2000’li yılların başında iktidara gelen ve 12 yıldır tek başına iktidarda bulunan AKP’yi anlamak için fazlaca sosyolojik ve derin ekonomi politik analizlere ihtiyaç vardır. Bu analiz ihtiyacının doygunluğa erişmemiş olduğunu ifade ederek, yazının amacının da böylesi bir analiz yapmak olmadığını belirtmemiz gerekir.
AKP Hükümeti, 90’lı yılların radikal İslamcı ideolojisini ilk adımda “gömlek çıkararak” Yeni-İslamcılığa entegre etmiş ve bu kitleleri sisteme eklemlemek yoluyla da ikinci adımda hegemonik devlet gücü olmaya çalışan bir iktidar tekniğinin kendisi haline gelmiştir. 2014 yılı itibariyle AKP, Pan-İslamcı dinsel ideolojisi, klasik Türk devlet aklının büyük eksende taşıyıcısı, Kemalist sembol ve ritüellerin saygılı temsilcisi olan bir iktidar tekniğinin adıdır.
Bu iktidar tekniği kendi içerisinde, verili dilsel cemaati tarafından içerilen savunma pratiklerini ve söylemini taşıyan ideoloji taşıyıcı kişileri barındırır. Nihayetinde bir kişinin siyasal konumu ve işlevi, onun bir homo-politicanus olarak gerçekliğini ele verir.
Nietzsche’nin belirttiği üzere “Birçok insan ışığa doğru koşar ama aydınlanmak için değil; daha çok parıldamak için...” Nitekim bu yazının konusu da homo politicanus olarak AKP içerisindeki “Kürt Orta Sınıfı”nın ve “burjuvazi”nin gördüğü işleve ilişkin bir tartışma yürütmek ve bu kişileri Nietzsche’nin ışık metaforu kapsamında değerlendirmektir.

Mazlumun mağrur sesi yükseliyor

Ulusun kurgusallığı, demokrasinin derinleştirilmesi/demokrasinin demokratikleştirilmesi, tarihin ilk sömürü biçimi olan cinsel sömürüye karşı mücadelenin gelişmesi, kimlik ve ekoloji politikalarının başat hale gelmesi gibi çağa ait politika yapma biçim ve içeriklerinin coğrafi sınır gerçekliği ile hesaplaştığı 21. yüzyılda, kuşkusuz politikaların içeriği ve politik dil, bu biçim ve içeriği dikkate almak zorundadır. Yani mazlumun mağrur sesi, ulus-devlet tanrılarının gürültülü bağrışmalarına karşı daha gür çıkmakta; politika yapıcılar ve taşıyıcılar da bu gerçekliği kabullenmek zorundadır. Nitekim evrensel ve çağa ait olan bu gerçeklikler yazının konusunun da belirleyici momentlerinden biri olacaktır.
AKP iktidar tekniğinin içerisinden konuşan “Kürt Orta Sınıfı“ ve “burjuvazisi”, gerek Kürt toplumu içerisinde gerekse de AKP’nin “Kürtlük” algısı içerisinde önemli işlevler görmektedir. Söz konusu zümre, AKP’nin Kürt halkı nezdinde meşruiyet üretmesinde ideoloji taşıyıcı olarak işlev görür. Böylece kitle demokrasisinin zaafları ve hükümet nimetlerinin faydalarından yararlanarak Kürt toplumundan üretilen rızayı çantasına koyan bu zümre, AKP iktidar tekniğinde de kendi meşruiyetini üretir. Çift taraflı bir kullanım halidir bu. Nitekim bu zümre, çağa ait değişimlerden etkilense de öncülleri ile birlikte 1915’ten beri çift taraflı kullanım açısından bir devamlılığı sürdürmekle, aslında devlet aklının bölgedeki toplum mühendisliği kapsamındaki işlevselliğini canlı tutmaktadır. Bu zümrenin motivasyonu, tarihsel açıdan patolojik olarak böylesi bir devamlılık ilişkisinin içerisinde sağlanır. Güncelde ise karşılıklı meşruiyet üretimi, motivasyonun kılcal damarıdır.
AKP iktidar tekniği içerisinde yer alan bu zümrenin tarihsel bağının ideolojik boyutu da güçlüdür. Nakşibendîliğin ve Nurculuğun bir tür yorumu olan ve “İslam kardeşliği, otoriteye itaat-hatta çoğu zaman otoriteye iman, hayata sağdan bakma” şeklinde klişelerle beslenen bu ideolojik boyut, evrensel değil tikeldir. Bu zümrenin ideolojisi ile erken cumhuriyet döneminden beri süren Türk devlet aklının kapitalist, Sünni İslamcı, otorite kutsayıcı nitelikleri, tarihin çıplak boşluğunda örtüşürler. Örneğin yürümekte olan “Çözüm Süreci”nin taraflar açısından aynı zamanda bir gelecek tahayyülü ortaya koyduğu gerçekliğini kabullendiğimizde, söz konusu Kürt zümresini de kapsayan AKP iktidar tekniğinde “kadın özgürlüğü, ekonomik hakkaniyet, kimliklerin tanınması” gibi evrensel ve çağa ait olan, ahlak ve erdem içeren değerlere yönelik bir benimseme oluşmadığını görürüz. Dolayısıyla AKP iktidar tekniği içerisinde bulunan bu zümrenin bir motivasyon kaynağı da tarihselliği olan, güncele cevap geliştirebilen ve gelecek tahayyülü içeren ideolojik benzeşmedir, diyebiliriz.

Mücadele çözümün de bir parçası
Son motivasyon kaynağı, “Görünür olan kendi hakikatini eline alır” ifadesinden hareketle ortaya çıkar. Şöyle ki; Kürt Siyasi Hareketi’nin Kürt sorununu Türkiye ve dünya gündeminde görünür hale getirmesi ile hakikati eline aldığı ifade edilebilir. Bu hakikat, Kürt sorununun çözümünü ulusal, bölgesel ve küresel güçlere dayatmaktadır. Nihayetinde böylece bir çözümden bahsetme şansımız doğmaktadır. Çözümün yeni bir gelecek demek olduğunun farkında olan bu orta sınıf-burjuva zümre, gelecekte yer alabilmek adına “çözümün iktidari parçası olmayı“ arzulamaktadır. Böylece bu zümre, devlet temsili olan AKP iktidar tekniğine daha fazla angaje olarak aslında Kürdistan toplumunun geleceğinde de ideolojik özgüllüğü ile söz sahibi olmayı kendinde bir motivasyon kaynağı olarak görmektedir. Halk ile bu zümre arasındaki çıplak fark da bu motivasyonun yeşerdiği yerde ortaya çıkmaktadır. Nitekim halk çözümün kendisi olmak isterken, bu zümre “çözümün iktidarı“ olmak ister; halk hakikatin peşindeyken bu zümre “çarpıtılmış gerçekliğin” peşindedir. Onun içindir ki, halkın Kürt Siyasi Hareketi’ne desteği her geçen gün artarken, bu zümrenin AKP savunuculuğu yapan sesi daha kısık ve boğuk çıkmaktadır. Yani halk ışığa aydınlanmak için koşarken, bu zümre daha çok parıldamak için koşar.
Sonuç olarak ideolojik olan, meşru bağlar üreten ve iktidari boyutları olan bu motivasyon kaynaklarına karşı tarihin düz çizgisel seyrinde imdat frenini çekmiş devrimcilerin varlığı kendinden menkul bir trajediyi ortaya çıkarır.
Vakit dar, yol patika ve meşakkatli: Rastgele!

HASAN KILIÇ /
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi