31 Ocak günü Cenevre Birleşmiş Milletler Binasının hemen karşısında, yapılan bir mitingle, Cenevre - Strasbourg uzun yürüyüşünün startı verildi. Yürüyüş; yoğunluğu, temsil düzeyi, katılımcıların niteliği ve hedefi acısından, tarihsel önemdedir. Ağır kış şartlarına rağmen, yaşamsal hakları gasp edilmiş olan mazlum Kürt halkı ve devrimci demokrat
Türkiyeli, Avrupalı dostları, yollarını bir etmiş zulme ve haksızlığa karşı, inançla, onur ve umutla yürüyorlar…
İkinci Dünya savaşı ağır kıyım ve yıkımından hemen sonra, 25 Nisan ve 26 Haziran 1945 tarihinde elli ülkeden temsilcilerin görüş birliğiyle, Birleşmiş Milletler kurulmuş ve uluslararası hukuk bir statüye kavuşmuştur. Öncelikleri arasında; uluslararası barış ve güvenlik, uluslar arasında eşit haklar ve halkların kendi kaderini seçmelerine saygı prensibi, ekonomik, kültürel, sosyal ve humaniter alanlarda uluslararası dayanışma ve işbirliği, temel insan haklarının ve özgürlüğünün sağlanması ve korunması gibi, önemli kararlar var.
1945 yılından bu tarafa Birleşmiş Milletlerin; özellikle bulaşıcı hastalıklarla, doğal afetlerle mücadele, eğitim seviyesinin yükseltilmesi, ekonomik işbirliği gibi, faydalı çalışmaları olmuştur. Fakat dünya ölçeğinde uluslar veya toplumlar arası, kalıcı bir barışın ve adaletin tesisinde, başarılı olduğu söylenemez. Bu yüzden Kürtler, (artık bir) statü ve Öcalan’a özgürlük” haklı talebini Cenevre’de Birleşmiş Milletler Merkezi’nin tam karşısında düzenledikleri bir mitingle tekrar dile getirdiler. Bu amaçla bir delegasyon eşliğinde bir dosya sunarak, sorumluluğu ve görevi hatırlatılmış, Kürtler sahsında yaşanan haksızlığa ve hukuksuzluğa dikkat çekilmiştir. Hem de Ortadoğu’ya yeniden bir dizayn verilmek istendiği şu zamanda, Irak’ın, Suriye’nin yeni dizaynı günlük olarak tartışılırken. (Yeri gelmişken Türkiye’nin sertlik ve savaş eksenine kayması da bir ölçüde bununla ilgili oluyor. Suriye’de yeni dizayn netleşmeden, Türkiye de Kürtlerle barışılıp, Kürtlerin bir pozisyon sahibi olması engelleniyor.)
Uzun yürüyüşçüler Birleşmiş Milletlere bu hatırlatmayı ve itirazı yaptıktan sonra yönünü Strasbourg’a çevirerek yola koyuldular. Avrupa Parlamentosu’na iki çift lafları olacak. Avrupa Parlamentosu ve ona bağlı kurumları göreve çağıracaklar. Öyle kapalı kapılar arkasında bir iki kişiyle değil, yüzlerle, binlerce insanla, tüm dünyanın gözleri önünde, bilgisi dahilinde, tarihe şerh düşerek. Kürtler; multinational şirket çıkarlarının, Avrupa vatandaşları, tarafından, seçilmiş Avrupa Parlamentosu’nun, üstünde olmaması gerektiğini hatırlatacaklar. Bunu görkemli bir buluşma, bir mitingle, uzun yürüyüşçüleri selamlarken, dünyaya ilan edecekler.
Multinasyonal şirketlere karşı durmayı sadece Avrupa Parlamentosuna bırakmayıp; Kapitalist modernitenin, bir ahtapot gibi dünyayı kuşatmak istediği bu günlerde, Kürtler, gerçek gündemler oluşturarak özgürlük yürüyüşüne devam etmektedirler. Cenevre’den bin yüzelli kilometre mesafede, Almanya’nın liman şehri Hamburg’da Hamburg Üniversitesi’nde;  “Kapitalist Moderniteye karşı, Alternatif Konseptler ve Kürtlerin Arayışı” konulu, uluslararası bir konferansla özgürlük yürüyüşünü sürdürmekteler. Açılışını Prof. Norman Paech’in yaptığı konferans, görülmeye değerdi. Organizeden başlayıp, konuşmacıların çeşitliliği ve niteliğine, katılımcıların canlılığı ve ilgisine kadar her şey, umudun yeşerdiğini gösteriyordu. Amerikalı katılımcı ekonomist John Cronan, Güney Afrika Komünist Parti yöneticisi Solla Mapaila, sosyal bilimci Prof. Karine Westrheim, Delhi Üniversitesinden Prof. Aczin Vanaik, Politik İslam Prof. Sadık Hassan Itaimish’in konuşmaları, Prof. Antonio Negri, Prof. Immanuel Wallerstein, Prof. Golf-Dieter Narr ve Abdullah Öcalan’ın mesaj-sunumları, konferansın ciddiyeti, önemi ve seviyesini gösteriyordu. Kürt kadın temsilcilerinin, birbirinden çarpıcı kadın özgürlüğü ve dünya sorunları için yaptığı sunumlar, öneriler ve eleştirilerin; katılımcılar tarafından ayakta alkışlanarak karşılanması; akademik tartışmada gelinen seviyeyi gösteriyordu. Yine Muray Bookchin’in yakın arkadaşı Janet Biehl’in Komünalizm ve Konfederalizm Bookchin-Öcalan karşılaştırmalı sunumunda, sevinç gözyaşlarına hakim olamaması şaşırtıcıydı.
Kısacası diğer “bilimsel” konferanslardan farklı bir konferanstı. Katı, soğuk, kariyerist, akademik rekabet yerine; özgürlük aşkının ve devrimci romantizmin hakim olduğu, bir konferans yaşandı. Aslında anlaşıldı ki; bu tür konferanslar, geciktirilmeden her ülkede ve ilgili çevrelerle çoğaltılarak yapılmalıdır. Kürt siyasetçileri Muzaffer Ayata ve Ferda Çetin’in boşluk bırakmayan konuşmaları ise pekiştirici ve bütünleyiciydi. Konferansın son kanuşmacısı Gultan Kışanak’ın “Ya bir yol bulacağız, ya da bir yol açacağız” söylemi; alternatif yaşam arayışını özlüce ifade ediyordu. Özgürlükçü moral ve ahlak değerlerine saldırmak, güvensizlik, şaibe yaratmak, itibarsızlaştırmak egemenlerin ve onların yerli uşaklarının görevidir. Kulağını bu güruhun ağzına veren gafil ve sünepelerde her zaman, az veya çok olmuştur. Ama özgürlük yürüyüşü ve alternatif yaşam arayışı, kendi gündemini oluşturup, kesintisiz, onurla, ahlak ve moralle, yoluna devam edecektir. Çünkü: Bir yol açtık ve yürüyoruz!