsevere kendi tarz ve yöntemini sorgulaması için güçlü bir aynadır. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın, “Dışardakiler sorumluluklarını yerine getirmeli ve direnişi devralmalı” belirlemesi süreç karşısındaki eksik duruşları aşarak yapmamız gerekenleri kusursuz, vakit yitirmeden ve hiçbir gerekçeye takılmadan yapmaya çağrıdır. Ve bu çağrı özgürlük arayan tüm Kürtleri kapsamaktadır.
ŞİYAR KOÇGİRİ